Şişko Kenan-Sepet Yaşar Dilenci Ali-Bayramali

   Çevremizin kirlenmesi belki de mahallelerimizde eski meczupların olmamasından kaynaklı olabilir. Zenginleştikçe mal mülkte de insanlıkta da fakirleştik.
Koruma güdüsüyle yüksek ve aşılmaz duvarlarla ördük çocuklarımızın etrafınıkim bilir?
Yukarıda adlarını zikrettiğim dört şahsiyetle de güzel anılarım vardı. Her biri de zalım insanların kahrını çekerek ebediyete gark ettiler.

Kendilerinden başkasına ellemediğiniz sürece kimseye zarar vermez incitmez rahatsız etmezlerdi, hani yabanarısı gibiydiler…
Kendi hallerinde üç beş kuruşla ahalinin yardımlarıyla yaşayıp giderlerdi. Dünyanın serveti sizin olsa da arada onların iç dünyasına girebilseydiniz ne cevherler ne güzellikler vardı bilemezsiniz.
Arada öylesine beylik sözlerle karşılık verirlerdi ki aklınız şaşardı.
 
Sepet Yaşar…
 
Sepet Yaşar; kadınlar pazarı denilen şimdilerde kentsel dönüşüm cinayetine kurban edilen yerde hamallıkla geçimini sağlardı. Bildiğiniz erik değneği gibiydi, Bahçecik mahallesinde meskündu.
Küçücük adımlarla yürür kendisi gibi küçük olan sepetine parasını almadan yük koymaz iki bilemedin üç adımdan sonra sepeti bi hamleyle yere yıkar sinkaflı küfürle habu kadar şeyi ne bok yemeye alıysınız der yoluna giderdi. Onu kiralayansa şaşkolozbi şekilde ortada kalır verdiği parayı unutur bi başkasını kiralamaya yönelirdi.
 
Dilenci Ali…
 
Dilenci Ali’miz; benim bildiğim aslen Araklı yöremizden olup başından kukulu, maça papazı gibi kara, kuzgun saçı sakalı olan biriydi. Arada mahallenin yeni yetmeleri başından kukulunu yere düşürür sövdürürdü. Geçimini hamam tası gibi alüminyumdan ecüş bücüş bi tasla dilenerek sağlardı.
Arada biz ona kısıtlı harçlıklarımızdan verecek yerde o bize verirdi.
Sevindiğimizi gördükçe de gidin buradan da ben de kazanayım bişecukler derdi. Ve kızdırmadığınız sürece de keyifli sohbet eder dereden tepeden konuşur, hiç tasavvur edemediğiniz sözlerle sizleri gülme komasına sokardı.
 
Bayramali…
 
Bayramali’mizse;Çaykara kökenli olup çocukken omzunda taşıdığı ispirto küfesinin sırtından aşağı sızması sonucu içtiği sigaranın ayaklarından yukarıya doğru yanarakbi nevi engelli olmuştu.Yolda ayaklarını sürüyerek giderdi.
Arada halini sorar haftada bir ya da iki kere cigarasını alır,bi tavuk dürümle de günlerini geçiştirirdim.
Ramazan ayı boyunca eve almak ister gelmeyince de yediğim ne varsa her zaman bi tek onunla paylaşırdım.
Yatacak yeri yurdu olmadığından bizim evin arkasındaki boşlukta yaz kış soğuk ayazlarda nasıl yatardı şaşardım. Gerek eski gerekse de yeni giydiğim elbiseleri çokça paylaşmışlığım olsa da vermek istemezdim puşta! Çünkü bilirdim ki ertesi gün mutlaka birine verecekti.
Bi gece balkona çıkmış cigara tüttürürken soğuktan tir tir titrerken bi baktım ki bizim Bayramali en güzel sinkaflı küfürlerle hükümetimizi övüyor. Ölesine duygulandım ki anlatamam. Ben birazdan sıcacık yuvama gireceğim, sobanın başında kakarakikiri yapacağım, içimi kemiren suçluluk duygusuyla eşimin kaburasına tüneyip “eski yeni ne varsa gözden çıkardığın, battaniye ver de ona vereyim” diye resmen yalvarmaya başladım.
Ancak her defasında da bu düşüncemden de caydım, sırf onu görmeyeyim diye de artık balkona da çıkmaz olmuştum.
Bi akşam eve geldiğimde eşim: “bugün ne oldu bil bakalım” der demez anlatmazsan nereden bileceğim demem üzerine; “pazardan gelirken dolmuştan inmiş mahalleye girerken bizim Bayramali elinde poşetleri görünce şahin olmuş uçmuş hanımın yardımına koşmuş.
Eşimse sağolmağol demeye kalmamış poşetleri almış sokak kapısına kadar da taşımış. Bayramali önde eşim şaşkın arkasında giderken ahali buna takılmaya başlamış, o küfürbazın piri hiç unutamayacağım bi ders verdi ahlaksızlara; “usun ula! Yengeme yardım ediyorum size sövemem onun yanında!”

 
Şişko Kenan…
 
5ced0b45-dab0-4457-acfb-5a863188be50.pngGel gelelim Şişko Kenan’a…
Onun kadar yufka yüreklisini tanımadım, soğan zarından daha ince bi kişiliği vardı.Ortahisar mahallesinin gülüydü. İki kız iki erkek dört kardeştiler. Akraba evliliğinden dolayı biri kız diğeri erkek iki kardeşi de kendisi gibi kimi insani özelliklerini kullanamazlardı.
Sadece bi kız kardeşi sağlam doğmuş o da evlenip yurt dışında Belçika’da yaşıyordu.
Onu kızdırmak için: “Kenan ben gurbete gidiyorum”
“Hayırdır nereye” der demez Belçika cevabını aldığında öyle bi küfre başlardı ki daha önce hiç biorijinallikte rastlayamayacağınız küfür bombardımanına tutardı sizi.
Neden böyle yaptığını sorduğumda ise;tane tane sözcükleri seçerek orada kız kardeşinin olduğunu ve bu dingonun oraya gittiğinde ona ilişeceği endişesini taşıdığını anlardım.
Benim onunla olan dostluğum bambaşkaydı. Eski mahallemiz olan Çiftehamam sokağındaki evimizin yan tarafında kirada otururlardı.
O zamanlar da gerek annem ve de gerekse ben her daim yardımcı olur uzaktan uzağa hal hatır sorar bir birimizin gönlünü alır olurduk.
Yetmişli yıllarda kahvehanemiz vardı, arada şekerli kahve arada da büyük çay ister içine de bi avuç gugusErzurum şekeri atardı.
Ben derdi çayı da kahveyi de çook şekerli seviyorum ya der o muzip gülüşüyle evden çıkarken dudağına pelesenk ettiği sözcükle kıvılcım saçardı.
Eğer ki, yatsıdan sonra da görmüşseniz onu sokakta aynı nakarat sözcük sigara tiryakisi gibi dökülürdü dudaklarından.
Gerek babamın ve de gerekse de anamın desturuyla elimden geldiğince iyi davranırdım ona. Hiç kötü söz söylemezdi bana. Bir keresinde de arkadaşlarım iddiaya girip bana sövdürmek için üste para verdikleri halde o;bakri benim dostumdur arkadaşımdır ben nasıl küfrederim ona diye de serzenişte bulunmuştur onlara…
Onu kızdırmak için: “Kenan Ortahisar yanıyor” dediklerinde vaveyla kopartır en ince ayrıntısına varıncaya kadar da eğip bükmeden basardı kalayı.
İki engelli kardeşinin yangında çıkamayacağını cayır cayır yanacaklarını düşünür, delirirdi. Öyle ki, kaç kez bu durumda kan ter içerisinde kalır yüzü kızıla keser gözlerinden insan çiyi süzülürdü.
Elimden geldiğince onu kahvenin içine alır karşı tarafı susturmaya onu da teselli etmeye çalışırdım. Neden bilmiyorum, bizim kentimizin bazı insanlarının küfür ağızlarının kenarında nilüfer çiçeği gibi her mevsim açardı.
O yeni ortaya saçılan hırbolara da hiç mi hiç benzemezdi. Bi gün hiç unutmuyorum babam giyinmiş kuşanmış Ankara’ya bi iş için gidecekti. Yolda babam Kenan’a; “Kenan, ben Ankara’ya gidiyorum ev sana emanet uşaklarıma iyi bak” der demez,
Kenan, “uşacuklarını bilmem ama karilarina ekmek getiririm” demez mi?
İlahi Şişko Kenan, o güzel cevabıyla kahkahaya boğmuştu bizleri.
Şimdi yüklendikleri kara toprağın bağrında o nüktedan cevaplarıyla birilerini düşündürüp güldürüyorlar mı?
Kim bilir?


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.