SİYASET VE KOLAYCILIK

  İnsan sosyal bir varlık;  etkileyen, etkilenen. Birçok niteliğinin yanında duyu organlarıyla kendini duyumsatan ve yaşatan... Tanrı’nın verdiği gücü kullanmada günbegün yetenek geliştiren, ilerleme gösteren, çoklarının kutsadığı bir varlık "insan…"
    Bu yanıyla diğer canlılardan ayrılan "üstün" kılınan. Yüzyıllardır yapageldikleriyle çoğunlukla övünülen, çağlar kapatıp çağlar açan insan. Bin yılların birikimiyle günümüze ulaşan, ulaştırılan yapıtlarıyla, üretimleriyle baştacı ettiğimiz... Aslında bütünüyle "kendimiz"dir o. Öyle olduğu için belki de övgüye değer buluruz. Hani "günah"ı olmayan, hep "sevap" işleyen gibi… Eksiği, hatası olmayan ya da çok az olan, doğruları çok çok olan. Kendisi için değil de çevresi ve toplum için, insanlık için çok şey yapan, "İYİLİK TİMSALİ…"
    Unuturuz "kötü" ve "kötücül" duygu-düşünce, tutum, tavır,  eylem ve uygulamaları. Bunlar bizim dışımızdadır artık! Başka gezegenlerden gelen insan görünümlü yaratıklar!.. Yok böyle bir canlı. "O" dediğimizde yukarıda yazdığım gibi yine "kendimiz"dir aslında. —Kuşku yok ki tarih boyu yaptıklarıyla genel insanlık tanımını zorlayıp onun üstüne çıkan kişilikler, müstesna varlıklarıyla günümüze ulaşan, daha çok yaşayacak olan örnekler bu irdelemenin dışındadır. Çok özel yanlarıyla onlar insanlık ve toplumlar tarihinin başköşesinde yerlerini almışlardır kuşkusuz. —
   Böylece “onlar" ve "kendimiz" diye ayırdığımız aslında sanal bir yapılanma. Biraz da "ben" ve "biz"de var olan kimi eksik ve yanlışları kabul edemeyerek "o" ya da "onlar"a diye başka adreslere postalamak. Kurtulmak kimi olumsuz eleştirilerden, sıfatlardan belki de. Biraz "rahatlama" mı yoksa. Günlük yaşamda "DOĞRUCU DAVUT " gibi, herşeyi bilen...
    Bu denli felsefi, biraz da uzun yaklaşım sergilemeyi neden gerekli gördüğümü merak edenler olabilir. Bunu içinde bulunduğumuz sosyo-kültürel, etik, siyasal kümelenmeler ve ayrışmalar için çok önemli bulduğumu vurgulamalıyım. İnsanımızın aileden başlayarak birçok aidiyet içerisinde olduğu bilinmektedir. Ancak kültürel, etik ve siyasal aidiyetler hep sığ, niceliğe dayalı, "yavan” tartışılagelmiştir. Özellikle siyasal örgütlenme ve kümelenme. Siyasal yapılanmanın dernek, sendika, kitle örgütlerinden öteye asıl adresi kuşkusuz siyasi partilerdir. Bizim gibi toplumlarda partiler dışında varlığını enerjiye dönüştürüp yaşama sunma, siyaset yapma, egemen anlayışla (erkle) ilişki, ya da yakınlığınıza bağlı. Böyle olunca, bütünüyle yaşamı ilgilendiren "siyaset" eşit olmayan koşullarda başlayıp, sürmekte. Bu eşitsizliğin getirdiği doğal sonuç tam da ülkemizde görüldüğü gibi! "Haklı" ile "haksız"ı,  "doğru" ile "yanlış"ı ayırt edememe "sıkıntısı" olarak karşımıza çıkıyor. Kimi siyasal adresler tamamen "haklı" ve “doğru” kimileri de salt "haksız" ve salt "yanlış" diye yargıya bağlanıyor, geniş kitlelere, topluma bu öznel tutum, "yargı" adeta dayatılıyor. Bu dayatmanın sancıları günbegün artarken toplumsal dayanışma zedeleniyor, ülkülerimiz, ütopyalarımız kesintiye uğruyor, dahası toplumsal sarsıntı ve deprem olasılığı yükseliyor, çöküş ne yazık ki hızlanarak yaklaşıyor...
     Benim parmak basmak istediğim, artık serzenişten öteye aşırı önemsediğim salt "doğru” ya da salt “yanlış" olamayacağı bilimsel gerçekliğini unutan, gözardı eden siyasi parti temsilcisi, yetkilisi ve aktörlerinin bolluğudur. Özellikle en tepeden, kurmay düzeyden söylenip yazılanlar daha alt birimlerde "tabu" gibi kabullenip uygulamaya ya da eyleme dökülünce linç kültürü ve düşmanlaştırma adım adım örülerek toplum iki uca doğru iteleniyor. "Ben” ve “öteki" kavramları kemikleştiriliyor. Durumdan görev çıkaran yerli ya da yabancı güçler,  özellikle dünya egemenleri, emperyalistler ve ülke içinde her dem var olan, gizli ya da açık var olacak olan yandaşları, işbirlikçiler kendi savunma-saldırı, güdü, refleks ve çıkarlarına uygun programlarını oluşturma çabasına hız vereceklerdir.
     Böylelikle toplumsal dokuyu oluşturan o geniş düzlem, ULUSAL BİLİNÇ zarar görecek, görüyor da!
     İkincil aidiyetler öne çıkacak, çıkarılıyor da!
     Etnik ya da dinsel kimlikler öne çıkacak, çıkarılıyor da!
     Ayrışma hızlanarak, giderek bölünmeye varabilecek oldukça tehlikeli kümelenmeler, oluşumlar ortaya çıkabilecek ULUSAL BÜTÜNLÜK yokoluşa girip "KOLAY LOKMA" durumu kendiliğinden belirecektir! —Özellikle Yugoslavya örneğini anımsatarak sevgili Teoman ALİLİ arkadaşımın "YUGOSLAVYA DERSLERİ"    adlı yapıtını herkese önermek isterim. —
.......
Kimi doğrular içerisinde var olan, deyim yerinde ise saklı olan yanlışları bulup çıkarmak çok önemli. İnsanlık asıl bununla uğraşıyor, çabalıyor, gece gündüz demeden. Oysa bunun yanı sıra birçok “yanlış"ın içerisinde kimi "doğru"ların olabileceği de bir gerçek, ayrıca fazlasıyla unutulan bir gerçek. Belki de sorun bu "yanlış" kümeler içerisindeki sınırlı "doğru"ları bulup çıkarmak, zor olan bu çabaya sabırla omuz vermek, uzun sürebilecek bir alana yoğunlaşmak yerine —korkarım ki—kolaya kaçmak!


                                 —  Yarınlar güzel olacak —

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.