ŞİZOFRENİ

Şizofreni (Yunanca: "bölünmek, yarılmak, ayrılmak, parçalanmak" ve "akıl, ruh, huy, hissiyat"), benzer belirtilere sahip birtakım ruhsal hastalıklardır.

Hastalık, algılama ve düşünme yetilerinde meydana gelen bozukluklara bağlı olarak kişinin davranışlarında da değişime, bozulmalara yol açar. Bu bozulmalar, şizofreni hastasının kendisini rahatsız etmeye başlayan dış dünyadan bağımsız, kişiler arası ilişkilerden ve gerçeklerden uzaklaşarak kendi kendine yeni bir dünya kurmasına yol açar. Bu tanım Vikipediden…

Maalesef toplumda artan bir şizofreni olduğunu düşünüyorum. Bu durumun; liyakatsiz, kifayetsiz, niteliksiz, bireysel çıkarcı, megaloman, tembel, yalancı ve yalaka Yöneticilerden kaynaklandığına inanıyorum.

Okumayan, sorgulamayan, eleştirmeden hap gibi birçok şeyi yutan, cümleyi okumadan içindeki bir kelimeye göre beğenen veya küfreden bir çoğunluk oluştu sanki…

Birilerini hiç hata yapamaz mantığına hapsederek adeta Tanrısallaştıranlar, bir bakıyorsunuz aynı kişiler, varsayalım Ağaç Tanrısı olarak yücelttiği kişiyi kesebilme cüretini de gösterebiliyor. Bir anda göklere çıkarıp bir anda yerin dibine sokmak nasıl bir duygu hali ki… Sanırım toplumsal etkileşim veya mahalle baskısıyla düşünme, sorgulama, hoşgörü ve en önemlisi tarafsız değerlendirme yetisinin kaybedilmektedir.

Akıl tutulması ve fanatizmin her alana hâkim olduğu dip dönemdeyiz, umarım dahası da yoktur. Hoşgörü, saygı, sevgi, vefa, duygudaşlık sınıfta kalmış gibi, hem de sınıfta kalmanın olmadığı bu ucube eğitim sisteminde…

Yeni bir çağa girmiş gibiyiz. Bencillik çağı… Sanki hâkim olma, hükmetme, yok sayma, yok etme, kaba kuvvetle ele geçirme, haddini bilmeme, ayakların baş olma dönemindeyiz, üstelik aynı görüşü savunduğunu sananlar arasında dahi.

Özellikle sosyal platformdan rahatlama, yalakalık, yardakçılık, kendini gösterme adına diğerine sayıp sövme, aşağılama almış başını gidiyor. Dedik ya, yeni bir çağdayız diye, nerede Mevlana’nın ‘’Hoşgörülülükte deniz gibi ol!’’ sözü, nerede toplumun davranış biçimi… Bu sövenlerin en büyük övgüleri yaptıkları da ayrı bir trajikomik vakadır.

Çok seviyoruz göklere çıkarıp yerlerde süründürmeye, gerçeği pek aramadan, sorgulamadan, toplumun girdabına kapılmak kolay tabii.

Herkes siyasi duayen olmuş, nasıl olmasın ki, ekonomik olarak Televizyon izlemeye mahkum edilen insanlar izlediği kanalın sözcüsü gibi, her gün bir konu ve her gün aynı abone konuklar aynı nakarattalar, Melike Demirağ’ın uyu yavrum ninni parçasını dinlettiriyorlar, anlarsan…

Tarih, sosyoloji, ekonomi, felsefe, edebiyat, sanat bilmene ve okumana gerek yok, izle Borazancı Duayenleri…

Bu kadar politize toplum patlamaya hazır bomba gibi olur, kurtulunmalı ve normale dönülmelidir. Yani, kitap okumalı, sanat ve spora yönelinmeli, saygı ve sevgi kavramlarının anlamlarına sarılmalı ve empatiyi mutlaka hayatımıza daha çok sokmalıyız, bir de ‘’her şeyi ben bilirim’’ ukalalığından uzaklaşılmalıdır.

Futbol takımı tutmak haricinde fanatizm(Trabzonlu Trabzonspor fanatiğidir ki bu faydalıdır) çok zararlıdır, çünkü mantıklı düşünme becerisini kaybettirdiğinden akli hareket edebilme yeteneği de kaybolur. Fanatikler düşünmeden hareket ettiklerinden eleştiriyi de kabul etmez, kullanmazlar ve kızarlar.

Oysa eleştiri gelişmenin en önemli yardımcısıdır. Bu yetisi olmayan ve körü körüne her şeyi kabul edenler, dâhil oldukları dernek, cemaat, parti, grup vb. oluşumlara faydalı da olamazlar. Çünkü eleştiri derin bilgi gerektirir, bilgisi olmayan eleştiri yapamadığı gibi fikir de üretemez ama iyi hakaret ederler.

Toplumsal mücadele alanında;  bu siyaset veya dernekçilik olabilir; ‘’senin için çok çalıştım’’ söyleminin dillendirildiği çok duyulur. Esasen bu çıkarcı yakınma toplumsal anlayış ve kitle siyasetine uymaz. Doğru olan, Kuruma çalışmaktır, ocu bucu olmak geçici bir tarzdır, Ahmetçi, Mehmetçi olarak anılmak ta hoş değildir. Partili veya Kuruma ait olmak esastır. Mesela Atatürkçü tanımlaması doğaldır veya A Partili gibi… Birisine çalıştım vurgusu hoş değildir. Partili şahıs için değil Partisi için çalışır ve bu çalışma da karşılıksız olursa çok anlamlanır. İnsanın başına kakılan iyilik de zaten iyilik olmaktan çıkar…

Toplumun; farkında olduğu, itiraf ettiği, bildiği ve de sık sık üzülerek zikrettiği kaybedilmiş çok değerli özellikleri var. Hızla yeniden kazanmanın yolları bulunmalı, daha fazla kangrenleşmeden yani geriye dönüşü imkânsız olmadan başarılmalıdır. Çok mu geç kaldık sizce?

Hoşgörü ve duygudaşlık temelinde diğer değerler inşa edilebilir ki bunlar, sevgi, saygı, değer verme, dürüstlük, çalışkanlık, mütevazı olma, hemen yargılayıp idam etme yerine anlama zahmetine katlanma gibi…

Yalnız ve yalnız gerçeği, doğruyu savunmak herkesin ilkesi olmalıdır, kendi zararına bile olsa. ‘’Aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın’’ diyen kişiliksiz, çıkarcı ve yalakalıktan başka becerisi olmayan Muhterisler yüzünden, toplum freni boşalmış kamyon gibi uçuruma sürüklenmektedir.

Üzülmemek mümkün mü? Hayata bakış açımızı düzenlemeli ve kendimize duyduğumuz saygı kadar başkalarına da saygı duymalıyız. En önemlisi kendi gözündeki şaşılığı görmeyenlerin karşısındakinin gözündeki minik çapağı görüp dillendirmesi çok tuhaf değil mi? Hiç değilse iğneyi birazcık kendimize batırabilmeliyiz.

Yazımda genellemeler yaptığımı ve kişi odaklı hedefim olmadığını belirtmek isterim. Ben ocu bucu değilim, Atatürkçü tanımlamasına girenlerdenim, bunu belirtmekteki muradım, yazımın başka taraflara çekilmemesine olan ricamdır.

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum