Şoför Nebahat

  Yaşı benim gibi 60’a merdiven vuranların başlığı okuyunca eskileri yad ederek , “Ne çabuk geçti seneler” diyerek iç geçirdiklerini tahmin edebiliyorum… Abartmıyorum o siyah beyaz yıllar gerçekten güzeldi... 
“Şoför Nebahat” Türk Sinemasının gururlarından bir Yeşilçam eseri… Filmi görmeyen gençler için ufak bir hatırlatma yapayım… Başrollerini Türk Sineması’nın Sultanlarından Fatma Girik ve yakışıklı jönü İzzet Günay’ın paylaştığı bir başyapıt… İzlemeyenlere tavsiyem internete girip filmi seyretsinler… Böylece İstanbul’a kimlerin ihanet ettiğini de görmüş olurlar…
                                                  *****************
Neyse konumuz arkada bıraktığımız yıllarla ilgili değil…
Günlerdir tartışılan gündemden hiç düşmeyen, Trabzon’da yediden yetmişin dillendirdiği, her türlü hijyenden “nasiplenmemiş”, her tarafı dökülen dolmuşlar ve doğal olarak da o arabaları süren Şoförler… 
Eskiden şoför olmak bugünkü gibi “ucuz” değildi… 
“Kaptanlık” koltuğuna oturmanın bir takım kriterleri vardı… Her “babayiğit” direksiyonun başına geçip kontak çeviremiyordu… 
Ehliyet almak kolay değildi!
Çünkü, o zamanlar Trabzon’da bugünkü gibi insandan çok araba yoktu… Direksiyon başına geçmek için ya babanın arabası olacak ya da tanıdığın bildiğin şoförlük konusunda bilgi sahibi olduğuna inandığın birinden ders alacaktın… 
Eskiden bugünkü gibi,  tıka basa insan taşıyan dolmuşlar da yoktu… 
Yayla gibi Amerikan arabaları, günde en az iki kez içi dışı temizlenmiş pirüpak olarak Trabzon caddelerinde hizmet verirdi… Durakta müşteri beklenirken, elde bez arabanın sağı solu ayna gibi parlatılırdı…
Ekmek teknesine gözü gibi bakar, başkasının kullanmasına verilmezdi… En önemlisi de arabasına aldığı “velinimetini”  güler yüzle karşılardı… Direksiyon başında çok nadir kravatsız şoför görebilirdiniz…
                                                     ***********
O zamanlar yolcu kapmak için şimdikiler gibi, bir birleriyle yarışmazlardı… 
Trafik kurallarına harfiyen riayet ederlerdi… 
Kanun ne diyorsa onu uygular, “Şeriatın kestiği parmak acımaz” deyip “kazan kaldırmaz” hizmetini en iyi şekilde sürdürmeyi rehber edinirdi…
Acı ama gerçek; bugün şoför esnafı diye bileceğimiz, eşimizi veya çocuğumuzu emanet edebileceğiz  “kaptanlar” tarih oldu… Şoförlük, daha yaşı yeni 20 olmuş, bir elinde telefon, bir taraftan da telsize cevap yetiştiren, günlük harçlığını çıkarmak, akşamda çilingir masasını kurmak için meslek haline getirilmiş… 
Bu gün gelinen noktada Trabzon dolmuşlarının yenilmesi için Şoförler ve Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı bir çok kez bir araya gelip toplantılar yaptılar… Seçilmeden önce “Trabzon’un güzelliğine güzellik katmaya talibiz” diyenler ne yazık ki, vatandaşın değil bir avuç dolmuş sahiplerinin ve şoförün sesine kulak verdi…  
                                                ************ 
Sonunda mevcut yapıdan hiçbir farkı olmayan “makyaj” yapılarak adına da modernizasyon denilen eski hamam eski tas sisteme geçildiği duyuruldu… Hani diyorlar ya “Dağ fare doğurdu”…
İnanmayan varsa Maraş caddesinin halini bir görsün… Trabzon’a hiç yakışmıyor…

“Fısfıs İsmail’e” döndük

Çin’in Hubei eyaletindeki Wuhan kentinde çıktıktan sonra küresel bir salgın halini alan corona virüsü sınırlarımızdan içeri girdi… Sağlık Bakanı yaptığı açıklamalarda “vaka sayısının şu ana kadar 5 olduğunu ve hastalara karantina uygulandığını” söyledi…
Aslında “Covid-19” temizliğimize hiç dikkat etmediğimizi acı bir şekilde yüzümüze vurdu… Bu günlerde…
-Eskisi gibi elimizi sadece silmiyoruz…
Suya ve sabuna dokunuyoruz… Köpürtüyoruz…
- Yanımızda biri hapşurduğunda “çok yaşa” demiyoruz… 
Hemen kalkıp oradan uzaklaşıyoruz…
- Her merhaba diyenle tokalaşmıyoruz…
 Sarılıp şapur şupur öpmüyoruz… 
Peki ne yapıyoruz…
Bu saatten sonra cebimizde küçük kolonya şişesiyle dolaşıyoruz… Tabiri caizse “Çocuklar Duymasın dizisinin fısfıs İsmailline” döndük…  Hani halk arasında kullanılan “Bir musibet bin nasihatten iyidir” sözünün doğruluğu bir kez daha kanıtlandı…

Covid-19’un sesi sonradan çıkacak 

  Dünyayı saran Corona virüsünün asıl etkilerini Mayıs’tan sonra göreceğiz… Hemen mikrobun havalar ısınınca yeniden hortlayacağını sanıp paniklemeyin… En büyük sekteyi turizm sektörü yiyecek gibi…
Bunu nereden mi çıkardım… Geçen seneye kadar bölgeye akın eden turist profilinin başını Araplar, Körfez’den gelenler ile İranlılar çekiyordu… Şunun şurasında Nevruz’a sayılı günler kaldı… Trabzon’a binlerce İranlı gelip bir-iki hafta tatil yapıyordu… Korkarım bu yıl Arap ve İranlı turistleri mumla arayacağız.

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.