Sokaklar işgal altında!

   sokaklar.jpgTürkiye’nin hemen her kentinde, ilçesinde olduğu gibi Trabzon’da da çoğu sokaklar işgal altında. Trabzon eski belediye başkanlarından Hasan Melek, sokakların gelişigüzel işgal edildiğini belirterek, ‘Özellikle Ortahisar’ın merkezinde ara sokaklar, çaycıların işgali altında. İnsanlar bazı sokaklarda yürüyemez oldu. Kadınlar mağazalara giremez oldu’ dedi.
   Eski Belediye Başkanı Hasan Melek, eleştirilerinde haklı. Ana sokakların çay ocakları tarafından işgal edilmesi doğru değil. Sokak ortalarına kadar atılan sandalye ve masalar, yürüyenleri rahatsız ediyor ve işyerlerinin de iş yapamamalarına neden oluyor.

Gürol Başkanın Şemsiyesi!

  Trabzon Mimarlar Odası Başkanı Gürol Ustaömeroğlu’nun çok sayıda fötr şapkası ve şemsiyesi vardır. Gürol Ustaömeroğlu, her yurt dışına ve İstanbul’a gidişte mutlaka bir fötr şapka ve şemsiye alır. Ustaömeroğlu’nun, fötr şapkaya olan düşkünlüğü, siyasi lideri eski Cumhurbaşkanlarından merhum Süleyman Demirel’den gelir.
gurol-baskanin.jpg  Gürol Ustaömeroğlu’nun şemsiyeleri de öyle normal tek kişilik şemsiye değildir. Gösterişli ve oldukça geniştir. Birkaç kişiyi yağmurdan koruyan şemsiye…
Ustaömeroğlu, geçenlerde Moloz mevkiinde bir dostunu ziyarete gider. İşyerinden ayrılırken yağmur yağmaya başlar. Şemsiyesini açar ve Meydan’a doğru yürümeye başlar. Bundan sonrasını kendisinden dinleyelim;
  ‘Elimde siyah şemsiyem. Kemeraltı'ndan Meydan'a doğru yürümeye başladım...
Kunduracılar Caddesi'nde karşıdan gelen bir buldozer, şemsiyesi ile bana çarptı. Dönüp baktım. Hiç tınmadı bile. Yürümeye devam etti. 
Ben de yürüdüm. 
30, 40 adım attım atmadım bu kez bir dişi buldozer, şemsiyesi ile şemsiyeme çarptı. Dönüp baktım. Hiç rahatsız olmamış gibi yürümeye devam etti. 
Tepem attı. Ses çıkarmadım. Yürümeye devam ettim. 10, 15 adım attım atmadım bir başka dişi greyder, şemsiyesi ile şemsiyeme çarptı. "La havle" dedim döndüm baktım. Umurunda değilmiş gibi yoluna devam etti. 
Döndüm baktım, gözden uzaklaştı. Kızdım ama nafile kendi kendime söylenerek yürümeye devam ettim…
30 adım attım atmadım bu kez 2 ayaklı bir erkek tır, şemsiyeme çarptı. Öyle çarptı ki şemsiyem gitti geldi. 
"Yahu" dedim dönüp baktım. Tır "bana mısın" demedi. Yoluna devam etti. 
Ben ise bana mısın dedim ve 18 tansiyon ile yoluma devam ettim. 
Meydan'a geldim. 
Tanınmış bir restorana girdim. Şemsiyelikte bir sürü şemsiye vardı. Hiç siyah şemsiye yoktu. En yakın renk olarak bir tane lacivert siyah kareli şemsiye vardı. O da açık olarak duruyordu. 
Siyah şemsiyemi her ihtimale karşı düzenli bir şekilde sardım. Çıtçıtladım. Ve şemsiyeliğin bir köşesine yerleştirdim. 
Yemekten sonra lacivert siyah kareli açık duran şemsiye yerindeydi. Benim kapalı, çıtçıtlı üstelik siyah ve üstelik köşedeki şemsiyemin yerinde olmadığını gördüm. 
Her sene giden şemsiyelerime biri daha eklendi. Allah milletimize zeval vermesin. Allah milletimizin akıl sağlığını korusun. Allah milletimizi başımızdan eksik etmesin’.

***************

  temel-kahveci-004.jpgYıllardır sizlere anlatmaya çalıştığım gerçekleri önceki gün kendileri itiraf etmiş oldular. Yıllarca aldattıkları insanlara şimdi ne anlatacaklar diye düşünmüyorum. Bu zamana kadar ne anlatıp kandırmışsalar yine aynı yoldan gideceklerdir.
Bu duruma Tanrı kimseyi düşürmesin hele Balgatlı'nın yerinde hiç kimse olmasın.  
(Temel Kahveci)

***************

 prof-dr-miktad.jpg ‘Ben Trabzonluyum.1929’da Köprübaşı’ndan Maçka’ya göç etmişiz sel nedeniyle. Ekrem İmamoğlu da aynı bölgeden aynı sebeple göç etmiş. Eskiden köyün yaşlıları, ileri gelenleri gençlere nerede ev yapmalarını söylerdi, şurada sel, şurada heyelan olmaz, diye. Şu anda devlet de neresi sel yatağı heyelan bölgesidir bunu söylemiyor, haritalandırmıyor. Araklı’da vatandaş buraya daha önce 6 kez sel geldi diyor. Orada ev yapmak çok dikkat isteyen bir şey. Orada bir ev alacaksan 100 yıllık bir ev varsa oradan alın. Karadeniz’deki vatandaşı devletin yönlendirmesi yok. Karadeniz’de ev yapacak fazla yer yok. En düz yerler de dere yatakları. Oraya ev yapınca sel alıyor, yamaca yaparsanız toprak kayıyor. Eski malzeme kullanılmıyor, ahşap kullanılmıyor. Yamaçlar bu yeni ağır malzemeyi tutmuyor. Eskiden ev yapınca alt katlar ahır olurdu kullanılmazdı. Şimdi alt katlara da ev yapılıyor… Samsun Çarşamba’daki evler eskiden direkler üzerine yapılırdı. Sel suları alttan geçip gidiyordu. Amerika’da da aynı şeyi yapıyorlar. Bu bölgede de aynı şeyi yapmak gerekir. Suyun üstüne duvar koyunca su yıkıp geçiyor. Ben eskiden fındık toplarken, kendimi belimden ağaca bağlardım. Dağın tepesine yapar gibi derenin içine de yaparsanız olmuyor işte! Trabzon’da olanlara bakıyorum, bakanlar oralarda demeçler veriyor. Kriz merkezleri kuruldu deniyor. Bu kriz merkezlerini kanunlardan kaldırmıştık. Ama hala zihinlerde var ve kuruluyor. Ama problemin çözümüne yönelik bir şey görmüyorum. Karadeniz’de hesapsız kitapsız çok sayıda kuralına uygun olmayan HES’ler yapıldı. Attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değmeyecek yapılar bunlar. Bunların kullandığı malzemeyi dereye koymuşlar, derenin yatağını değiştirmişler. Trabzon’daki olayda da bir HES var ama kurban mı yoksa aktör mü bilmiyorum. 
(Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu-İTÜ)

***************

 metin-kondel-004.jpg Son yıllarda dünyada Türk olmayı az şeymiş gibi zanneden expath bir nesil yetiştirildi. Bunda dünyaya ümmetçilik üzerinden bakıp bir şey üretemeyen sürekli ıkınan siyasal İslamcıların, ne idüğü belirsiz komünistlerin, Stalinist kuyruklu Kürt milliyetçisi Kürdopatların büyük payı var kuşkusuz. Bunlar dünyada Türk olmayı az bir şey zanneden hödük tayfası. İstiklal marşını okumayı saplantılı ideolojik bir tutum olarak algılıyorlar. Amerikalılara, İngilizlere, Ruslara, Fransızlara, Almanlara yakıştırdığı efendiliği bir türlü Türklere yakıştırıyorlar. Çünkü İngilizlerin, Rusların, Amerikalıların efendiliğindeki bir ülkede istiklal marşını okumayı reddetmenin ne anlama geldiğini bilmiyorlar. 
(Metin Kondel)

Önceki ve Sonraki Yazılar