02.06.2022, 10:08

SORUNLU ALAN

Türkiye, günde sadece 1 dakikasını kitap okumaya ayırırken, televizyon izlemeye 6 saatini, internete ise 3 saatini ayırıyor. Türkiye, okuma alışkanlığında da dünyada 86. sırada yer alıyor. Kitap okuyanların yüzde 65’i aşk, yüzde 24’ü siyasi, yüzde 13’ü düşünce, yüzde 7’si kişisel gelişim kitapları okuyor. Çocuklara kitap hediye edilmesinde ise Türkiye 180 ülke içerisinde 140. sırada.

Türkiye Eğilimleri Araştırmasına göre, ülkede kitap okumayanların oranı 2019'da yüzde 50.9 iken, 2020'de yüzde 59.1'e ulaştı, yani okuma alışkanlığı giderek düşüyor, toplum vaktinin çoğunu sosyal medyada geçiriyor.

Pandeminin de tetiklemesiyle okuma alışkanlığı azalırken televizyon izleme ve internette zaman geçirme artmıştır. UNESCO tarafından 2013’de yapılan araştırmaya göre, Türkiye'de okuma alışkanlığı yok denecek kadar az. Avrupa'da yüzde 21 olan kitap okuma oranı, Türkiye'de sadece binde bir. Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin verilerine göre de, kitap ihtiyaç listemizde 235. sırada yer alıyor.

En güvenilir ve değerli bilgi kişinin kendisinin araştırarak, okuyarak elde ettiğidir. Araştırılır ve okunursa doğruyu bulmak kolaylaşır. Ama başkalarına inanma kolaycılığına kaçarsa ki genelde tercih ediyoruz, o zaman da, çeşitli amaçlar için insanları kullanarak güç olan şer odaklarına fırsat ve olanak tanınmış olur. Cemaat, tarikat, dernek, vakıf gibi oluşumlar bu boşluğu doldurur.

Mustafa Kemal Atatürk; 30 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu’da yaptığı konuşmada ‘’En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır’’ demiş ve 2 Eylül 1925’de Mecliste tekke ve zaviyelerin kapatılma kararı alınmıştı.

Peki, neden varlıklarını halen ve alenen sürdürüyorlar? ‘’ İhtiyaçtan doğuyorlar’’ kocaman yalanının arkasında, oluşumdan menfaat sağlayan çirkin siyasileri, aşiret, cemaat veya tarikat liderleriyle aynı yolda yürürken kol kola görmek şaşırtıcı olmaz.

Yasaklanırlarsa yeraltına inerler, gizli yaparlar anlayışı teslimiyetçi bir zihniyeti temsil eder. Samimi ve gerçekçi olmadığı gibi zavallılığın da açık itirafıdır.

‘’Birtakım şeyhlerin, dedelerin, seyitlerin, çelebilerin, babaların, emirlerin arkasından sürüklenen ve falcılara, büyücülere, üfürükçülere, muskacılara şanslarını ve yaşamlarını bırakan insanlardan meydana gelen topluluğa, uygar bir ulus gözüyle bakılabilir mi?’’ Atatürk.

Son günlerde gündeme gelen TÜRKEN Vakfına biraz kendi sayfasındaki anlatımından bakalım. TÜRGEV yani Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı 1996 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde, İstanbul Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (İSEGEV) adıyla kuruldu, 2013 yılında TÜRGEV ismini aldı. Yönetim Kurulu Başkanı Fatmanur Altun TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkanlığı görevinin yanı sıra, Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Üyeliği ve KADEM Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliğini de yürütüyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un eşi olan Bayan Altun Fikriyat Gazetesi köşe yazarlığını da yürütmektedir. Vakıf 20 Kız Öğrenci Yurdu açmış. 1989 yılında Türkan Saylan’ın kurucularından olan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği de kız çocuklarının okutulması konusunda hassasiyet göstermekle beraber tercihini yurttan ziyade eğitim evleri açmak yönünde kullanmışlardır. Çünkü kız veya erkek öğrenci yurdu açmak yani öğrencinin barınma ve iaşesini esasen devlet karşılamalıdır ki öğrenci de Vakıflara değil Devletine sadakat ve aidiyet hissetsin. TURKEN Vakfı da 2014 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde kuruldu. Bu konularda Vakıflardan medet umulacağına devletin gücü kullanılmalıdır.

Bir diğer sorunlu alan olan Dernek; kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere oluşturulan tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarındandır diye ansiklopedik olarak açıklanır. Kamu yararına çalışan; LÖSEV, TEMA, TSKGV, Mehmetçik Vakfı, HAYKOD, ÇYDD vb. gibi yararlı oluşumlara rağmen yazamadığım yüzlercesinin faydalı olduğu konusunda tereddütlüyüm.

Özellikle Hemşeri dernekleri ise kahvehaneden öteye geçememişlerdir. İstisnaları olmakla birlikte, kültürel etkinlikleri yılda bir yapılan sözde şölen veya THM/TSM konserinden öteye gidememiştir. Ama buraların yönetimleri için kıyasıya mücadeleler olur. Çünkü siyasetin de ilgi alanındadır ve bu durumu bilenler de durumdan faydalanmayı düşünürler. Al gülüm ver gülüm gibi görünse de, aslında gri alandır ve öyle olmaz, ama yine de gizli alanda samimiyetsiz alışveriş olur.

Ülkemizde, kişisel menfaatleri değil de toplumsal çıkarları sağlamayı ilke edinenler çoğaldıkça ve önemli görevlere gelerek sorumluluğu arttıkça demokrasiyle birlikte refah da gelecektir. Ama iyi insanlar da izleme alışkanlığı veya miskinliği halinde kalmayıp müdahil olma eylemini gerçekleştirirse…

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

Yorumlar (0)