19.05.2022, 10:05

SPOR KARDEŞLİKTİR

15 Mayıs 1919 Perşembe günü İzmirli Rumların ‘’Zito-Yaşa’’ naraları arasında Yunanların İzmir’e çıkması tarihimiz açısından en acıklı günlerinden biri olması sebebiyle milletçe gösterilecek tepkinin daha canlı ve sürekli olması gerekliliğini de zorunlu kılmıştı.

Nitekim ülkenin her tarafına İzmir’in işgali duyurulurken Sadarete gönderilen telgraflarla işgalin asla kabul edilemeyeceği ve direnileceği belirtiliyordu. Niğde Reddi İlhak Heyetinin çektiği telgraf anlamlı olduğu kadar da duygusal ve kararlıydı.’’ İntihar edeceğiz, lakin yalnız değil.’’

Yunanlar İzmir’e çıktığı gün yerli Rumlarla katliama başlamışlardı. Yapılacak tek şey silaha sarılarak milli ruh ile birlikte birlik ve beraberliği sağlayacak hamleleri yapmaktı.

Bu amaca yönelik ilk miting işgalden bir gün önce Yahudi Maşatlığında (mezarlığında) yapılmış, direniş gösterilmesi konusunda konuşmalar yapılmıştı. Konuşmacılardan Hasan Tahsin halkı direnişe çağırmış ve ertesi günü ilk kurşunu atan da kendisi olmuştur.

Miting ve protestolar yasaklanmasına rağmen ülkenin her tarafına çığ gibi yayılmış ve Mustafa Kemal’de 28 Mayıs 1919’da Havza’dan gönderdiği genelgede ’’büyük ve heyecanlı mitinglerin yapılarak, milli nümayişlerde bulunulması, bütün kasaba ve köylere kadar genişlemesini’’ istiyordu.

Milleti derin üzüntüye boğan olayların artması direnme azim ve iradesini de ziyadesiyle körükleyecekti. Bu olaydan birisi de şöyle gelişiyordu. Albay Süleyman Fethi’yi Yunanlar ‘’Zito Venizelos!’’ diye bağırtmak isteyince, karşı çıkması üzerine süngülerle 22 kez, ağır yaralanmış ve birkaç gün sonra şehit olmuştu.

15 Mayıs 1919 günü kordon kana bulanmıştı, üç buçuk yıl sonra aynı sahnelerin kısasa kısas canlanacağını düşünenler yanıldılar. Bir tarafta çapulcu gibi işgale giden güruhla, bir tarafta düzen, disiplin içinde vatanı kurtarmak için kısasa kısas demeden alnı dik mağrur ve vatan aşkıyla yürüyen süvarileri aynı kefeye koymak zaten doğru bir mukayese olmaz.

Kordon’da nal sesleri yankılanırken bir Rum çetesi içinden, hükümet konağına ilerleyen süvarilerin başındaki Yüzbaşı Şerafettin’e doğru bir bomba atılır ve yüzbaşı kanlar içinde kalır. İki derin yara almasına rağmen yaralarına aldırmaz ve başka bir ata biner ve hükümet konağına ulaşıldığında yanındaki teğmenlerle balkona çıkar ve bayrağımızı göndere çekerler. Saat: 10.30’dur ve kimisi ağlarken kimisi sevinç çığlıkları atar.

İzmir’in işgalinden 4 gün sonra 19 Mayıs 1919’da Samsun’a arkadaşlarıyla çıkarak bağımsızlık meşalesini yakan Mustafa Kemal sonradan doğum tarihi olarak bugünün yazılmasını isteyecek ve bu günü cumhuriyeti teslim ettiği gençlere armağan edecekti.

 “Ümidim gençliktedir” diyerek gençlik ve spor bayramı ilan edecek kadar gençlere inanan ve onlara hitaben, ‘’ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir’’ diyen Atatürk’ün umudu boşa çıkmamıştır.

Sosyal medyada z kuşağı bir gencimiz şunu yazmış: “biz gençlere, sen bilmezsin, sen anlamazsın diyenler var, apolitik görünmemiz duyarsız olduğumuzu göstermez, biz neler olduğunun fazlasıyla farkındayız, her şeyi izliyor ve biliyoruz, çözümü de biliyoruz,  tek çare Atatürk’tür.”

Bursa nutkunda da ‘’Türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunları güçsüz düşürecek bir davranış duydu mu, elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.’’ diyerek gençliğe olan güvenini tekrar vurgulamış, gençliği böylece onurlandırmıştır.

Ayrıştırma, ötekileştirme, yabancılaştırma, gruplaştırma kelimeleri çok tehlikelidir ve üzerinde çok dikkat edilmeli ve kötü niyetli kişilerin veya iyi niyetli olup olayın esas resmini göremeyerek farkına varamayanların tuzağa düşürdüğü kavramlardır. Bu tuzaklardan uzak durulmalı ve asla sporun dostluğu pekiştirici, kaynaştırıcı ve barışçı yanı unutmamalıdır.

‘’Spor dostluk, barış ve kardeşliktir’’ sözü ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘’ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim’’ sözünün bugünlerde çok tekrarlanarak topluma adeta ezberletilmesi lazım.

Takımlar ve taraftarları asla düşmanlaşamaz, bu milli olduğu kadar uluslararasıdır. Yani daha açık yazayım, Fenerbahçeli, Galatasaraylı, Trabzonsporlu, Rizesporlu, Göztepeli taraftarların düşmanlık üzerinden değil rekabet yönüyle değerlendirme yapmaları doğrudur.

Hepimiz çok sevmedik mi; sosyal medyada paylaşılan Fenerbahçeli bir kadının kucağındaki Trabzonsporlu bir çocukla Trabzon tribünlerindeki pozunu. Trabzonsporlu futbolcuların Türk ve Yunan Bayraklarıyla verdikleri poza kızan oldu mu? O pozu da çok sevdik. Trabzonspor ikinci ligde iken çoğumuzun ikinci takımları yok muydu? Biz 5 kardeşiz, üçümüz Fenerbahçeli, birimiz Galatasaraylı, Birimiz Beşiktaşlı idi. Sevelim takımımızı Trabzonspor’umuzu, Milli Takımımızı, hem de çok sevelim, ama kimseye zarar vermeden.

Atatürk’ü anma, gençlik ve spor bayramımızın 103.yılı kutlu olsun! Sağlıcakla kalın, saygılarımla.

Yorumlar (0)