Sümela’nın ayine açılması ve iki mail !

Doğu Karadeniz Bölgesi, tarih boyunca çok sayıda kavme ev sahipliği yapmış bir bölgemizdir.

Bölgenin en önemli tarihi mekanlarından biri Maçka Sümela Manastırı’dır.

Sumela’nın yanı sıra Trabzon kalesi de geçmişten gelen bir hazinedir.

Bölgede zamanla yıkılmasına ve yağmalanmasına rağmen ayrıca onlarca tarihi eser bulunmaktadır.

Trabzon’a gelen yerli ve yabancı turistlerin büyük çoğunluğunun ilk uğrak yerlerinden biri Sümela Manastırı’dır.

Sümela Manastırı, Hıristiyanlar için de kutsal bir mekan olarak kabul edilir.

Sümela; Osmanlı İmparatorluğu döneminde korunmuş, hatta onarılmış bir Manastırdır.

Kurtuluş Savaşı sonrası, Yunanistan ile yapılan mübadele anlaşması neticesinde bölgedeki Hıristiyan ahalinin büyük bir kısmı bu ülkeye göç etmiştir. Ayrıca, başta Rusya olmak üzere ABD, Fransa gibi ülkelere de gidenler mevcuttur.

Yanılmıyorsam, 1990’lı yıllardı.

Türkiye’nin bazı bölgelerinde ‘inanç turizmi’ne önem verilmesi istenmişti.

İzmir-Efes, Hatay, Trabzon’un inanç turizmine açılması gündeme gelmişti.

Efes, Hatay, Urfa ve birkaç kent inanç turizmi ile birlikte turizm gelirlerini arttırmış, bu kentlere binlerce turist gitmişti. Hala daha gidiyor.

Trabzon ise, değişik nedenlerden ötürü ‘inanç turizm’inden beklediğini elde edememişti.

Daha sonraları ise beklenmedik gelişmeler olmuştu.

Sümela Manastırı’nda ayin yapılması konusunda bugüne kadar birkaç yazı yazmış, görüşümü belirtmiştim.

Farklı tepkiler almıştım. Kimileri Sümela’nın ayine açılmasına karşı çıkarken kimileri de destek vermişti.

Günümüzde ve gelecekte;  ülkeler bölünebilir, bölünüyor da. Ancak, işgal edilmesi bir hayli zor! Hatta imkansız! Emperyalist ülkeler, artık ülke işgal etmiyorlar, kültürel ve ekonomik olarak istedikleri ülkeyi ele geçiriyorlar veya uydusu yapıyorlar!

Sümela’nın ayine açılması, Sümela’da haftada iki kez ayin yapılması ile bölgede sosyal yapı değişir mi? Yüz yıl önce buradan göçenlerin torunlarının torunu yaşadıkları ülkede düzenlerini bozup, buralara yerleşirler mi?

Zaten değişen yasalarımızla, Avrupa veya dünyanın bir başka ülkesinden insanlar Türkiye’de ev, arsa, fabrika satın alamıyorlar mı?

Bal gibi alıyorlar!

Sonuç olarak; gelirler, yerleşirler kuşkusunu bir kenara bırakmamız gerekir.

Bir yandan, ‘Avrupalıya gel Trabzon’da iş merkezi, otel, motel, tesis, fabrika kur’ diyoruz. Diğer yandan, turist olarak gelecek olanlara kuşkulu yaklaşıyoruz.

Maçka Belediye Başkanı Ertuğrul Genç, Sümela Manastırı’nın ayine açılması gerektiğini açıklamıştı.

Genç’in bu açıklaması yankı yarattı.

Osman Yaşar Kulaç’a konu ile ilgili İstanbul’daki bir dostundan ileti geldi.

Kulaç da bu iletiyi bize gönderdi.

 

Kulaç’ın iletisi şöyle;

 

‘Hasan bey

Sümela konusunda hemfikiriz. İş gerçekleşirse bu şehir bu işin mimarı olarak sizi bilecek.

Ancak prosedür hazırlanırken bazı çok önemli noktalara dikkat edilmeli. 

Efes’te bir kaç yıl önce, ayinde ilçenin içine taşan cadde ve sokaklara yansıyan bazı nahoş olaylar oldu. Bu konuda mail grubumdaki, İstanbul’dan Ersin Süeren ağabeyin bir ikazı var.

Efes’te bu ayinin yapılışı sırasında yüksek sesle ilahi okuyarak papazların ve cemaatin yürüyüşleri, tam bir gövde gösterisi, meydan okuma derecesinde olmuş ve çok tepki almışlar.

Akşam tesadüfen Tad Pizza da Ertuğrul Genç’le karşılaştık ve durumu ona anlattım. İlgi ile dinledi.

Prosedürü ayinin yapılacağı yeri, bu yerin sınırları, dini ibadet tarzlarını değiştirmeden ancak çok fazla ses ve benzeri taşkınlık olmadan etrafı da düşünerek yapılmasını söyledim. Böylece tepkilerin de önüne geçileceğini ifade ettim.

Karar çıkarsa sizin payınız büyük olacak ve iyi ki Sümela Maçka'daymış diye düşünüyorum. Sanki bir ilahi adalet gibi. Bu ilçe kültür seviyesi eğitimi, daha  yüksek bir ilçemizdir.

 

Arnavutköylü  Ersin Süeren’in maili

 

‘Osman Kardeş

…1997'den beri yaklaşık yarı ömrüm Amerika’da geçiyor. Her defasında onları anlayabilmem daha da güçlendi. Ama bu demek değil ki onların dünya politikalarını tasvip ediyorum. Amerika evlatlarını yiyen bir baba gibidir. Kuruluşundan bu yana. İstanbul’da Rumların çoğunlukta olduğu bir Rum köyü olan Arnavutköyü’nde 9 yaşımdan bu yana yaşayıp büyüdüm. Onları anlamak fırsatına eriştim ama onlara karşı içimde ne aşırı ve ölçüsüz bir sevgi ne de kin ve nefret var. Komşulukta nerede ve hangi çizgide duracağımı öğrendim Amerikalılarla ve Rumlarla beraberliğimde.

Veeeee Maçka Belediye Başkanının gazetenizdeki gerine gerine poz verdiği, 'her turist 500 euro (ki gelse bile o parayı 5 yıldızlı Antalya otellerinde bırakmıyorlar) harcar' beyanatına esef ve utançla karışık duygularla adeta kavruldum. Vah yazık!

Sümela'nın nasıl gaddarca tahrip edildiğini gayet iyi biliyorum. Oranın insanlarını düzeltmeden Sümela'yı restore etseniz ne olacak? Tekrar tahrip ederler. ATATÜRK büstleri tüm yenileri konmalarına rağmen zaman zaman tahrip edilmiyor mu? Bu konuda daha 40 yıl evvelin Yunanistan’ına ulaşamadığımız bir gerçek olduğu gibi son yıllarda daha da kötüye Devlet idarecileri eli ile gidiyoruz. Sonra da yığınlar ki kim oldukları belli İstanbul da, 'Hepimiz Ermeniyiz' diye bilinçsizce bağırırken; tüm dünya Ermenileri kıs kıs bize gülüyor.

Biz turizmi güneş, kum ve bu toprakların 4000 yıllık çoğu bakımsız ve tahrip edilmiş kalıntılarından ibaret zannediyor ve de işin aslını öğrenmemekte batıl bir inançla inat ediyoruz.

Gelelim Madalyonun öteki yüzüne:

Bizim gibi bu ülkede Rum, Ermeni ve Yahudilerle bir hayat boyu beraber yaşayıp, çok yönlü araştırma alışkanlığında olarak sona yaklaşan azınlıktaki kişiler keşke anlatmak istediklerini anlatabilseler yeni kuşaklara. Bilir misiniz ki 400 küsur yıl İmparatorluk toprakları içinde kalan ve zamanında bir hayli Türk barındıran Atina'da bugün tek bir cami ve Türk eseri bulamazsınız. Bilir misiniz ki; Yunan hükümeti 19 Mayıs'ı Pontus Rumlarının Türkler tarafından Soykırım günü ilan edip o günün törenlerinde milli kıyafetler giydirilmiş- ufacık Yunan çocuklarına Papazlar Atina, Selanik sokaklarında; "Okuyun evlatlarım okuyun Türkler 400 yıl ne Atina'da ne de Anadolu'da çocuklarımızı okutmadılar" diye küçük beyinleri yalanlarla yıkadıklarını. Kaldı ki Osmanlı’da okuyan ve bu imkanı kiliseler aracı ile bulan özellikle Rumlardı. Tüm resmi devlet tercümanları ve hariciyecisi okumuş Fenerli Rum Beyleriydi. Osmanlının İngiltere nezdindeki ilk elçisi bile Rum'dur. Romanya'yı Osmanlı adına Osmanlı’da kilise okulu tahsilli Fener Rum Beyleri idare ederdi. Bulundukları yörede bütün mezalimi onlar yapar acısını biz Türkler çekerdik. Selanik limanında İngiliz, Fransız, Avusturya gemilerine sabotaj yaparlar tazminatını Osmanlı Türkleri öderdi. 1968'in bitimine bir gün kala Atina havaalanında eşimle beraber Rodos'a uçmak üzere Olimpic havayollarının uçağına binerken gencecik Yunanlı hostes, müdür pas biletimiz olduğu halde yalnızca birimizi uçağa alıp gerekçe olarak da Türklüğümüzü gösterdi. Tabi askeri Cunta zamanıydı uçak Steward'ının uyarmasıyla kız önümüzde tutuklandı. Eşimin kuzeni İstanbullu doğma büyüme Rum'dur. Liseyi de Saint Benoit'de bitirdi. Yunanistan’a gidip orada bir oğlu oldu. Çocuk 7 yaşına gelip ilkokula gittiği birinci günün akşamında anasına gelip eteğini çekerek, "Anne sana Türkler bir şey yaptı mı? " diye sormuştur ilk cümlesi. 1997'de New York'ta büyük bir mağazada alışverişimin sonu kasada hesabı öderken kasiyer kız bana, "bir erkek olarak hanımların tercih edebileceği güzel hediyeler almışsınız siz hangi ülkedensiniz? diye sorunca. Türk'üm dememle arkamda sıra bekleyen genç bir kız, "Aman, aman burada Türklerden bahsetme 430 yıl bizi yaktınız yıktınız şimdide Kıbrıs’ı işgal ettiniz" diye bağırınca herkes şaşırdı. Meğerse kız ne Yunanistan’ı ne de Kıbrıs'ı görmemiş Yunan asıllı bir Amerikalı. Ailesi kızın beynini yıkamış. Tabi, yanlış kişiye tosladığını hem o anladı hem de meraktan etrafımıza toplananlar. Anlayacağın bunlar hala aynı kafada. Küçük beyinleri milli eğitimleri vasıtası ile zehirlenmekte. 'Su uyur, düşman uyumaz'. Hele salt para düşünüp kendini düzeltmeyip yalakalıktan vazgeçmezsen bunlar hiç uyumaz birde arkandan kıs kıs güler. Ben demiyorum ki oraları turistlere ve özellikle Yunanlılara kapatalım. Sakın bu böyle anlaşılmak istenmesin. ATATÜRK; o sakat düşünce ile savaştı ve Venizelos gibi fanatik Giritli Yunan Başbakanı ATA'nın ayaklarına kadar dostluğunu getirdi. Yani bükemediği eli öptü. Bizimse her nedense hiç gereği yokken bileğimiz hep bükük. Savunma ile haklılık korunmaz. Karşı tarafın ne yaptığını ve ne yapmak istediğini bilip yüzüne vurmak, beynelmilel platformda yaptıkları kepazeliği somut delillerle ortaya çıkarmakla olur. Tabi, araştırıp, okuyup, anlayıp bilgilenmek gibi bir becerimiz varsa. Vatanını seven insan ruhunun güçlü olduğu, parayı adamın gözüne sokar gibi ön plana sürmeyen, bir toplumun korkacak hiç bir şeyi yoktur. Dikkat edilmesi gereken: Netice hiç bir zaman sebebini göz ardı edemez. Kabacası; Önce insan olmayı öğrenmek. 700 yıl evvel bu topraklarda yaşamış Şeyh Edebali:

'Milletini yaşat ki,

Devletin yaşasın' der.

İnsanı eğitmeden yapılan, İstanbul’un imarına benzer.

Gerisini sen düşün. Hoşça kal.’

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.