SÜRÜKLENİŞ

      Çok sözü olanın kimi zaman dili tutulur gibi olur. Siz de yaşamış olmalısınız dostlar, oldukça can sıkıcı bir durum. Hangi birini söylesem, neyi, kimi, hangi sorunu ya da konuyu öne çıkarsam diye siz düşündükçe uçar gider belleğiniz bu karmaşada. Sonra hayıflanır, sırası mı, zamanı mı der durursunuz, günler, yıllar giderken.

       Özellikle son dönemde hızlı akan yaşam, oldukça kaygan da sayılabilecek düzlemde kendi doğru ve kendi önceliklerini bize dayatıyor. Elimiz-kolumuz, ağzımız-gözümüz, yüreğimiz-beynimiz adeta bağlanıyor gibi. Hemen hayır demeyin lütfen! Yazılı-görsel ve sosyal basının tamamına yakını hangi duyularıyla, hangi kaynaklara dayalı, hangi duygu ve düşüncelerle davranıyor tam da inceleme-tartışma konusu.  Ülkemizin sıradan sayılamayacak yazanı, konuşanı, düşüneni, bilim insanı bir cenderenin içinde. Bu kesimin büyük çoğunluğu ülkemizin geçtiği sorunlu süreçleri ve sonuçlarını önemli ölçüde yaşamış, görmüş ya da incelemiş insanlar.

       Deneyim, bilgi, birikim ve akılcılığın yetmeyeceği ne olabilir ki! Hangi el ya da güç bunu engeller. Acaba bu gücü kendilerinde nasıl görürler? Yoksa gerçek gücünün ayrımında olmayan geniş halk kesimleri ve onların temsilcileri olduğunu söyleyen siyasi çevreler ve tutarsızlıkları buna yol açıyor olabilir mi?

      Durum bu olunca iki seçeneğiniz kalıyor. Ya “yineleme söylemi ve edebiyatı” yapacaksınız; buna halk dalkavukluğunu da ekleyerek “sansasyon” yaratıp çok ilgi görmeniz de olası. Ya da köşenizde oturup “kendi doğrularınız” ile devinip duracaksınız. Sabırla uygun iklimi bekleyip üretiminizi sürdüreceksiniz. Burada yinelemeye düşmekten çekinmediğim bir durumu anımsatmak istiyorum. Yaşama iz bırakanlar çoğunlukla kendi ömürlerinden sonra anlaşılmış ya da anlaşılmaya çalışılmış, hakları teslim edilmiştir. Bu konuda tarih insanlık kadar nankör olmamıştır!

         Kendi yaşam alanı ve ömrüyle sınırlı görülen bir dünyacı anlayış (çıkarcı, bencil) kuşkusuz bunu anlamakta zorlanır, anlayamaz da. Önceliğimiz de bu olmamalı zaten. Süreç en iyi öğretmendir deyip bunu zamana bırakmak, sistem sorunsalını da unutmamak, bu aşamada söyleyeceğimiz söz olmalı… Gerçek özneden, etken olması gerekenden söz etmeye çalışıyorum. Onlar ki  “Kontgerilla”yı bilirler. Onlar ki “Gladyo”yu bilirler. Yine onlar, benim kadim dostlarım Nato’yu, 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü iyi çözümler, –çoğu da yaşamıştır!- bilirler. “Çiller Özel Örgütü”nü duymakla kalmamış ardıllarını da çok iyi tanımışlar. Yine her türlü “çete” ve yasadışı örgütlenmeleri görmüşler. Savaşım, gözlem, deneyim ve birikimleri buna yeter de artar bile…

         Gençliğimizde çağırdığımız o slogan hâlâ neden güncel!

         “Kontgerilla’dan hesap sorulsun! Gladyo dağıtılsın!”

          Yoksa elli yıldır patinaj mı yapıyoruz!

          O halde nedir bizi haftalardır ardından sürükleyen? Bir girdabın içine itildiğimizi görmek bu denli zor olmamalı. Hiçbir şeyden habersiz, zır cahil insanlara dahi yapılamayacak aymazlık ötesi tutum. Nedir bu “kör kör gözüm parmağına” ( kör parmağım kör gözüne) tavrı!

       Zamanı ve sırası gelince yapılmayan, çözülmeyen sorunsal karşımıza devlet-ülke-vatan-ulus sorunu olarak çıkmaktadır. Ancak yine öğrenmiş olmalıyız ki her geç kalıştan sonra bedel daha ağır olur ama sorunu çözmek başlamaktan geçer. Yeter ki daha fazla geç kalınmasın!

                                                                         -Yarınlar güzel olacak-

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.