TARİHİ İPEKYOLU TARİHSEL DEĞERİMİZ DEĞİL Mİ?

İpekyolu güzergâhı üzerinde önemli bir uğrak merkezi ve kentimizin güney kapısı konumunda olan Maçka ilçemiz, Persler, Romalılar, Bizans ve Komnenos Devleti’nin sınırları içerisinde yer almış Fatih Sultan Mehmet Han'ın 1461’de Trabzon’u fethetmesiyle birlikte Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. İlçe sınırlarına girdiğimiz her an, zengin tarihsel geçmişi, doğası ve kültürel değerleriyle bizleri tarihin derin sayfalarında gezintiye davet eden bir tarih kentidir adeta Maçka. 
Bu kez, tüm tarihsel yaşanmışlıklara adeta şahitlik eden İpek yolu güzergâhında tarihe bir seyahat yapalım istedim. Çin’in ürettiği ipeği Roma’ya satma isteğinden dolayı oluşan bu tarihi yolun, ticari ve jeopolitik önemini anlayan Roma İmparatoru Hadrianus, MÖ I. yüzyılda kentimizde liman inşa etmiştir.1204’ten 1461’e kadar olan dönemde bağımsız Trabzon İmparatorluğunun hükümdarı I.AdronikosKomnenos’un hükümdarlığı altındaki şehir, ticari faaliyetleri açısından altın çağını yaşamıştı. Bu dönemlerde Cenevizli ve Venedikli tüccarlar İran’a olan faaliyetlerini bu kervan yolunu kullanarak gerçekleştirmişlerdi. 
1830’lu yıllara gelindiğinde İngilizlerin İran ile ticaret yapmak için daha ucuza mal olan Trabzon-Erzurum-Tebriz kervan yolunu kullanmaya başlamaları ve bu amaçla 1836’da Trabzon'a gelen ilk buharlı gemi olan “S.S. Essex” İngiliz gemisi bu ticaret yolunun önemini artırmıştır. Geminin yükleri arasında Manchester’dan gelen pamuktan imal edilmiş tekstil ürünleri ile Avrupa’nın üretici ülkelerinden gelen mallar ile çay ve şeker önemli ticari ürün kalemini teşkil etmekteydi. Bu ticaret yoluyla Hindistan’dan gelen çay Londra’ya gitmekte, şeker ise İngiltere, Fransa ve Avusturya’dan getirilmekteydi. İran’dan gelen ihraç ürünler tömbeki (nargile ile içilen bir tütün türü), halı, yün, pamuk, zamk ve kurutulmuş meyvelerden ibaretti. 1830 ve 1860 yılları arsında kesintisiz hizmet veren bu ticaret yolu, Rusların bir liman şehri olan Poti’den Tiflis şehrine demiryolunu inşa ederek ticaret yolarını kendi hükümleri altına alma çabaları ve 1869’da açılan Süveyş Kanalı karşısında önemini kısmen kaybetmiştir. Bu tarihlere kadar kervanlarla sürdürülen bölge ticaret ulaşımı 1872’de atlı arabaların ulaşım sağlaması için tamamlansa da Rusların ticaret yollarındaki yatırımları İran transit ticaretinin yarısından fazlasının Rusların eline geçmesini engelleyememişti. Yol güzergâhı üzerinde yer alan han ve kervansaraylar ise bu ticaret ulaşımının kültürel etkileşiminin adresi ve ticaret duraklarıydı.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında bu ticaret yolunun faaliyetleri durma noktasına gelmişti. Savaş öncesi motorlu taşıtlar için uygun hale getirilme görevi Bâb-ı Âlî tarafından Fransız şirketine verilmişse de 1916 ve 1917 yıllarında Rusların işgali altında bulunan bu ticaret yolu, Ruslar tarafından tamamlanabilmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrası 1921 ve 1927 yılları arasında ticaret hızlı bir şekilde Trabzon’a geri döndüyse de Rus demiryolunun varlığı 1927’de Rusları, İran ile ticarî antlaşma imzalamaya yöneltti. 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte ticaret yolu için yeni bir dönem başlamış, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde 1931’de inşaat süreci başlayan yeni yol 1937’de tamamlanarak transit trafiğe açılmıştı. Trabzon ve Tebriz arasındaki 548 millik mesafeyi asgari otuz gün içinde tamamlayan hayvanlı araçların yerini alan ilk motorlu yük ulaşım araçları Chevrolet ve Dodge marka kamyonlar, bu mesafeyi üç günde kat etmekteydi. Bu tarihi ticaret yolu, İkinci Dünya Savaşı sonrası ve 1970’lerde jeopolitik konumunun imkânlarından yararlanarak kısmen faaliyet gösterse de ulaşım maliyetlerinin yüksek oluşu, raylı sistem olanaklarının hayata geçirilememesi karşısında eski tarihi günlerini arar olmuştur. 
Bugün yeni yol güzergâhları var olmasına karşın Zigana’ya ya da Maçka’dan yaylalara gidiş-dönüşümde bu kadim yol güzergâhını tercih ederim sıklıkla. Çokça karşılaşırım, tarihin tüm yorgunluğuna rağmen ayakta durmaya çalışan hanlarla. Hayal ederim buradaki yaşanmışlıkları, duyar olurum sanki ahırlardan gelen hayvan seslerini ve taş köprülerden geçen ahşap at arabalarının gıcırtılarını, heybetleriyle karşıma çıkacak gibi olur develer… Bu kadim yolun yolcularının yorgunluklarına ortak olurmuşçasına çeşmelerinden bakır maşrapa ile soğuk su içmek isterim hep. Köşe başından çıkıp gelecekmişçesine uğultularını duymaya çalışırım Chevrolet ve Dodge marka kamyonların ve dahası belki de bu yollarda kamyonuyla geçim mücadelesine ortak olan, yokluğuna hasret ve özlem duyduğum dedemi ararım. Bir sonraki virajı dönünce bir yol boşluğunda arabasını tamir etmesine tanık olmayı isterim. Belki budur bu yollara tutkum, sıkça bu yollarda gidişim, belki de sahip çıkılmayan bu tarihe inatla sarılışımdır bu tercihim. Bizler dün ticari önemine sahip çıkamamakta yaptığımız yanlışlara, bugünde yenilerini ekleyerek, sayıları üçü, beşi geçmeyen ‘Tarihi yol’ yazılı levhalarla sahip çıkmaya çalışıyoruz bu kadim geçmişimize. Ne zaman farkına varıp ne zaman anlayabileceğiz değerlerimizi bilmiyorum ama "Değerlerine ve geçmişine sahip çıkmayan milletler, yok olmaya mahkûmdur" veciz sözüyle sonlandırmak istiyorum cümlelerimi.
Saygı ve selamlarımla…
Kaynak: TRABZON-İRAN TRANSİT TİCARET YOLU (İNGİLİZ KONSOLOSLUĞUNUN KASIM 1942 TARİHLİ BİR RAPORU) Orhan TURAN 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.