Tarihin döndüğü an!

Kafkaslarda başlayıp Karadeniz’e yayılan, dünyanın belli başlı güçlerini hızla içine çeken, küresel bir krize dönüşmek üzere olan gelişmeler bize ne anlatıyor?

 

Kuşkusuz ki olay, üzerinde tartışmaların ve çatışmaların döndüğü Gürcistan, Abhazya ve Güney Osetya olayı değil. Büyük tarihi dönüşümler, küçük bölgesel olaylarla kendini belli eder. Ya da bu hesaplaşma ya da dönüşüm için küçük gerekçeler gerekir.

 

ABD’nin cesaretlendirmesiyle Gürcistan’ın Güney Osetya’ya girişi, Rusya’nın sert müdahalesi, Polonya ile ABD’nin füze savunma sistemi anlaşması, Abhazya ve Osetya’nın bağımsızlık ilanı ve ABD gemilerinin boğazları geçerek Karadeniz’e gelmesi çok daha büyük bir olayın görünen parçaları. Bu büyük küresel oyunda Gürcüler, Abhazlar ve Osetler kurban.

 

Peki bu büyük küresel mücadele ne?

 

Bunu anlamak için, dönemin Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in, Almanya’nın Münih kentinde 10 Şubat 2007’de yapılan NATO Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmaya gitmek gerekiyor.

 

 

 

. O MÜTHİŞ GİRİŞ

 

Müthiş bir giriş yaptı Putin. Hem de konuk olarak davet edildiği, varlık nedeni mirasçısı olduğu Sovyetler Birliği’ni ortadan kaldırmak olan, artık küresel emperyalizmin askeri saldırı örgütüne dönüşen NATO’nun beyninde.

 

, "...Şayet görüşlerim arkadaşlarıma alışılmadık ölçüde polemik, iğneleyici ve hatalı geliyorsa, sizden bana öfkelenmemenizi isteyeceğim. Sonuçta, bu sadece bir konferans. Ve umarım, Sayın Teltschik (oturum yöneticisi), konuşmamın ilk dakikalarında, şurada duran kırmızı ışığa basmaz…”

 

İşte o konuşmadan pasajlar:

 

. "...Tek kutuplu dünya nedir? Bunu ne kadar süslerseniz süsleyin, netice itibariyle tek tip durum, tek erk, tek güç merkezi, tek efendi anlamına gelir. Tek egemenin, tek efendinin olduğu bir dünya demektir. Sonuç olarak, bu durum sadece sistemin içindekiler için değil, aynı zamanda egemenliği elinde bulunduran için de ölümcüldür, çünkü onu içeriden yıkar. Ahlaki temelden yoksundur..”

 

 

 

. DÜNYA DAHA KÖTÜ

 

Fakat her nedense, bize demokrasiyi öğretenler, kendileri öğrenmek istemiyor. Günümüz dünyasında, tek kutuplu dünyanın kabul edilemez olmasının yanı sıra, aynı zamanda olanaksız olduğu kanaatindeyim. Ve bunun tek sebebi, günümüz dünyasında tekil liderliğin varlığı halinde, askeri, siyasi ve ekonomik kaynakların yetersiz kalacak olması değildir. Bundan daha önemlisi, model bizatihi kendisi kusurludur, çünkü esası gereği modern uygarlık için ahlaki bir temel yoktur ve olamaz…“

 

"Tek taraflı ve çoğu kez gayri meşru olan eylemler hiçbir soruna çare olmamıştır. Üstelik, yeni insanlık trajedilerine sebep olmuş ve yeni gerilim noktaları yaratmıştır….”

 

“Kendi kendinize değerlendirin: Savaşlar ile yerel ve bölgesel çatışmalar son bulmamıştır. ..Bu çatışmalarda kaybolan ve hatta ölen insanların sayısı eskisinden daha fazladır. Çok daha fazla, çok daha fazla! Bugün, uluslararası ilişkilerde gücün - askeri gücün - neredeyse sınırsız kullanımına şahitlik ediyoruz. Bu güç, dünyayı daimi çatışmalara sürüklemektedir. Sonuç olarak, bu çatışmaların hiçbirine kapsamlı bir çözüm bulacak güce sahip değiliz. Siyasi bir çözüm bulunması da imkansız hale geliyor…”

 

 

 

. MEDVEDEV’DEN AYNI SÖZLER

 

"Uluslararası hukukun temel ilkelerinin her geçen gün artan bir şekilde küçümsendiğini görüyoruz. Ve aslına bakılacak olursa, bağımsız yasal normlar, gittikçe bir devletin hukuk sistemine benzemektedir. Bu tek devlet, en önemlisi ve en başta ABD, her yönden ulusal sınırlarının ötesine geçmiştir. Diğer uluslara dayattığı ekonomik, siyasi, kültürel ve eğitimsel politikalar bunun kanıtıdır. Peki, bundan kim hoşnut? Kim bundan memnun kalıyor?"

 

Bu sözler, 1980’li yılların sonunda başlayan tek kutuplu dünyanın artık sona erdiğinin, çok kutuplu dünyaya geçişin başladığının bir manifestosu, resmi bir belgesiydi.

 

Son günlerde yaşananların ardından Rusya’nın yeni Cumhurbaşkanı Dimitri Medvedev’in bazı Rus televizyonlarına söylediği şu sözleri Putin’in o açıklamasına gönderme yapıyordu:

 

“ABD egemenliğinde bir dünya istemiyoruz. Bütün kararların tek ülke tarafından alındığı dünya sistemini kabul etmiyoruz. Böyle bir dünya istikrarsız ve tehditkardır. Tek kutuplu dünyayı istemiyoruz…”

 

 

 

. SULAR DURULMAZ

 

ABD, Irak’ı federasyon yapma, Irak’taki enerji kaynaklarını bölüştürme, Hazar ve Ortaasya petrol ve doğalgazı üzerinde etkili olma çabaları Rusya’da büyük tepki yaratıyor. Tak kutuplu dünyaya karşı açık savaş ilan eden Rusya’yı kıpırdayamaz hale getirmek isteyen ABD, batıda füze kalkanı sistemiyle Rusya’yı sıkıştırırken, güneyde de Gürcistan ve Ukrayna ile dışarı çıkamaz hale getirmeye çalışıyor.

 

Bu tümceden de anlaşılacağı gibi yeni kriz bölgesi Kafkaslardan sonra Ukrayna’dır. Karadeniz’de sular uzun bir süre daha durulmayacaktır. Tam tersine, bir süredir ısrarla vurguladığımız gibi Karadeniz gelecekte çok daha büyük stratejik mücadelelere tanık olacaktır.

 

Türkiye bütün bu gelişmeleri hesap ederek, bölgesel gerçekleri gözardı etmeden, Montrö’den kaynaklanan bölgesel sorumluluğunu doğru kullanarak sorunlara yaklaşmak zorundadır. Türkiye, bağımsız bir politika geliştirebildiği oranda, olayların arkasından sürüklenen değil, yönlendiren bir pozisyona geçebilir. Böyle bir politika, Karadeniz ve bölgenin geleceğinde önemli rol oynayabilir.

 

Ziraat odaları uyuyur!

 

 

 

Hükümet fındık fiyatını tavan olarak 4 YTL açıkladı. Bu durumda en kaliteli fındığın Toprak Mahsulleri’ndeki karşılığı, kesintiler çıktığında en iyi olasılıkla 3.7-3.8 YTL. Ama büyük bir kesim için 3-3.3 YTL aralığında. Serbest piyasada ise 2.4 YTL düzeyinde. Bazı vatandaşların, kalitesi düşük olduğu için 2 YTL’nin altında fındık verdiği haberleri de geliyor.

 

TMO üreticiye randevu veriyor. Fındığını hemen satmak zorunda olanlar, ucuz fiyattan tüccarın eline mahkum. Tüccar 2-2.5 YTL’ye topluyor. TMO’ya 4, birkaç ay sonra 5 YTL’ye satacak. Çünkü randevuyu o alıyor.

 

Peki yevmiye paralarını bile nasıl vereceğini bilemeyen fındık üreticisi ne yapıyor?

 

Şaşılacak şey; susuyor. Derin bir sessizlik içinde yazgısına razı.

 

Fındığın en büyük sorunlarından biri, Batı Karadeniz’deki, Düzce, Adapazarı’ndaki verimli taban arazilerde fındık üretimi.

 

Ama buradaki üreticiler sessiz değil.

 

Önce miting yaptılar, sonra yolları kestiler.

 

Ama fındığın ana vatanı Giresun, Trabzon, Ordu’da çıt yok.

 

Bir dokunsan bin ah işitiyorsun. Ama bireysel tepkiler kitlesel gösteri ve protestolara dönüşemiyor.

 

Kuşkusuz ki üreticiler bireysel olarak, kendi başlarına bir tavır ortaya koymanın ötesinde, ziraat odaları başta olmak üzere bölgedeki tüm kitle örgütleri, siyasi parti ve benzeri yapılarla demokratik bir tepki gösterebilmeli.

 

Ama, ne bireysel, ne de örgütsel olarak hak arama konusunda iyi bir noktadayız. Bu bizim, bireysel ve toplumsal çiğliğimizi, demokratik refleks ve kültürden yoksunluğumuzu gösteriyor.

 

Tabi hak arayanların terörist, itiraz edenlerin anarşist-bozguncu, son dönemlerin moda suçlamasıyla Ergenekoncu sayıldığı bir ortamda, korkunun kılcal damarlara işlediği bir toplumda kitlesel bir itiraz beklemek ham hayal!

 

Peki hiçbir şey yapmadan hoşnutsuzluğumuzu nasıl gösterebiliriz. Bu kararları alanlara, milyonlarca insanı hayal kırıklığına uğratanlara ders vermek için seçimleri mi bekleyeceğiz?

 

Balık hafızalarımızla Mart’taki yerel seçimlerde bu olup bitenleri anımsayabilecek miyiz acaba?

 

Sözüm başta ziraat odaları yönetimlerine.

 

Üreticinin hakkını savunmayacaksanız bırakın o koltukları.

Önceki ve Sonraki Yazılar