Ali Osman Aktaş

Ali Osman Aktaş

TAŞINMAZLARIN SATILMASI

Ülkede hiçbir şekilde ekonomik krizin olmadığını kesin kes beyan eden hükümetimiz bunun da kanıtının yüksek miktarda satılan ev ve arsalar ile birlikte otomobil ve diğer lüks mallarını gösteriyor. 
Haklıdır. Haklılar da. Çok değil, bir ay öncesine kadar Yeni Türk Lirasının ittifak para devletlerine karşı azami ölçüde değer kaybında biz daha çok ülke içerisinde oluşabilecek sarsıntıları ve enflasyona karşı eriyen cebimizdeki parayı düşünmüştük.
Fakat göz ardı ettiğimiz ve ihtimal dâhilinde pek çok vatandaşımızın bile ilgisini çekmeyen bir şeyler de oldu ülkemizde.
19 Eylül 2018 tarihli Türk Vatandaşlığı Kanunun Uygulanmasına ilişkin yönetmelik değişikliğine göre Türkiye’de 250 bin dolara ev alan yabancılara ailesiyle birlikte oturma Türk vatandaşlığı kazanımı hakkı da sağlanmış olup böylece isteyen yabancı istediği kadar nüfusuyla 250 bin dolara ev aldığı takdirde Türk Nüfusuna da geçiş hakkını kazanmış oldu. Daha önce bu tutar 1 milyon dolar idi ve Türk lirası da dolar karşısında o kadar ezik değildi. Son bir kaç yıla kadar.
Bu tarihli kararın çıkmasının ardından taşınmazın yabancıya satışı bir ayda yüzde 12 yükselirken, bir yıllık süre içerisinde de yüzde 134 artış göstermiş oldu.
Özellikle dolar ve avro karşısında bu kadar çok değer kaybeden Türk lirası doğal olarak yabancıların daha çok mal ve mülk edinmesine de kolaylık sağlamış oldu.
Devletler kendilerine karşı oluşabilecek stratejik eylem ve hareketlere karşı kendisini koruyacak bazı önlemleri de almakta zorundadır. Bütün bir yaz boyunca dolar ve avronun sistemik baskısı ve stratejik büyük oyunlarına karşılık en azından bir refleks göstererek öyle kritik bir dönemde bu kararın alınması sağlıklı oldu mu bunu da tabii ki hükümetimiz ve bizleri yönetenler daha iyi bilmektedirler. 
2000 yılından 2007 yılına kadar Türkiye‘de taşınmaz edinen yabancı uyrukluların daha çok Avrupa ve ABD vatandaşlarının olduğu buna mukabil bu ülkelerle hiçbir şekilde kesinlikle karşılıklılık ilkesinin fiilen uygulanamadığı görülürken 2007 yılından sonra müthiş bir şekilde Ortadoğu ve Arap ülkelerinin atağa geçtiği görülmektedir. 
Karadeniz illerinin bu taşınmazların satılması konusunda bu kadar çok talep görmesi ve rahatlıkla da yöre halkı tarafından satışına ve kullanımına izin verilmesi tabii ki sosyoekonomik yönden incelenecek bir konu. Üretimin ve sanayinin olmaması, fındıktan başka hiç bir geliri olmayan (ki onun da bir katkısı olmuyor) yöre insanı için şu aşamada turizm gözüyle (?) bakılan bu gelişmeler büyük bir gelir ve kazanç kapısı. Kimse para kazanmak istemem demez. Gelen paraya da hayır demez. 
Fakat tarihin asla unutturmadığı bir söz vardır: 
Toprağını kaybeden, bağımsızlığını ve geleceğini de kaybeder.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.