TEHLİKENİN FARKINDA MIYIZ?

  Her kentin kendine özgü ürünleri vardır. Şöyle bir çırpıda baktığımızda Trabzon'la özdeşleşmiş bir çok ürün sayabiliriz.

 Mısır, Akçaabat Tütünü, Çay, Yağ, Peynir, Akçaabat Köftesi, Mangalda et, bizce balık türünün en önemlisi hamsi ve mezgit, istavrit, palamut, barbun, karagöz, sargan, kalkan, tirsi gibi balıklar...

Şimdi bir pazar günü Zigana Dağına çıkalım.

Eş dost çoluk çocuk neyse dağda mangalda et yiyelim.

Hergün yapılan iş değil ya keyfimize bakıp yöremizde yetişen büyük ya da küçükbaş hayvanlardan elde edilmiş ürünlerle kendimize bir ziyafet çekelim dedik. Dedik ve yola çıktık. Çıktık ama yediğimiz etin bizim dağların havasını solumuş, suyunu içmiş, otunu otlamış hayvanların eti olmadığını biz de biliyoruz.

Balıkesir, Konya, Diyarbakır, Kars'tan  gelmiş...

Olsun ne de olsa bizim ülkemizin üreticilerinin ürünlerini Zigana Dağı havasında tüketiyoruz…

Öyle diyoruz da yaşı biraz geçkin olanlar nerde o eski tadlar diye anlatmaya başlayınca sonunda Trabzon Yaylalarında üretimin bittiği dolaysıyla etlerin de il dışından geldiği gerçeği ile başbaşa kalıyoruz.

Mısır üretimi yok. Bir parça Düzköy'de kalmış. Akçaabat'ta tütün üretimi bitmiş.

Akçaabat Köftesi endüstriyel ürün olmuş.

Balık hak getire. 

Hamsi kaçmış.

Evliya Çelebi'nin  anlatımıyla mavnalarla  sahile geldiğinde borularla ahaliye bildirilen hamsi bolluğu yok.

Bir zamanlar pazar değeri olmadığından tuttuğu mezgiti denize atan balıkçı da mezgiti bulamaz olmuş.

Barbonu,  tirsiyi, mavruşgil, karagöz, kötek, kalkanı tanımayan nesiller evlenip çoluk sahibi olmuşlar çoktan...

Bir zamanlar Dersaadet'e Vakfıkebir, Tonya, Akçaabat'tan giden tereyağlar artık o kalitede değil. Olanlar da bir ilçeye yetmez.

Çünkü yaylada insan kalmamış.

Köyler bomboş. Bir milletvekilimizin dediği gibi ineğini satan İŞKUR'a koşmuş...

Durum iyi değil.Üretmeyen toplumun sonu hüsrandır.

Fındık ne kadar zamana kadar bu bölgenin geçim ana kaynağı olacak ki...

Geleneksel tarım ürünlerimiz bitmek üzere..

Deniz artık verimsiz...

Yaylalar hayvansız... Etsiz, peynirsiz, yağsız, sütsüz...

Tarlalar boş... Ağaçlar meyvesiz... Gençler işsiz... Herkesin gözü masada... Tarlalar nadasta...

Ama Trabzonspor birinci gündem maddesi...

Tehlikenin farkında mısınız..?

BUNLARI  BİLİYOR MUSUNUZ?

Trabzon’da  bir yıl süren Veba salgını olmuş. Yıl 1362... Trabzon İmparatorluğu zamanı. Trabzon henüz fethedilmemiş. Salgın yaz aylarında çok daha şiddetlenmiş. İşte tam bu zamanda imparator annesi ve hanımı ile birlikte yüksek havadar yerlere kaçmışlar. Dağların ötesinde yaşayan insanların olduğu yer anlamına gelen MEZOHALDİYA (Gümüşhane) bölgesinde hastalık tehlikesi geçene kadar temiz havada yaşayan kral ve ailesi dönüşte de  doğrudan Trabzon'a girip sarayına gitmeyip o zamanki adı MİTRA olan Boztepe 'de tedbir maksatlı bir müddet çadırlarda yaşamışlar. 

Yıl 1238… Trabzon’da top oynanıyor. Ama  atlarla... Hatta bu oyun bir kralın ölümüne neden olmuş... Türkçe'de Çöğen Farsça'da Çevgân diye bilinen bu oyun bugün hâlâ oynanıyor.

At üzerinde oynanan bu top oyununun bugünkü ismi POLO’dur... Dönemin kralı Ioan Kommen oynarken atın üstünden düşmüş ve ölmüş....

Trabzon'un en önemli kültür varlığı olan Sumela Manastırının zaman zaman hapisane olarak kullanıldığını 1364 yılında çıkan isyana metropolit Nifon Pteriognit'in de karışması nedeniyle manastıra hapsedildiğini biliyor musunuz?

VATANDAŞ DİYOR Kİ!

Trabzon'da  neden Çocuk Onkolojisi hastanesi kurulmuyor?

Trabzon'da apandist ameliyatı kadar yaygınlaşmış organ nakli neden yapılmıyor/ yapılamıyor?

Yaya geçitlerinde şoförler yayaya, yayalar sürücülere neden saygı göstermez?

Yolcular hep dolmuş şoförlerini eleştirir de yolcular da hep evlerinin önünde istemelerini neden kendilerine hak görürler?

Önceki ve Sonraki Yazılar