TEMEL'İN ANASI...

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçildiğinden beri, İmamoğlu’nun peşini hiç bırakmadılar…

 

Temel’le Dursun idam cezasına çarptırılmış, cezaları infaz edilecek…

 

Temel’e son isteğini sormuşlar; “Anamı görmek istiyorum!” demiş…

 

Dursun’a sıra gelmiş, ona da sormuşlar son dileğini;

 

Temel anasını görmesin!” demiş…

 

Son gelişmelerden anlıyoruz ki; İmamoğlu’na “ana”sını göstermeyecekler…

 

İçişleri Bakanlığı İmamoğlu hakkında soruşturma başlatmış…

 

Önce, devlet içinde devlet olmakla suçladılar İmamoğlu’nu…

 

“Belediyeler bağış toplayamaz” diyerek, bağış paralarına el koydular…

 

Büyükşehir belediyelerinin en önemli gelir kaynaklarından otopark harç ve gelirlerini, ilçe belediyelerine devrettiler…

 

İstanbul’daki tarihi mekanların idaresini de aldılar elinden…

 

İBB’nin yurtdışı finans kaynaklarından metro yapmak için aldığı kredinin 565 milyonluk kısmını, kendi dönemlerinde döktükleri asfaltın karşılığı olarak haczettiler…

 

Döktükleri asfaltın parasını ödemediler ama;

 

TÜGVA'ya 74.3 milyon

 

TÜRGEV'e 51,6 milyon

 

ENSAR VAKFI'na 29,8 milyon

 

OKÇULAR VAKFI'na 16,6 milyon...

 

AZİZ MAHMUT HÜDAYİ VAKFI'na 16,5 milyon…

 

Lirayı şakır şakır ödediler...

 

(T24’ten aldığım liste uzayıp gidiyor, bu kadarla yetineyim)

 

Kurt kuzuyu yemeyi kafaya koymuş, “suyumu bulandırdın” bahanesine bakın şimdi:

 

Kanal İstanbul, “Devlet Projesi”ymiş…

 

Rahmetli annem, böyle durumlarda; “Bir yaşıma daha girdim!” derdi…

 

İmamoğlu kim oluyormuş da, Kanal İstanbul projesine karşı çıkıyormuş!

 

Sanırsın İmamoğlu’nu İstanbul halkı değil de, Patagonya halkı seçti…

 

Nasıl olur da, belediyenin parasıyla Kanal İstanbul aleyhinde pankart asarmış…

 

Habertürk’te Fatih Altaylı, Süleyman Soylu’ya soruyor;

 

Pankart, Kanal lehinde olsaydı yine soruşturma açar mıydınız?

 

Cevap; “açardım”…

 

Ne kadar inandırıcı değil mi?

 

Aklıma, Melih Gökçek’in Avrupa Birliğine giriş sözü aldığımızda, gündüz vakti fırlattığı havai fişekler geldi…

 

Daha nerelere paparaları saçtılar, hepsi gözümüzün önünde oldu…

 

Kanal İstanbul devlet projesiyse, bu durumda bölgede 44 dönüm arazi kapatan  Katar Emiri’nin annesi Şeyha Moza, “devlet ana” oluyor haliyle…(Kemal Tahir rahmet istedi)

 

Hükümet tam da yargıda, hukukta reform yapacağım derken;

 

Belediye başkanları, muhtarlar konuşmasın diye genelge yayınlamışlar…

 

Yalnız kendileri konuşacak!

 

Gerçekte olan şu;

 

İmamoğlu’nun halkta sempatisinin arttığını görüyorlar, bir de kamuoyu araştırmaları tereyağı gibi oyların eridiğini gösterince;

 

Hükümette bir şaşkınlık, bir telaş…

 

Kovid desem, değil

 

Semptomlar tutmuyor…

 

Yüzlerdeki sarılığa, gözlerdeki fersizliğe bakarsan,

 

Böbrek yetmezliği geliyor insanın aklına…

 

Titremeye bakarsan,

 

Sıtma!

 

İshale bağlı su kaybı da diyebiliriz…

 

Çoklu organ yetmezliği mi desek acaba?

 

Şaşkınlık, el ve ayakların dolaşması;

 

Panik atak…

 

Travmaya bağlı psikolojik sorunları da düşünmeli:

 

Anksiyete mesela;

 

Hiç de yabana atılır gibi değil…

 

Gözlerdeki donukluk, tek noktaya odaklanış;

 

Bir tür sosyal fobi…

 

Geçmişi unutmak, hiçbir şey hatırlamamak;

 

Alzaymır, eşlik eden bipolar bozukluk.

 

Durun, buldum galiba!

 

Kovidin yeni mutasyonu bu…

 

Bulaşıcı mı bulaşıcı…

 

Öldürücü mü öldürücü…

 

İlk belirtisi, koltuk korkusu…

 

İlacı da yok, aşısı da…

 

Adını siz koyun…

 

Geçmiş olsun!

 

 

AYŞE’YE LASTİK!

 

Büyüklerimiz anlatırlardı da, gülerdik…

 

Maçka’da, çarığın yanında karalastiğin lüks sayıldığı yıllar…

 

Hamallık yapan yaşlı adam, yorgun argın, ter içinde kahveye girmiş, sandalyeye oturmuş, derin bir of çekmiş…

 

Sormuşlar ona,

 

“Neden bu kadar çok çalışıyorsun?”

 

Adamda çocuk bol, ellerini açmış,

 

“Ne yapayım, Ayşe’ye lastik, Fadime’ye lastik…”

 

15 Kasım KKTC’nin 37. kuruluş yıldönümüydü…

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP lideri Bahçeli; Kıbrıs’a gittiler…

Maraş’ta piknik yaptılar ama;

KKTC’nin kurucusu Denktaş’ın kabrini ziyaret etmediler…

 

Burayı geçtim,

 

Zaten Denktaş, öldüğünde Erdoğan’a küskündü…

 

Ama kardeşim, 7 tane uçak da ne oluyor…

 

Erdoğan’a ayrı, Bahçeli’ye ayrı, korumalara ayrı, makam araçlarına ayrı, Dışişleri Bakanı’na ayrı…

 

“Bu değirmenin suyu nereden geliyor” diye, sorarlar adama!

 

Halk yoksulluktan kırılırken…

 

Esnaf siftah yapamazken…

 

Anneler çocuklarını aç yatırırken,

 

İnsanlar yolunuzu kesip, “eve ekmek götüremiyoruz” derken

 

Üstüne üstük;

 

Halka acı ilaç içirecekken…

 

Oldu mu şimdi?

 

Erdoğan’a uçak, Bahçeli’ye uçak…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.