Gürsel Özgür

Gürsel Özgür

TEŞEKKÜRLER ABD!

Türkiye’ye karşı emperyalist ülkelerce yürütülen yaptırım politikası, alışkanlıklar zinciri olduğundan hiç şaşırmıyoruz. Yayılmacı politikadan beslenen sözde kendini dünyanın hâkimi sanan ülkeler, çıkarları doğrultusunda hiçbir kural tanımaz, müttefik olduğuna bile bakmaz kendi aklınca, hukukunca ve mantığınca cezayı keser.

Müttefik olmamıza rağmen, katliam yapılan adaya garantör ülke sıfatıyla barış getirmek maksadıyla, kara, hava, deniz işbirliğiyle askeri ders niteliğinde icra edilen 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında, AmerikaTürkiye’ye hukuksuz bir askeri ambargo uygularken aslında bilmeden yardım etmiş oluyor, arayışlara itiyor ve savunma sanayimizin millileşme ruhunu da canlandırıyordu.

İşte bumilli ruhun uyanışıylaaynı yıl, emekli askerlerce Türk Kara Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı kuruldu. Bu vakıflar, bağışlar sayesinde ASELSAN, ASPİLSAN, HAVELSAN gibi işletmeler kuruldu. Bir süre sonra bağışlar ile yürütülememesi üzerine devlet inisiyatifi ile çağdaş teknolojiye dayanan savunma sanayine de geçiş adımı atılmış oldu. 

Anımsayalım içimiz cız ederek; 5 Şubat 1975 yılında başlayan ve üç yıl süren silah ambargosu ile Türkiye'nin yaklaşık 185 milyon dolarlık ve bedelinin büyük bir kısmı ödenmiş silah siparişleri bu kapsama alındı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Hava Kuvvetleri'ne ait uçaklar ile Deniz Kuvvetleri'ne bağlı muhrip ve denizaltıların yedek parça sıkıntısı nedeniyle faaliyetleri kesintiye uğradı. Amerika’nın payendeleri (destekçi) Almanya ve İngiltere de ABD’nin yaptırım kararı doğrultusunda hiç gecikmeden Türkiye’ye yardımı kesti. Parası ödenen Fantom uçakları Türkiye’ye teslim edilmedi. Bakım için ABD’ye gönderilen C-130 uçakları iade edilmedi ve Türkiye, bu uçakların hangarda bulunduğu her gün için para ödemek zorunda bırakıldı.

Savunma sistemlerimizi güçlendirmek üzere S-400 hava savunma sistemlerinin Rusya’dan satın alınması üzerine 5’inci nesil F-35 savaş uçaklarının teslim edilmeyerek ABD Ordusuna dâhil edilmesi İngiltere’nin 1911 yılında Osmanlının siparişi üzerine ürettiği ve bedelinin büyük kısmı milletin bozdurduğu altınlar ile ödenen, ancak teslim etmediği iki zırhlı gemileri(Sultan Osman ve Reşadiye) hatırlatması açısından da manidardır.

1975’ten günümüze geldiğimizde değişen bir emperyalist anlayışı yok ama bizim aldığımız dersle oluşturduğumuz milli savunma sanayimiz var.

Uluslararası ittifak güçleri,ülkeden ülkeye taraflı, keyfi tavır ve karar alarak, aldıkları kararlar doğrultusunda çifte standart uygulaya gelmişlerdir. Böyle de devam edeceklerdir.

Bu yüzden her birey ülke sorunlarının geçmişini, kaynağını, sebebini ve de çözümünü çok iyibilmelidir. Milli birlik ve beraberliğe zarar veren tavır ve hareketlerden kaçınılmalıdır.Dolayısıyla; bizde mevcut olan ve yıllarca dış mihrakların kaşıdığı ve medet umduğuetnik, mezhepsel, dinsel ayrımlar doğuştan gelen bir özellik olarak görülmeli ve kimsenin kimliği üzerinden sorgulama yapılmayarak kültürel zenginliğimiz olarak algılanmalıdır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep bir milletin evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.” sözü çok şeyi anlatmaktadır, iyi okunmalı, değerlendirilmeli ve anlayarak özümsenmelidir.

Birbirini yok sayan anlayışla sorunların çözümü olası değildir. Bu,birinin diğerini yok saydığı zihniyet kadar tehlikeli bir güruh daha var ki onlar da tarafsız kalarak izleyenlerdir. İtalyan yazar Dante; bu şekilde tarafsız kalanlar için “cehennemin en karanlık yerleri buhran zamanlarında tarafsız kalanlar içindir” demekle ne kadar haklıymış. Ülke sorunlarında tarafsızlık ve umursamazlıkla birlikte bilgisizlik de affedilemez. Toplum yaşamına katılımcı yaklaşımlarla etki yapmak yani bilinçli toplum olunma hedefine ilerlenmelidir.

Milli konularda siyaset üretmek de ortak çıkarlarımıza zarar vereceğinden tek ses tek yürek olmanın yolları zorlanmalı ve birlikten güç doğacağı unutulmamalıdır. Milli duyguyu tabii ki dini duygu ile değil insani duygu ile yan yana düşünmek ve hissetmek gereklidir. Zira milli olmak ortak din, mezhep, etnisite, cinsiyetten değil ortak ülküye bağlanmaktan geçer. O ülkü ye ulaşmak için de; Milletin ortak çıkarlarının olması, adil paylaşım, eşit birey olmak, kederde tasada sevinçte birlik olmak gereklidir.

Son yaşanan ambargo, yaptırım gibi olaylara bu çerçeveden bakmalıdır. Batının tek amacı vardır, sömürgeciliğini sürdürmek, yeni sömürgeler oluşturmak ve yeni sömüren ortaklar yaratmamaktır. Çözüm; sömürgecilere fırsat vermemek, sahiplenmek, araştırmak, okumak, bilgili ve duyarlı olmaktan geçer.Yaşananlardan ders çıkartanlar mutlaka gerekli önlemleri de alacaktır, almalıdır. Ders alabilirsek ne ala. Ders alınmazsa aynı davranışlara maruz kalmak kader olur.

1970’li yıllarda “Ne Amerika Ne Rusya, Tam Bağımsız Türkiye” diye bağırır duvarlara yazardık şimdi de, “Ne Amerika Ne AB, Tam Bağımsız Türkiye”  diye yazılıyor.Ama değişen yazının formatı, mesafe kaydettiysedek maalesef tam bağımsızlık hayalimiz devam ediyor. Umarım gerçekleştiğini görürüz…

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.