TİSKİ ne iş yapar?

Trabzon ili genelinde su işinin sorumlusu TİSKİ’dir.

Peki, TİSKİ görevini yapıyor mu?

Elektrik parası toplayan AKSA gibi o da para topluyor!

Su kesilmesi, suyun bulanık akması, suyun boşa akıtılması, boruların patlaması herhalde TİSKİ’nin görev alanına girmiyordur.

tiski-ne-iyş.jpg

Girse, Karakaya grup suyu birkaç gündür çamurlu akmaz…

Veya Ortahisar l Nolu Beşirli Mahallesi Bıldırcın sokakta patlayan boru ve dere gibi akan suya müdahale eder.

TİSKİ; su parasını geciktiren gariban ve fakir fukaranın anında suyunu kesiyor ve bununla da yetinmiyor, saati söküyor ve vatandaşı icra kapılarında süründürüyor.

Evet, TİSKİ kullandığı suyun parasını ödemeyeni uyarsın ceza versin. Buna itiraz yok!

Diğer taraftan da suyu içilebilir hale getirsin. Patlayan boruları tamir etsin, suyu boşa akıtmasın!

Ama ne gezer!

Vatandaş; belediye ve TİSKİ yetkililerini arıyor… ‘Boru patladı, bacak kalınlığında su boşa akıyor. Yazık günah müdahale edin’ diyor.

Karşıdaki yetkili, ‘Şikayetin alınmıştır. Bir kaç gün içerisinde yapılacaktır’ diyor.

Böyle bir sorumsuzluk, vurdumduymazlık olabilir mi?

TİSKİ; önce suyu içilebilir hale getirecek sonra da patlayan borudan akan suyu boşa akıtmayacak. Ondan sonra da diğer işleri yapacak.

İşin başına işi bileni, o konuda uzman olanı, sorumluluk taşıyanı, işe dört elle sarılanı getirmezsen elbette işler iyi gitmez.

Trabzon Büyükşehir Belediyesinde de maalesef işler iyi gitmiyor!

Diyanet’in murakıpları!

diyanetin.jpeg

Diyanet İşleri Başkanlığında yüzlerce murakıp çalışıyormuş.

Diyanetin murakıpları, camileri denetliyormuş… Cami imamı, müezzini vakit namazlarında camide oluyor mu, olmuyor mu? Cami temiz mi? İş-Kur’dan cami temizliği için alınan elamanlar camları siliyor mu, vs. Bir de şikayet halinde denetleme yapıyorlarmış!

Trabzon müftülüğünde de sayısını net bilmiyoruz ama 50 civarında murakıp olduğunu öğrendik.

Murakıplar, İlahiyat Fakültesi mezunu imiş. Maaşları müftü maaşından biraz azmış! Tahminimize göre 5 bin lira civarında maaş alıyorlardır.

Ayrıca Trabzon müftülüğünde çok sayıda vaiz varmış… Bu vaizler, özellikle Cuma namazlarından önce bazı camilerde, Diyanet işleri başkanlığınca hazırlanan metni okuyorlarmış. Vaizlere Diyanet teşkilatından Merkez valisi diyorlarmış! Bu kayyum ve vaizlerin Türkiye genelinde sayıları birkaç bin imiş!

Müftülüklerde bir de erkek ve kadın okutmanlar var.

Eskiden hemen her mahallede hocanineler ve hocadedeler vardı. Elif, be’yi, sureleri, namaz kılmayı öğretirlerdi. Şimdi bunların yerini maaşlı okutmanlar almış!..

Ayrıca bir de müftülük kontrolündeki kuran kurslarında da kadrolu, sözleşmeli öğreticiler bulunuyor.

Diyanet teşkilatının asıl nüvesini ise Diyanet İşleri Başkanlığı ve müftülüklerin personeli ile imam, müezzinler oluşturuyor. Bunların sayısı da yüzbinin üzerinde. Ayrıca, yurt dışında çok sayıda Diyanet işleri personeli bulunuyor. Unutmadan belirtelim, bir de Diyanet işlerinden kadro alıp stajyerliği kalktıktan sonra belediyelere ve devlet kadrolarına yatay geçiş yapanlar var!.. Ki bunların sayısı da binlerle ifade ediliyor… 

Bu tablo içerisinde artık çocuklarımızı, Türkiye’nin değil Dünyanın en iyi üniversitelerinde okutmanın anlamı yok. Gönder İmam Hatip’e oradan İlahiyat’a işlem tamam! 

***

Geçenlerde bir gazetede, Diyanet İşleri’nin Bütçe büyüklüğü ve harcamaları ile Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı gibi önemli bakanlıkları bile geride bıraktığı şeklinde bir haber vardı.

Haberde Diyanet’in harcamasının 12 bakanlığı geride bıraktığı belirtildi.

Haberin ayrıntısı ise şöyle idi;

‘2016 yılında 6 milyar 517 milyon lira harcama yapan ve harcama büyüklüğü eleştiri konusu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, bütçe başlangıç ödeneği 6 milyar 867 milyon lira olmasına karşın 2017 bütçesinden aldığı ödenek toplamı 4 milyar 368 milyon lira olarak gösterildi. Diyanet’in yıl sonundaki harcamalarının 8 milyar liradan daha az olması beklenmiyor.

Sağlık Bakanlığı 2 milyar 406 milyon, İçişleri Bakanlığı 3 milyar 375 milyon, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2 milyar 219 milyon, Kültür ve Turizm Bakanlığı 1 milyar 745 milyon, Ekonomi Bakanlığı 1 milyar 640 milyon, Dışişleri Bakanlığı 1 milyar 497 milyon, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 1 milyar 207 milyon liralık harcamaları ile yedi ayda 4 milyar 244 milyon harcayan Diyanet’in çok gerisinde kaldı.’

Din, diyanet konularını gündeme getirdiğimizde farklı kesimlerden tepki alıyoruz.

Bu haber ve yorumumuza da tepki gelecektir.

Kimden, kimlerden tepki gelirse gelsin kamuoyunu aydınlatmaya devam edeceğiz.

Sağlık bakanlığındaki saha koordinatörleri!

AKP hükümetleri Sağlık Bakanlığında da bir dizi düzenleme ve yeni görevler ihlas etti. Kamu hastaneleri genel sekreterlikleri, yardımcılıkları, saha koordinatörleri vs. gibi. Saha koordinatörü doktorların maaşı 10 ila 20 bin dolar arasında imiş!

sağlik-bakanliğinin.png

Trabzon bölgesindeki saha koordinatörü Şafak Sümbül’müş. AKP kadın kolları başkanı Bahar Ayvazoğlu’nun ablasının kocası. Gerçi, Şafak beyin 15 Temmuz’dan sonra eşinden boşandığını duymuştuk. Tekrar barıştılar mı bilmiyoruz. Bir başka saha koordinatörü de KTÜ’den Fatih Devlet Hastanesine oradan da İstanbul’a giden Ahmet Akyol. Dr. Akyol İstanbul ve çevresinde saha koordinatörü, yani denetleyicisi.

Doktor yetiştiren Üniversite hastaneleri yerlerde sürünüyor, devlet hastaneleri güç bela ayakta duruyor, ancak Sağlık bakanlığının yönetici kadroları olgun ve dolgun maaş alıyor ve Özel hastaneler ise iyi kazanıyor.

Görünen o ki, Diyanet İşleri Başkanlığında olduğu gibi Sağlık alanında da çağ atlıyoruz!

 

******************

 

‘Güneşin hemen her ikindi vakti melankolik bulutlara rağmen Karadeniz’de oluşturduğu göz alıcı yakamozlara eskiden alışık değildim. Ama suyu gümüşe, bulutları bir pamuk tarlasına çevirmesine küçüklüğümden beri aşinaydım. Eskiden havanın bugünlerdeki kadar gerginleşiyor oluşu bir tabiat geleneği değildi. Futbolda olduğu gibi her şey göstere göstere olurdu. Kurşun renkli bulutlar panikle yeşil libaslı dağlara doğru yürür; birkaç şimşek ve gök gürültüsünden sonra yağmur yağardı. Sonra bir hastanın iyileşmesi misali hava kısa bir süreliğine açar ama ardından tekrar yağardı. Bu durum bu şekilde günlerce devam ederdi. İnsanlar güneşe, bulutlara ve yağmura aldırmadan yaşamayı öğrenirlerdi. Şimdilerdeyse yağmur kuruyup çatlamış toprak için bir bereketten çok betona sığınmış insan için bir felaket. (Metin Kondel)

Önceki ve Sonraki Yazılar