UZUNGÖL'ÜN SIR'I...

Uzungöl’ün ve Dursun Ali İnan’ın sırrı; sarp yamaçlardaki akarsularda, kar kurtçuklarından beslenerek neslini çoğaltan kırmızı benekli alabalıkların varlığında gizli…

Trabzon Haber 28.06.2021, 11:07 28.06.2021, 16:02
UZUNGÖL'ÜN SIR'I...

Hayat başarısızlıktan başarıya uzanan umut hikâyeleriyle doludur. Her başarısızlık aslında başarılı olma yolunda ufak bir tümsektir. Dursun Ali İnan’ın hikâyesi de tam da budur işte.

Dursun Ali İnan, seksenine merdiven dayamış…

Yüreği, her ne kadar kendini genç hissetmesine neden olsa da saçı ve sakalına düşen aklar yaşını gizlemesine yetmiyordu. Zaten kendisi de 76 yaşında olduğunu söyledi söze başlarken.

Karadeniz’in köylerindeki bilge adamlardan biri Dursun Ali İnan…

Çaykara’nın Uzungöl Mahallesi’nden… Burada geçirmişti ömrünün çoğunu.

Yüzlerce yıl önce kayan dağ, Solaklı Deresi’nin önüne bir bent oluşturmuş, derenin suları da Uzungöl’ü ortaya çıkarmış.

Vadinin suyla dolduğu yıllarda kim bilebilirdi buranın Uzungöl olacağını, ülke dışına da ününün yayılacağını?

Tamda burada çıkıyor, Uzungöl’ün ve Dursun Ali İnan’ın sırrı ortaya…

Sarp yamaçlardaki akarsularda, kar kurtçuklarından beslenerek neslini çoğaltan kırmızı benekli alabalıklar Uzungöl’ün kaderini değiştiriyor.

Kısa süren Alman macerasında balık havuzları ilgisini çekiyor Dursun Ali İnan’ın.

İyi bir doğa gözlemcisi olan Dursun Ali İnan, birkaç yıl sonra memleketine dönünce kırmızı benekli alabalığın peşine düşüyor iki dağın arasındaki vadide.

Uzungöl’deki doğa felaketi insanları yerinden yurdundan ederken geride kalanlara geçim kapısı oluyor kırmızı benekli alabalıklar.

 

uzungol-eveleri-001.webp

Kırmızı benekli alabalığının yanında, çevresinde 20 dolayında hayvan çeşidi yaşıyor. 150 çeşit kuş türüyle, göçmen kuşları, çevresindeki yaban hayatıyla bir doğa harikasıdır artık Uzungöl.

Gelin, “Uzungöl’ün gizemli mimarı” Dursun Ali İnan’dan dinleyelim hem Uzungöl’ün yakın tarihteki öyküsünü hem de kendi sırrını…

“24 yaşındayken Almanya’ya gittim” diye başlıyor söze Dursun Ali... “Çok kalmadım, beş yıl sonra döndüm. Bizim burada, kırmızı benekli alabalık çoktu. Ama ne yapacağımıza dair bilgimiz yoktu. Ancak çıkar yol bulamıyordum Nasıl olur diye düşünüp duruyordum.”

Dolgun, güleç yüzü parladı anlatırken ve sürdürdü konuşmasını:

“Bir gün Almanya’da gezerken küçük bir kuyu gördüm, içinde de balıklar vardı. Benim düşündüğüm işi bunlar basit bir şekilde yapmıştı. Türkiye’ye dönmeyi de düşünüyordum o yıllar… Birlikte gurbet yolculuğuna çıktığım eşim 1974’te Almanya’da vefat etti, ben de Türkiye’ye döndüm. Buraya gelince 15 gün geçmeden çalışmaya başladım. Çalışmaya başlayınca yaptığımız iş halkın çok tepkisini çekti. Uzungöl’de kaderine terk edilmiş yörede yaşayanlar tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlıyordu. Ben, burada olmayan bir işi yapıyordum. Bu ne yapıyor, acaba sıkıntısı mı var, şeklinde tepkiler gelmeye başladı. Bu tepkiler aileye kadar ulaştı. Ancak ben çalışmaya devam ettim. Yıllar sonra anlaşıldı benim yaptığım işin değeri…”

uzungol.webp

 

 

“BABAMA, ‘OĞLUN OYNATMIŞ’ DİYORLARDI!”

 

Boşalan çay bardağını, masanın ortasına doğru sürdü. Geriye doğru bakıp seslendi:

“Çaylarımızı tazeleyin!..”

Soluğumu tutarak konuşmasını bekliyordum. Çay önemli değildi benim için. Doğa ile bütünleşmiş, bir bilge adam vardı karşımda. Bir cümlesini bile kaybetmek istemiyordum. Bana döndü, ışıl ışıl parlayan gözlerinde tatlı bir tebessüm vardı. Gülümseyerek anlatmaya başladı:

“O zamanlar bu kepçeler, dozerler yoktu. El gücüyle insanları çalıştırarak 3 dönüme yakın bir yer açtık. İnsanların tepkisine rağmen devam ettik.  Bir su çevirdik. Suyu çevirdiğiniz zaman bir tarafı kurutuyorsunuz diğer tarafta balık avlıyorsunuz. Hiç beklenmeyen bir tesadüf oldu. Baktık taşların arasında balıklar oynuyor. Ancak o balıkları nasıl getireceğimizi bilmiyoruz. Balıkları suyla beraber canlı getirmem lazım. İneklere su verilen tekneler vardı. Onlardan bir tanesini evden istedim. Üzerine tel süzgeç, arkasına da küçük bir tahta parçası çaktım. Arkadan çaktığım tahtayla kontrol ediyorum. Sık sık suyu değiştiriyoruz.”

 

coban-001.webp

 

Birden kahkahayla gülüyor, beyaz dişleri görünüyor gülerken.

“Hiç unutmuyorum…” diyor, “360 tane balığı o tekneye koyduk ve hiç zayi etmeden havuza getirdik. O dönemde millet babama çok söyleniyor. ‘Oğlun oynatmış, atlatmış ona sahip ol’ diyorlardı. Ben zayi etmeden balıkları getirip havuza koydum. Kalanları da bisikletlerle havuza taşıdık. Bunların içinde yarım kilo ve bir kilo olanlar da vardı. Burada tesadüf de çok önemli…”

Ben de söze karışıyorum:

“Babanız karşı çıkmadı mı?”

Ciddileşiyor:

“Babam mı?.. Ertesi sabah, baktım babam geldi. ‘Oğlum millet beni çok yanılttı’ dedi, sen haklıymışsın. Bundan sonra ömür boyu senin yanındayım. Böylece dostluğumuz devam etti. Sermayemiz yeterli değildi. 1974 ile 1980 arası başka işyerlerine başvurduk. Destek aradık… Kamyonlarımız vardı, tavuklarımız oldu, besicilik yaptık. Aheste aheste 1980’ene kadar geldik.”

cicek.webp

 

 

BUNGALOW EVLER YAPILIYOR

 

Ömrünü Uzungöl’e adamış bilge insan omuzlarında taşıdığı yılların yorgunluğuyla çevreyi inceliyor dalgın gözlerle:

“Burada bir gelecek olduğunu düşünüyordum. Gelen giden insanlar Uzungöl’e hayran kalıyordu. Bunun üzerine köy turizmine başladık. Dörder oda, iki tane bungalov ev yaptık, 16 yatak… Karadeniz’de ilk bungalov evi ben yaptım. Fakat orada çalışırken ustalarda bunu kabullenmiyordu. ‘Burada ancak inekler durur’ diyorlardı. Onlar alışmamıştı böyle şeylere. Ancak yaptıklarımı da seyyar yaptım, belki tutmaz, kaldırır başka yere satarım diye düşünüyordum. Bahar ayları gelince gelen gidenler, fotoğraf çektirip övmeye başladılar. Bu sefer, ustalar da hayret içinde, bizim yaptığımız iş doğru mu olacak diye düşünmeye başladılar. 16 yataktan sonra ilave etmeye devam ettik. 80 metrekarelik yemekhane bize yetmemeye başladı. 1986’da yemekhaneyi yıkıp 400 kişilik modern bir restoran yaptık.”

irmak.webp

Aylar geçtikçe, Dursun Ali’nin istediği yönde gelişmeler oluyordu. Bazen 300-400 kişi aynı anda geliyor, 3-4 saat beklemek zorunda kalıyordu. Dursun Ali hem üzülüyor hem de yaptığı işin doğruluğuna güveniyor, sevinci artıyordu.

uzungol-eski-zamanlar.webp

Dışarıda, uzakta, kırmızı çatılı Uzungöl evlerini, gölün çevresindeki işletmeleri gösteriyor:

“O dönem benden başka işletme de yoktu, 19 yıl yalnızdım burada… Bizde çalışan aşçılar, garsonlar yavaş yavaş ayrılıp kendilerine işletmeler açtılar. Uzungöl’de yerli olan işletmecinin %80’i bizden ayrılmadır. Bizden ayrılanları da gezip ziyaret ediyorum. Ailemin parçaları gibiler. Onların arasında güzel işler yapanlar da var, bu beni çok mutlu ediyor…”

uzungol-eski-cevre.webp

 

 

“DAĞCI GRUPLARLA BAŞLADIK”

 

Kırmızı benekli alabalıkla başlayan canlanma, zamanla yataklı turizm işletmelerini zorunlu hale getiriyor Uzungöl’de. Bir yandan da Uzungöl’ün adı ülkenin dışında da biliniyor yavaş yavaş. Önce dağcı gruplar keşfediyor Uzungöl’ü… Sonra da yabancı turistler.

agac-doga.webp

Dursun Ali derin bir soluk alıyor ve anlatmaya devam ediyor:

“İlk yatak turizmine geçtiğimiz zaman daha çok dağcı gruplar geliyordu. İsviçre, Almanya, Fransa gibi Avrupa ülkelerinden yabancılar geliyordu. Yatan müşterimin çoğu yabancı turistlerden oluşuyordu. Her gün dağlarda grubumuz vardı. Akşam olunca geri geliyorlardı. Sonrasında yerliler de gelmeye başladı. O dönem dağcılık çok önem arz ediyordu.”

sis-doga-orman.webp

 “O deli veli” denen adamın çabalarıyla Uzungöl’den başlayan tanıtım, bölgede de turizmin canlanmasına neden oluyordu. Zorluklar da yok değildi. Ekonomik zorluklar yanında çevredeki eleştiriler de zaman zaman moral bozuyordu.

yasli-agac.webp

Kırsal kültürle örtüşmeyen görüntüler, pek çoğunun tepkisini çekiyor, Dursun Ali de eleştirilerden payını alıyordu. O günlere döndü gülümseyerek:

“İlk başlarda başı açık insanlar gelince bizim bir kısım hacı-hocalar, ‘Olmaz böyle şey!’ diye söylenmeye başladılar. Bu yaramaz adam dediler… Ancak çok az kişide kaldı bu söylemler. Gittikçe turizm çoğalmaya başladı. 1997’de Avrupa turizminde bir düşüş oldu. Nedeni nedir bilemiyoruz. Böyle olunca İsrailliler girdi buraya. Onlarla da çok uzun süre çalıştık. Bizim iş, esen yele benzer… Bir taraf kapanınca diğer taraf başlar. Avrupa’dan çok olmasa da gelenler oldu.”

uzungol-kar-gunes.webp

 

 

ÇOK YÖNLÜ BİR İNSAN… BİR DE MÜZECİLİK

 

Dursun Ali İnan, çok yönlü bir insan. Balıkçılık, turizm gibi pek çok işi başarmış. Çevresine örnek olmuş. Bir yandan da doğaseverliği öne çıkıyor. Sanata düşkünlüğü onu, farklı noktalara taşımış. Büyük kentlerden uzakta, Solaklı Deresi’nin vadisinde bir müze oluşturmuş. Kurumların başaramadığını tek başına başarmış. Kurduğu müzeyi anlatırken mutluluğu gözlerinden okunuyor:

“Bu müze işi 1980 sonrası kafamı kurcalamaya başladı. Olur mu, olmaz mı derken malzeme toplamaya başladık. Malzeme toplamaya 1993’te başladık. Çok fazla çığlar geldi o dönem. Baktım etrafta çok fazla kökler ve zayi olacak malzeme var. Bunların çürümeden değerlendirilmesi gerektiğini düşündüm. Önce koltuk yapmaya başladım. Şu anda avizeler dahil çeşitli yaratıklara benzeyen 250 parçadan fazla malzeme var müzede. Bu da kanımıza karıştı, bir meslek haline geldi. Benim için bir spor oldu, onu da bırakamıyorum. Hiç usanmadan spor yapıyorum. Bu bölgede kültür balıkçılığı, köy turizmi ve şahıs olarak ilk müze yapan kişi oldum. Şimdi de her yerden teklifler geliyor. Müze yapmak istiyoruz, nasıl olur diye soruyorlar. Ben de buyurun gelin, elimden geleni yaparım diyorum. Bu ölmez eser olduğu için başkaları yaparsa da çok hoşuma gider.”

ahsap-heykel.webp

 

 

YOLU CEZAEVİNE DE DÜŞÜYOR…

 

Nice zorluklar yaşamış, ama yılmamış. Çevrenin kültürüyle ekonomiyle savaşmış. Bu yetmezmiş gibi mevzuatla da karşı karşıya gelmiş Dursun Ali İnan. Cezaevine bile girmiş. Cezaevine giden yolun hikâyesini o anlatıyor, ben merakla dinliyorum.

gunes-doga.webp

 

“Uzungöl’de arazi dar olduğu için birinin hissesini satın alıyoruz. Arazinin de tapusu var. İhtilal süreci geçtikten sonra bir memur geldi, burası ormanındır dedi. Oysa kadastro çalışmalarında ben de oranın ölçüsünü tutmuştum. Yerin tapusu da vardı elimizde. Bunun üzerine, birader biraz da bozuk çaldı. Tapulu arazimizdir dedi. Öyle böyle derken bizi mahkemeye verdiler. Çok uğraştık, sürekli git gel yaptık. O dönem yeni bir hakim geldi Çaykara’ya. O zamana kadar ben de hiç mahkeme yüzü görmemiştim. Şahitlik de yapmamıştım. Nasıl konuşulur bilmiyordum. Vaktim de yoktu, sürekli çalışıyordum. Avukat da vardı, ifade verdik, derken avukat bir yıl hapse mahkum olduğumu söyledi. Adliyeden çıkınca avukata sordum, bir yıl nedir diye… O da, bir iki ay yatar çıkarsın dedi. Ben de, ne yaptık da yatacağız bizim tapu ne oldu dedim. Temyize verdik, beş ay yatar geldi bize… 1998’in 8. ayının 25’inde gittik, cezaevine girdik. Beş ay yattım içeride. Ben her gün yenilik arayan biriydim. Bugün 76 yaşındayım, hâlâ da yenilik ararım. Dedim ki bu cezaevini de denesek.

eski-zamanlar-uzungol.webp

Bu nasıl bir şeydir, oradaki insanlar nasıl yaşıyor… Onu bir görsek derken, hakim cezayı fazla kaçırdı beş aya çıktı bizim ceza. Suç ortamında değil, ama orayı da görmek gerekli diyordum. Ben cezaevindeyken o kadar insanın beni ziyarete geleceğini düşünmüyordum. Bu 5 ay içinde 3200 kişi ziyarete gelen oldu. O dönem İstanbul Belediye Başkanı olan Cumhurbaşkanımız bile ziyaretime geldi. Çok ünlüler gelmişti. Gardiyanlar da biraz rahatsız olup bezmişti bizden. Hapishane de böyle gelip geçti işte...

yayla-doga.webp

 

Sohbetimizi tamamladıktan sonra Dursun Ali İnan’ın müzesini geziyoruz birlikte. Ağaç köklerine, kütüklere can vermiş sanki. Dallara şekil vererek pek çok canlıya benzetmiş. Uzungöl’ün tarihini 4000 metrekarelik bir alana toplamış. Heykellerinin arasında fotoğraf çekerken ne kadar mutlu olduğu yaydığı enerjiden anlaşılıyor.

kopru-gol.webp

Uzungöl’ü, Uzungöl yapan Dursun Ali İnan’ı, çok sevdiği doğayla baş başa bırakıp ayrılıyoruz Uzungöl’den.

 

Yorumlar (0)