TRABZON İMPARATORLUĞUNDA KADINLARIN TAHT SAVAŞI -1-

   Şöyle gözlerinizi kapatın Trabzon’un  1300’lü yıllarına doğru gidin... Trabzon Rum İmparatorluğu der kimi  Trabzon Rum Pontus İmparatorluğu... Ama tarihçilerin büyük çoğunluğu Trabzon İmparatorluğu olarak  kabul etmişler... Trabzon'da o yıllarda sadece Rum dediğimiz insanlar yaşamıyordu. Yerli halk vardı. Hiç kimse yokken bu topraklarda yaşayan yerli halkın yanısıra Kafkas ırklarından gelmiş insan toplulukları da yaşıyorlardı. Mitra medeniyeti ve inancının mensupları olarak yaşayan bu halk misyonerler aracılığı ile Hıristiyan olmalarına rağmen eski gelenek ve inanç sisteminden kalan alışkanlıklarını uzun müddet sürdürdüler.
b69cf686-d23f-4f7f-a573-571f0f18aa9e.jpgTrabzon imparatorluğu aslında iki sur arasında müstahkem mevzilerle korunaklı bir kale ile Karadeniz coğrafyasının verdiği erişilmezlik zırhı ve çevresindeki Türk unsurlarının bir kısmı ve diğer topluluklarla ittifaklarla varlığını sürdürdü. Doğuda batıda, güneyde, yerli halkların dışında 12.y.y.dan itibaren Türk kuvvetleri de Trabzon'u çepeçevre sarmış ve zaman zaman İmparatorluğa akınlar yaparak sarayı vergiye bağlıyordular. Bizans'tan çıkıp Gürcü kraliçesi Tamara'nın yardımı ile  Trabzon’da krallık kuran Komnenler aslında ittifaklarla ayakta durmaya çalışıyordu.
O dönemin en önemli diplomatik ataklarından biri olan akrabalık tesis etme işleri de kız alıp verme ile gerçekleşiyordu. Nitekim kralın kızını alan Akkoyunlu Hükümdarı Uzunhasan hısımlarına dokunulmasın diye annesi Sara Hatun'u Fatih'e gönderip Trabzon’un fethinden vazgeçmesini isteyebilmekteydi.

 
BİZANS TRABZON'U RAHAT BIRAKMIYORDU
Şimdi gelelim asıl konuya.
Trabzon Krallığında Eirene (İrene)isimli tarihe damga vurmuş kraliçe var.
Türk boylarının akınları karşısında çaresiz kalan Trabzon imparatorluğu aslında Bizans'ın da baskısı altında idi. İstanbul bir türlü Trabzon'un bağımsızlığını kabul edemiyor kendisine bağlılığını iç ve dış politikada sürdürmesini istiyordu. Bunu isterken de Komnenlerin aslında Bizans soyundan geldiğini ve dolaysıyla yönetimde söz sahibi olmalarının doğal olduğu iddiasındaydılar. Tabi ki bir de ekonomik çıkarlar sözkonusu idi.
1300’lü yıllar Trabzon için iç karışıklıklar ve üstüne üstlük veba salgınının getirdiği sefaletle birlikte tam bir felaket yılları olmuştu. Komnenler hem saray içi muhalefet hem Bizans'ın dayatmaları hem de Türklerin  kuşatmaları ile zor günler geçiriyordu.
 
BİZANSLI VE  TRABZONLU GELİNLER

İstanbul'dan prens Vasilei Bizans destekçilerinin de yardımıyla kanlı bir darbe sonucunda tahta çıkartılır.
88cf5fb0-96f2-4c43-b6a8-e997709df7f5.jpgEşi Bizanslı Eirene'dir.
Ama ikinci bir eşi daha vardır Vasilie'nin onun da adı "Trabzonlu Eirene"dir. Soylu bir aileden değildir. Halktan biridir.
İstanbullu Eirenin çocuğu olmaz. Trabzonlu adaşının ise iki oğlu dünyaya gelir.
Artık tahtın mirasçıları belli olmuştur. İstanbullu gelin aslında Bizans’ın dayatması ile bir anlaşma ile Vasilie ile evlendirilmiş.
Trabzonlu ikinci eşin üst üste iki oğlu olunca saray entrikaları başlar. Çünkü Trabzonlu halktan birinin oğlunun kral olma ihtimali yüksektir artık. Kilise  ve Bizans kökenli bürokratlar kralı sıkıştırıp tahttan indirmeye çalışır. Ancak bütün bu çabalar sonuç vermez. Kral İstanbullu Eirene'yi saraydan kovar.(8 Temmuz 1339) Ama Eirene Trabzon'dan ayrılmaz. İntikam almaya kararlıdır. Nitekim Kral  6 Nisan 1340'da esrarengiz bir biçimde zehirlenerek ölür.
Sarayı basarak kendini İmparatoriçe ilan eden İstanbullu gelin, Kralın ikinci karısı Trabzonlu Eirene ve iki oğlunu Bizans'a sürer. Trabzon artık Bizans yanlısı bir krallıktır. Trabzon halkı ve yerli bürokrasi ile ordu ileri gelenleri bu duruma isyan eder. İmparatoriçenin bir komutanla aşk dedikoduları da ahali tarafından iyi karşılanmaz. İmparatoriçenin Bizans kraliyet ailesine ait biriyle evlilik planları da tutmaz. Ama saltanatı da huzurlu değildir. Yerli unsurlar isyan eder. İstanbul imparotariçeye yardımcı olur. İsyan bastırılır. İsyancıların ileri gelenleri  zindanlara atılır.
Teslim olmayanlar da vardır içlerinde.. 2.Aleksi'nin Çiçek Hatundan olma kızı Anna Kutlu Komnin mücadeleyi sürdürür. 17 Temmuz 1341 günü sonunda İstanbullu Eirene'yi tahttan indirir yerine geçer. Anna Kutlu Tatar soyundan gelir. Anna Kutlu'yu bu sefer de Trabzon aristokrasisi taşralı diye istemez. İsyan ederler. Başaramazlar. Anna Kutlu 10 Ağustos 1341 de İstanbullu Eirene' yi İstanbul'a gönderir. İsyancı aileleri de Trabzon'dan sürer.
Huzursuzluk devam eder. Bizans’ın ve Cenevizlilerin de yardımıyla Anna Kutlu tahttan indirilip boğdurulur. Cenevizlilerin de hesapları hep ticaret üzerine olmuştur. Galata Cenevizlileri bu işte başı çekmekteydi.
    
TRABZONLU  İRENE TAHT YOLUNDA
Taht kavgaları  bitmez. Bu kavgaların büyük  bir kısmı Bizans’ın teşviği ve Trabzon’un ticari yolların kavşağında bulunmasından ekonomik çıkarlardan kaynaklanıyordu.
Efendiler meclisi bu karışıklıkların yıllar önce sürgüne gönderilen Trabzonlu Eirene'nin tahta çıkması ile sona ereceğine karar verirler.
Artık yeni bir dönem başlar. Trabzonlu  gelin Eriene Hatun'un oğlu 21 Ocak 1350’de Aleksi imparator olmuştur.
Oğluna Bizans sarayından gelin almak zorunda kalmasına rağmen idareyi elinden bırakmayan Eirene Hatun bir başkomutan olarak ülkesini savunurken ona yakıştırılan sıfat "laz anne"dir.
Oğlunu kontrol altında tutarak ona diplomatik ve askeri anlamda yol göstererek hem bölgedeki dengeyi hem de Bizansla ilişkilerini devletinin menfaatine sürdürmeyi başaran Laz Anne kralın yanlış kararlar almasını önleyecek önlemleri alarak 1352/1358 yılları arasında Trabzon İmparatorluğunu başarıyla yönetti.
Oğlu kral Aleksio'nun papazlarla içli dışlı olması, Sumela’da meydana gelen bir doğa olayının uhrevi bir havaya büründürülerek kilisenin Aleksios'u avucunun içine alma çabalarının başlangıcı olacaktı. İlerleyen zaman içinde  Sumela Manastırı kralın hayatında önemli rol oynayacaktı.
-HAFTAYA SUMELA OLAYI- 
 
           TRABZON  TEREYAĞINI DA  BOZDULAR 
 
Çok üzgünüm çok, bir Trabzonlu olarak.
Gazete haberlerinde böyle yer almamalıydı bizim meşhur tereyağımız.
14d08bbc-012e-497e-80fe-67ed28b7b26e-002.jpgOsmanlı döneminde bile Dersadet'e yani İstanbul'a sarayın mutfağına gönderilen tereyağımızın kaldığı hallere bakın.
Trabzon tereyağı marka olmuş. Akçaabat, Vakfıkebir, Tonya, Maçka ve diğer ilçelerimizin yağlarının şöhreti tarihten beri  bilinir ve tüm dünyada tanınırken kim bu sahtekarlığa cesaret edebilir?
Hangi vicdansız tereyağına margarin katarak bunu vatandaşa satar?
Tarımla uğraşanın sayısı azalıp hayvancılık gerileyince ve de Trabzon Tereyağının meşhurluğu lezzetine binaen tutulunca sahte Trabzon Tereyağı imal et sal piyasaya.
Herkes de biliyor ki Trabzon bölgesinde bu kadar tereyağı imal edilmiyor.
Ama Türkiye'nin neresine giderseniz gidin "Nefis Trabzon Tereyağı" tabelası altında satılan, içinde ne olduğunu bilmediğimiz yağlarla karşılaşmak demek ki mümkün.
Tereyağının anavatanında  imalatçı firmaların bu sahtekarlığı yaptıkları resmen belirlendiğine göre  başka illeri siz düşünün.
Trabzon Salnamelerinde yerini almış kokusu rengi nefaseti lezzeti ile nam salmış tereyağını yapan neneler, teyzeler, halalar, anneler aradan çıkınca, yaylalarımız, meralarımız boş kalınca, hayvancılığımız geriledi. En önemlisi bu işlerle artık uğraşacak kimse bulunmazsa  daha çok sahtekarlıklar görürüz.
Arz talebi karşılamayınca, malın fiyatı artınca, üretim bitme noktasına gelmeye başlayınca bir  de helal haram kavramı kalmayınca aldatmalar çoğalıyor...
Kontroller daha sık yapılmalı.
Cezalar hiç affedilmeden kesilmeli.
Bu arada sorunun da temeline de inmek gerek.
Neden Trabzon bölgesinde hayvancılık çok geriledi?
Neden üreticimizi yeterince koruyup kollayıp köyünden yaylasından kaçmasını önleyemiyoruz?
İşkur'un İstihdamı Geliştirme Projesi var ya...
Yetkili olsam 5 ay hayvanıyla yaylasına çıkanlara  bu projeden maaşını öderim.
Yoksa masa başlarında üç beş kişinin yer aldığı resmi dairelerde önünde bilgisayarları ile vakit geçirme niyetiyle işe girmek isteyenler çoğaldıkça biz margarinli tereyağına da razı oluruz  bu gidişle...
Sahi Turizm İşletmeleri  kahvaltılık mis gibi Trabzon tereyağını bulamazssalar ne olacak?
Turizm bizim her şeyimiz...
Yaşasın turizm demekle olmuyor...
Misafirin önüne koyduğun tereyağında, etinde, peynirinde "yerli tat"ları sunamazsan bir anlamı kalmıyor bunca "turizmi masaya yatırma" toplantılarının...
Gün gelir masadan kalkamayız Allah korusun...
 
     TRABZON'UN EN GÜZEL  GÜN BATIMI  ZAMANI

Trabzon'da günbatımı en güzel haliyle hangi tarihlerde olur diye sorsak kaç kişi bilir?
Ortahisar Platformu Trabzon'da günbatımının en güzel anını yakalamak üzere fotoğraf yarışması düzenledi.
a1ce5195-3a18-481d-8904-4792e100ce0e.jpgYengeç Dönencesi zamanı olarak da bilinen  20/24 Haziran tarihleri arasında fotoğraf sanatçıları Karadeniz’in üzerinden batan güneşin olağanüstü görüntülerini ölümsüzleştirecek kareleri çekerken aynı zamanda arşive Trabzon'un kültür ve turizmine yönelik tanıtım kaynakları da bırakmış olacak.
Bazı kaynaklar Yengeç Dönencesinde güneşin batışının Trabzon'dan başka yerde bu kadar muhteşem gözlenmediğini belirtiyor.
Ortahisar Platformunca düzenlenen yarışmaya iş insanı ve eğitimci Tufan Aydoğan katkı sunarak, bu etkinliğin giderek zenginleşen bir kültürel ve tanıtım aracı olabileceğini  ifade etti. 
Çekimler için yarışmaya katılacak sanatçılara araç temini yapılacak.
Ödüllerin de verileceği yarışmada kendi dallarında deneyimli olan isimler jüri üyeliği yapacaklar.
Geniş bilgi almak için platformun sosyal medya hesaplarına ulaşabilirler. 
Denizi ihmal eden Trabzon'un tanıtımı için iyi bir fırsat. Ortahisar Platformunu ve katkı sunan iş insanı  Tufan Aydoğan'ı kutluyorum.
Fotoğrafların çekimleri  günbatımının en güzel gözlemlendiği yerler olarak belirlendiği aşağıdaki mevkilerde yapılacak:
Ayasofya Müzesi Seyir Terası 
Arsin Sahil Parkı,
K.T.Ü
Osman Turan Kongre ve Kültür Merkezi ,
Boztepe Otel mevkii,
Ganita Çay Bahçesi,
Akçaabat Sahili İskele.


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.