Trabzon’a nefes aldıracak proje!

Trabzon Ortahisar ilçesi Akyazı dolgu alanı Faroz balıkçı barınağı arasında, deniz dolgusu ile kazanılacak olan yaklaşık bin dönümlük arazi üzerinde yapılacak proje kesinlikle Trabzon’a nefes aldıracak bir projedir.

Trabzon Büyükşehir Belediyesi, dolgu alanının değerlendirilmesi ve düzenlenmesi konusunda geçenlerde bir panel düzenledi. Panele, KTÜ’den öğretim üyeleri, meslek odaları temsilcileri, gazeteciler ve Büyükşehir Belediyesinin teknik personeli katıldı.

Toplantının amacı, dolgu alanında ne tür bir düzenleme yapılması konusunda katılımcıların görüşünü almaktı. Toplantı ayrıca nihai bir toplantı da değildi. Katılımcılar, dolgu alanında olması gerekenleri söyledi.

Dolgu hafriyatla yapılıyor. Deniz tarafına henüz taş veya beton tahkimat yapılmamış. Dolgu alanının deniz tarafı güçlendirilmeden sonra, orada tek katlı da olsa tesis yapılması sakıncalıdır.

Büyükşehir Belediyesi, bir yandan dolguyu devam ettirirken diğer yandan, deniz tarafındaki tahkimatın yapımına başlamalıdır.

Kimileri, bölgedeki dolguya karşı… Karşı olmalarının nedeni de klasik söylemler. Beşirli sahilinde yıllar önce dolgu yapıldı. Sahil tarafına yeni yol yapıldı, iki yol arası ağaçlandırıldı, park, bahçe oldu. Yeni sahil yolunun deniz tarafında 30-40 metrelik yürüyüş yolu, kaldırım. İnsanlar, uluslararası yolun kenarındaki bu 30-40 metrelik alanda yürüyor, oturuyor. Yeni sahil yolunun deniz tarafı yer yer otopark olmuş.

Dolgu yapıldıktan sonra, yeni sahil yolunun deniz tarafına bir yan yol ve bu yolun deniz tarafına boydan boya otopark yapılsa ve dolgu alanı Mersin’de, İzmir’de, İstanbul’daki dolgu alanları gibi bu 5 km. uzunluğunda yaklaşık 200 metre enindeki bölge ağaçlandırılsa, park, bahçe olsa, kafeler, restoranlar, eğlence mekanları, yüzme havuzları vs yapılsa kötü mü olur?

Bu dolgu alanında Büyükşehir Belediyesinin yapacağı iş, alanın tamamının düzenlenmesi için proje yarışması açmasıdır. Yarışma jürisinde yalnız teknik elemanlar olmamalı. Avrupa’da olduğu gibi avukat, doktor, esnaf, tüccar, turizmci, gazeteci de olmalı.

Bu proje kesinlikte önümüzdeki yıllarda Trabzon’a nefes aldıracak, önemli bir proje olacaktır.

 

*-****************

Ne değişti?

İktidar medyasında, kadına ve çocuğa yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla 14 Mart 2012 tarihinde Avrupa Konseyi ülkeleri arasında imzalanan İstanbul Sözleşmesi üzerinde bir kaşık suda fırtına koparılıyor. Öyle ki, Yenişafak'ta Yusuf Kaplan, İstanbul Sözleşmesi'nin çıkış noktasının cinsiyetsizlik fikri olduğunu, kurulmak istenen yeni dünya düzeninde cinsiyetlerin de yok edilmek istendiğini, dolayısıyla Tayyip Erdoğan tarafından çöpe atılması gerektiğini, aksi halde bunun siyasi sonu olacağını dair yazılar yazdı.

***

"Cinsiyetsiz toplum" projesi hazırlığı içinde olanlar vardır ama yazar, sözleşmeden böyle bir fikri nasıl çıkardığını açıklamıyor ve "Müslüman-muhafazakâr bir iktidar" sırasında aileyi çökerteceğini iddia ediyor.

Peki sözleşmede gerçekten böyle bir niyet var mı? Varsa, "Müslüman ve muhafazakâr AKP iktidarı"nın yetkilileri, bu sözleşmenin İstanbul'da imzalanmasından önce metni hiç okumamış mı? Veya okuduklarını anlamıyorlar mı?

Muhafazakâr çevreler, bu sözleşmeyi yeni mi duydu? Sekiz yıl önce neden itiraz etmediler?

Hem dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan, sözleşmenin imzalanmasından sonra, neden "Kadına yönelik şiddet artık insan hakları ihlali… Sözleşme, Türkiye'nin öncülüğünde hazırlandı" dedi?

Resmi Gazete'de yayınlanan metinde de belirtildiği gibi sözleşmeyi imzalayan ilk ülke neden Türkiye oldu?

(Arslan BULUT)

**************

Bir olacağız, diri olacağız, tamam ama nasıl? Ortak noktamız ne olacak?

%99 Müslüman halk diye başlayan atıcılara inanırsak bu kolay. Ama biliyoruz ki toplumumuzda azımsanmayacak sayıda deist, ateist var, bir o kadar da çeşitli mezheplerde Hıristiyan. Ayrıca vehhabi selefi, ehli sünnet anti selefi, şia, alevi var. Çoğunluk ise kalbim temiz diyen Müslümanlarda. Bu durumda iktidarın dayattığı mezhepsel görüş altında bir ve diri olmak çok zor.

İnanç dışında bizi bir arada tutacak bir ortak nokta bulamaz mıyız?

Mesela laik devlet sistemi, adaletle hükmetme, işi ehline verme gibi... Ki bunlar kutsal kitabımızda emredilen hususlardır da aynı zamanda!

Bir takım kavramları yüceltirken toplumsal zemine göre düşünerek adım atmak devlet adamı olmayı gerektirir. Devlet adamına gerçekleri eğip bükmeden olduğu gibi aktarmak ise bilim adamlarının işidir.

Devlet adamı ve bilim adamı sıkıntısı var ülkemizde. Onun için birlik ve dirlik zor. Bir de hakikati konuşanların hain ilan edilmesini politika haline getiren siyasal iktidarı eklersek bir olmanın, diri olmanın imkansızlığı kolayca anlaşılır.

Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti dışında devlet modeli aramak beyhude çabadır. Devlet yönettiği her insana eşit mesafede olmak zorundadır. Ancak o zaman bir ve diri olunur. Hilafet ve İslam devleti arayışları bu devleti böler.

Kardeşlik ve sevgiyle bir arada yaşamak umuduyla...

(Dr. Mahmut Haydar USTAOĞLU)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.