TRABZON'DA TURİZM DENİNCE AKLA GELENLER

 

ESKİ HÜKÜMET KONAĞI terk edilmiş yıkık vaziyette iken zamanında restore edilmeseydi,ORTSHİSAR ÖZEL PLANLAMA PROJELERİ VE KENTSEL DÖNÜŞÜM projeleri hayata geçirilmeseydi,

Bir kere çökme tehlikesi ile,trabzonda-turizm-1.jpg

Bir kere de heyelana maruz kalan SUMELA MANASTIRI kısa zamanda kurtarılıp en son restoreye alınıncaya kadar 600.000 ziyaretçiyi ve milyonlarca geliri elde etmeseydi,

KOSTAKİ BİNASI Milli Eğitim'den alınıp Trabzon müzesi yapılmasaydı...

AYASOFYA müze-camii sinin giriş kısımları yıllar öncesinden kamulaştırılıp tarihi mekana katılmasaydı, yıllarca yüzbinleri aşan ziyaretçi sayısına ulaşıp en önemli destinasyonlardan biri olmasaydı,

Turizmde dönüm noktaları olan,

"Uşuğum yaptuğum guymaktan yemişsin senden para mı alacağum" misafirperverliğinden profosyonel YAYLA TURİZMİ'ne geçişteki gayretler,

Kent merkezinden yaylasına, beş yıldızlı otelinden dağ başındaki mangalda et pişiren esnafına kadar turizm bilincinin yaygınlaşmasına yönelik birebir sahadaki çalışmalar ve Kültür turizmi adına kente kazandırılan kurum ve eserler olmasaydı,

Trabzon Limanının da çabaları ile gerçekleştirilen KRUVAZİYER TURİZM en önemli uğrak noktası haline gelmeseydi,

Yılda 45 gemi ağırlama düzeyine çıkan Kruvaziyer turizminin dünya çapındaki turizm operatörleri Trabzon'u GEZİLEBİLİR  KENT  statüsüne sokup güvenli bir limana sahip olduğunu dünyaya ilan etmeseydi,

Arap/Körfez ülkelerine yönelik turizm

İçin olağanüstü çalışmalar yapılmasaydı,

Nevruz tatili keşfedilip İranlı ve Azeri turistlerin Trabzon'a yönlendirilmesi için temaslar başlatılmasaydı,

Uzungöl'ün yolları bitirilip tanıtımına ağırlık verilip üç milyonu aşkın ziyaretciye ev sahipliği yapacak kapasiteye ulaşmasaydı, 

UZUNGÖL'de  ve diğer turizm çalışanlarının eğitimleri K.T.Ü Turizm Yüksekokulu işbirliği ile birlikte gerçekleştirilmeseydi,trabzonda-turizm-2.jpg

Yerel değerlerin ulusal ve uluslararası  fuar ve kongrelerde tanıtımına ağırlık verilmeseydi,

Kanuni Parkındaki ESKİ TÜRKEVLERİ'nin kamulaştırılması ve akabinde KANUNİ Müzesi, Muhibbi EDEBİYAT MÜZESİ yapılmasaydı,

Uluslararası Tiyatro Festivalleri, Gençlik Olimpiyatları gibi dünya çapında organizasyonlarla kentin tanınırlığı arttırılmasaydı,

Şehrin en can alıcı merkezinde Meydanın tam ortasında aylık kira getirisi 20/ 30.000 TL’lik  olan büro Büyükşehir Belediyesinden alınıp TURİZM DANIŞMA BÜROSU yapılmasaydı,

Yine Havaalanı Uzungöl ve Maçka'da benzer bürolar olmasaydı, bu bürolara yönelik çalıştırılmak üzere yabancı dil bilen elemanlar alınmasaydı,

Yakında açılacak olan ama yıllarca atıl duran KIZLAR MANASTIRI

Belediyeden Kültür ve Turizm Bakanlığınca 5 yıllığına alınıp restore edilerek yeniden Belediye'ye teslim edilmeseydi,

Hazırlanan fizibilite raporlarını baz alıp bilgilenme  sayesinde dünya markası oteller Trabzon'a gelmeseydi,

TURİZM MASTER PLANI  yapılıp uygulamaya geçilmeseydi,

Yılda  1 milyonu yabancı 3 milyon turist kapasitesi,

45 kruvaziyer gemi ziyareti,trabzonda-turizm-3.jpg

Körfez ülkelerine direkt uçak seferleri gerçekleşmeseydi,

Üç  milyonu aşkın yolcunun hava yoluna geliş ve gidişi sağlanamasaydı,

Paris'te, Moskova’da, Almanya'da, Riyad'da, Cidde'de, Dubai'de, Tebriz'de, Miami'de Selanik'te Batum'da, İstanbul'da, İzmir'de, Ankara'da, Antalya'da, Van'da TRABZON'u tanıtma adına etkinliklere katılınmasa, tarihinde ilk defa Trabzon'da Turizm fuarı düzenlenecek kapasite yaratılmasaydı,

Başta körfez ülkelerinin büyükelçi, gazeteci ve turizm operatörleri olmak üzere yabancı misafirleri Trabzon'a getirilip doğal ve tarihi güzelliklerin yanısıra turizm imkanlarının  tanıtımı yapılmasaydı, bu konularda eski İl Özel İdare'nin İl Genel Meclisi'nin restorasyon, tanıtıma yönelik yayın, fuarların finansmanının sağlanmaları yönünde ödenek sağlamadaki anlayış ve destekleri olmasaydı,

Trabzon surları yıkılmak üzereyken restore edilmeseydi,

Yine ÇAL MAĞARASI keşfedilip turizme açılmasaydı,

Eski Merkez Bankası Trabzon Valiliğine oradan da Trabzon Belediyesine devredilip ŞEHİR MÜZESİ yapılmasaydı, SANATEVİ ile birlikte,Güzel Sanatlar Galerisindeki sergiler,Devlet Tiyatrosu ve diğer yerel tiyatroların faaliyetleri ve Trabzon'u tanıtan film dizi gibi yapımların ilimizde çekimlerinin sağlanması kısaca

Kültür-sanat etkinlikleri ile bu kent, ismini duyurmasaydı,

Geceleme sayısı 1.3 'ten arap turistlerde 7 güne,

Kişi başı harcama 100 dolarlardan arap turistlerde 700/1200 dolarlara çıkmasaydı,(bknz:TTSO ve Kalkınma ajansı raporları)

Zamanında turisti yatıracak yerimiz yok derken nitelikli  otel sayısı çok azken otel ve yatak sayısında önemli artışlar sağlanırken,

Yine REHBER  yetersizliği had safhada iken kurslar açılarak, kente yeni  rehberler kazandırılmasaydı,

Tanıtım adına çok önemli çalışmalar yapılmasaydı,

En önemlisi Trabzon ve Karadeniz Turizminin ele alındığı mini bakanlar kurulu gibi toplantı, toplantılar başarıyla gerçekleştirilmeyip, konu en üst düzeyde hükümet programı haline getirilmeseydi,

Turizm yatırımcıları Trabzon'u tercih  edip özellikle konaklamayı sorun olmaktan çıkartan yatırımlar yapmasaydı,

İşletmeler, acentalar işlerinde belli bir standardı tutturup müşteri memnuniyetini üst seviyelere taşımasaydılar,

Acaba Trabzon turizmi bu denli gündeme gelip önemli bir destinasyon haline gelebilir miydi?

Her kimin emeği geçmişse Allah razı olsun demek gerekir.

Önemli olan turizmi her gün masaya yatırmak değil, masadan kaldırıp eyleme geçmektir.

Bu kent daha iyilerine layık.

 

****************

 

FATİH'İN TABLOSU

AİT OLDUĞU YERDE

 

İtalyan ressamı, Fatih Sultan Mehmet Han çağırmış,oğlu Cem Sultanla birlikte resmini yaptırmış.

Ünlü tarihçimiz İlber Ortaylı Fatih'in karşısındaki gencin Cem Sultan olduğunu belirtmektedir.
Hiç kimse bu tablo Topkapı Sarayından neden pazarlara düşmüş diye merak  etmiyor...

Merakı giderme adına söyleyelim.fatuh-in-tablosu.png

Fatih Sultan Mehmet’ten sonra tahta çıkan oğlu II.Beyazıt bu tabloları elden çıkarma adına ya yabancı elçilere hediye etmiş  ya da bir kısmını da saraydan çıkartarak pazara düşmesine vesile olmuş.Resmin inancımızda yeri olmadığı kanaatini taşıyan II.Beyazıd bu tablolara değer vermemiş.

Oysaki Fatih Sultan  Mehmet İstanbul'un  işgalini müjdeleyen peygamberimizin işaret ettiği komutandı.

Yine Fatih Ayasofya'yı camiye çevirip ilk namazı kıldırandı... 
Tarih, meraklıları için oluşmamış.
Bizatihi yaşanmıştır.

Fatih tarihin bu sayfalarının birinde resmini İtalyan sanatçıya yaptıran Türk Padişahı diye geçer.
Fatih'in sanatçılara yaptırdığı eserlerin akıbetini iyice araştırmak gerekir.
Ondan sonra tahta geçenlerin  bu eserleri ne yaptılar bilmek için de okumak  incelemek lazım.
Her konuda polemiği seven bizler için okumak araştırmak nedense zor geldiğinden işi bir yerinden tutup siyasete bağlamak nedense kolayımıza geliyor.

Paris’te Louvre Müzesini iki kez gezdim.

Anadolu’dan kaçırılmış ya da bir şekilde elde edilmiş bu topraklara ait eserlerin önünde üzülerek uzun uzadıya neden bunlar ait olduğu yerde değil de burada diyerek düşünüp üzülmüştüm.

Sonra tablo diyip geçmeyin.

Aynı müzede meşhur Mona Lisa eseri sergileniyor.

Belli bir mesafeden ancak izlenmesine izin veriliyor.

Bulunduğu odaya da sayıyla ziyaretçi alıyorlar.

Kötü mü oldu Fatih'in tablosunun fethettiği şehrine gelmesi.

Bu arada baba oğul iki padişah arasındaki sanata bakış açısı da önemli. Fatih zamanın popüler dillerine hakim.Arapça,Farsça,Lâtince,Rumca biliyor.Sanata ve sanatçıya düşkün.İtalya'dan ressam Bellini’yi getirtip kendi resimlerini yaptıracak kadar dış dünyaya açık.Oğlu II.Beyazıt ise farklı.Padişah da olsan evladını istediğin gibi yetiştiremiyorsun demek ki...Fatih'in  diğer oğlu ve bu tabloda yer alan genç adam Cem Sultan'ın hem trajik ama bir o kadar da mücadele dolu hayatı da bambaşka bir yaşanmışlık.Taht kavgasıyla başlayıp Papanın elinde Osmanlıya karşı koz olarak tutsak hale getirilen  bir yaşam.Tarihçiler derler ki Fatih'in gönlü Cem Sultandan yanaydı.Fakat ani ölümü ve II.Beyazıt'ın babasının ölümünün haberini alır almaz Payitahta ulaşıp İstanbul'da tahta oturuşu ile Cem Sultan'ın mücadelesi de sonuç vermeyecekti.Bu arada tarihçiler,Cem Sultan'a babası Fatih'in ölüm haberinin geç verilmesine  de saraydaki iç çekişmenin neden olduğunu belirtmektedirler.

Anadolu’dan kimi hediye yoluyla kimi kaçırılarak yurt dışında sergilenen eserler için devlet tarafından her dönemde gayret gösterilmiştir.

Kültür ve Turizm Bakanlığınca yıllardır Anadolu’dan kaçırılmış bu topraklara ait kültür varlıklarını satın almak yoluyla  ya da hukuki süreçlerle yeniden ülkemize  kazandırıldığını bilsek bu tablonun alınışına kimse itiraz etmez.
Ama bize polemik lazım...
İyi ki İstanbul'un fethini gerçekleştirmiş büyük hakan Fatih'in birebir canlı olarak İtalyan ressam Bellini tarafından yapılmış tablosu yeniden Türkiye'ye kazandırılmış.
İBB'nin yaptığı israf değildir.
Bugün 6.5 milyona alınan eser yarın kaç tl edeceğini tahmin bile  edemezsiniz
Bu tip eserler envantere kayıtlı hazine sayılır.
Topkapı Müzesindeki eserlere değer biçebilir misiniz?
Hem bugün İstanbul'da semtine göre  bir bilemedin  iki üç daire fiyatına "ecdad" a sahip çıkmak az bir şey mi?

Biliyorsunuz Trabzon'u Fatih Fethetti.

Yavuz Sultan Selim Valilik yaptı.

Kanuni Sultan Süleyman da burada doğdu.

Türk tarihinin bu muhteşem devlet adamlarının üçünün de tabloları yıllardır Trabzon Büyük Şehir Belediyesi'nin makam odasındadır.

Bu eserleri yapan sanatçılarımıza da teşekkür etmek gerekir. Kimsenin de aklına gelmemiştir şimdiye kadar, bu eserleri kim yapmıştır. Acaba kaça yapılmıştır diye...Ya da hediye midir?

Her partiden belediye başkanı gelmiş geçmiştir ama tarihimizin MUHTEŞEM ÜÇLÜSÜ Başkanlık makamındaki yerlerini korumuştur.

Keşke diyorum Trabzon Büyükşehir Şehir Belediyemiz de Trabzon'un Rus işgali döneminde sandıklar dolusu kaçırılan çok değerli eserlerimizin izini sürüp ait oldukları yere Trabzon'a kazandırabilse...

Bu konuda eski bakanlarımızdan sn Faruk Özak önemli girişimlerde bulunmuştur. Yine tarihçi yazar KTÜ öğretim üyesi Veysel Usta'nın da Moskova'da çalışmaları olmuştur. Bu konuda somut araştırma ve çalışmaları vardır.

Kendisinden yararlanılabilir...

 

************

 

TONYA SÜT  KOOPERATİFİ

Baştan söyleyeyim isterse reklama girsin.Reklamını yapmışsam da mutlu olurum.Çünkü doğrudan üreticinin emeğinin değerlendirildiği bir kuruluş Tonya Süt.

Tereyağı ve peynirleri çok tutuluyor.

Taze kaşarını ve kolot peynirini tercih edenlerdenim.

Tereyağını da tüketirken gönlüm rahattır. Belki damak zevkindendir.Diğer fabrikaların ürünleri de tabi ki değerlidir.

Tonya Süt hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı Tonya ve çevresi yaylalarında beslenen ineklerin sütünü işleyip tereyağı ve peynir yapmakta. Yani bu ürünlerde doğrudan Yaylacı dediğimiz insanların emeği var.Ailelerin kazanç kapısı kooperatif 1969 yılında kurulmuş.Coğrafi İşaret sahibi tescilli ürünleri var.

Tonya Süt ürünlerini gel gör ki her markette bulmak mümkün değil.

Ülkenin bilmem neresinde üretilmiş bildik markalar market raflarında boy boy dizilirken aralarında  şehrimizin kooperatif  olarak üretici firması olan Tonya Süt'ü görememek şahsen beni üzüyor.

Ya pazarlamada

Ya üretimde,

Ya fiyatta bir sıkıntı var.

Ya da marketler yerli üretime rağbet etmiyorlar.

Ama açıkçası ben, satıldığı market var özellikle oradan gidip Tonya'nın taze kaşarını da, kolot peynirini de tereyağını da alıyorum.

Çünkü Yaylacılık ölmesin...

Üretim durmasın...

Yaylalar boş kalmasın...

 

KTÜ YENİ REKTÖRÜNÜ BEKLİYOR 

Bilindiği gibi Temmuz ayı sonlarında ülkemizin 20’ye yakın üniversitesinde rektör değişimi yaşanacak. Bu üniversiteler arasında, ülkemizin İstanbul ve Ankara’da dışında açılan ilk üniversitesi olan Karadeniz Teknik Üniversitesi de var. Öncelikle ilimize ve ülkemize bu önemli kurumu kazandıran hemşehrimiz merhum Mustafa Reşit Tarakçıoğlu’nu rahmet ve minnetle anıyorum. 
Kuruluşundan bugüne kadar ülkemize onbinlerce mezun vermiş ve ülkemize değerli    Devlet, siyaset ve bilin insanı kazandırmıştır.
KTÜ Trabzonumuz için gurur kaynağıdır. Bu nedenle Cumhurbaşkanımız tarafından atanacak ve dört yıllığına üniversiteyi  yönetecektir. Atanacak yeni rektör yalnızca, 50.000 civarındaki öğrencisi, binin üzerindeki bilim insanı ve bir o kadar da idari çalışanı ile şehrimizin en büyük kurumlarından biri olan KTÜ’yü yönetmeyecek şehrimizin sosyo-ekonomik yapısına da ciddi katkı sağlayacaktır.
Görev anlayışı, adil tutum, sahiplenme duygusu ve temsil kabiliyeti üst yöneticilikte aranan temel vasıflandır. Söz konusu olan kurum üniversite ise buna entelektüel bakış, tolerans, vizyon ve misyon sahibi olmayı da gerektiriyor. Bu üniversite Trabzon’daysa şehirle bütünleşme ve paydaş kurum ve kuruluşlarla işbirliği anlayışı belirleyici bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada tuttuğunu kapatabilmek, geniş kesimlere hitap edebilme ayırt edici özelliklerdir. Herkese dokunabilmek ve yönetecek olduğunuz kitle üzerinde güven duygusu yaratmak ve inandırıcı bir dil akademik bir kurumun üst yöneticisinin temel vasıflarından olmalı...
Kurum kültürü ve geleneğine hakimiyet ise atlanılmaması gereken hususlardır.
Hiç kuşku yoktur ki ilgili yasanın öngördüğü şartları taşıyan akademisyenlerin hepsinin rektör adaylığına başvurması haklarıdır.
Basında izlediğimiz kadarıyla çok sayıda başvuru olmuş gözükmektedir. Öncelikle yönetmek gibi zor bir işe talip oldukları için kendilerini kutluyorum.
Bu adaylar arasında ismine rastladığım Prof. Dr. Hikmet Öksüz’ü, uzun zamandan beri tanımaktayım. Akademik çalışkanlığı ve ürettiği bilimsel yayınları görmek isteyenler KTÜ’nün web sayfasına bakarak performansını kolayca görebilirler.
Liyakat meselesi ve talip olduğu göreve vukufiyeti açısından hocanın bölüm başkanlığı, Karadeniz Araştırmaları Enstitüsü’nün kurucu müdürlüğü, Edebiyat Fakültesinin kurucu dekanlığı ve 8 yıldır yürüttüğü Rektör Yardımcılığı görevlerini başarıyla yürütmesi gösterilebilir.
Yakından tanıdığım Hikmet Öksüz hocanın en önemli özelliklerinden biri de bireysel ve kurumsal ilişkilerdeki başarısıdır. Başka bir ifadeyle Üniversite-Şehir ilişki ve bütünlüğünü sağlama yönündeki samimi çabalarıdır. Uzun yıllar Trabzon’da Kültür ve Turizm il müdürlüğü yapmış biri olarak hocayı şehirde yapılan her türlü kültür ve sanat etkinliklerinin müdavimleri arasında görmekten mutlu olduğumu, gerektiğinde her türlü katkıyı sunduğuna tanık olmaktan memnuniyetimi ifade etmek isterim. 

Kente dair söyleyecekleri olan, bu kentin kılcal damarlarına kadar özelliklerini bilebilen, tarihi ile bugünü bağdaştırabilen geleceğe yönelik vizyoner bakış açısına sahip toplumla iç içe, barışık, sosyal yönü kuvvetli, yöneticilikte de deneyimli olan akademisyenlerin bu kente çok  katkıları olacaklarına inananlardanım.

Prof.Dr.Hikmet Öksüz hocama çıktığı bu yolda başarılar diliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar