TRABZON’DAN ÖYKÜSEL PORTRELER - 35

SOYAĞACI…

1800’lü yılların sonu.

Trabzon- Akçaabat - Derecikte üç erkek kardeş tütün yetiştirmektedirler.

Tütün kırma zamanları ve tarlada kırılmamış üç hane tütün kalmıştır.

İşi hızlandırmak için kardeşler arasında iddialaşırlar.

Tarlanın başına bir kızılcık sopası dikerler.

Erken bitiren bu kızılcık sopasıyla diğerlerini dövecektir.

Yarış başlar ve kardeşlerden en küçüğü olan Mehmet iddiayı kazanır.

Mehmet’in abileri “Biz büyüğüz kardeşimiz bizi dövmez” diye düşünseler de küçük kardeş oyunu ciddiye alır ve kızılcık sopasıyla abilerine girişir.

O günden sonra abileri kardeşlerine Yobaz Mehmet diye seslenmeye başlar.

Ve o tarlanın bulunduğu bayır “Yobazın Bayır” diye anılır.

 

Yobaz Mehmet diye anılan bu iyi yürekli bu insan, adını taşıdığım büyük dedem,

MEHMET KUVVET

 

I. Dünya Savaşı yıllarında vadinin emniyetini devlet Hacısalihoğulları’na vermiştir. Büyük dedem İmamkızoğlu Mehmet’e 200 mermi ve bir miktar erzak verilir ve Mala (Uçarsu)’nın korunmasıyla görevlendirilir. Mehmet, tek mermi atmasını gerektiren bir olayla karşılaşmasa da tam üç yıl burada kalır. Ekip biçer ve tükenen azığını karşılar. Uzayan saçlarını, ekin biçtiği orağı ile keser. Arazinin dibinden geçen ırmak üzerine iki değirmen yapar ve işletir.

 

&

 

Akçaabat- Derecikli Mehmet’in oğullarından biri askere gider.

İçtimada komutan “Bir çocuğu olanlar üç adım öne çıksın” der. Çıkanlar olur.

Sonra “iki çocuğu olanlar” birkaç kişi daha çıkar.

Sonra da üç, dört çocuğu olanlar çıkarlar.

Bizim asker hala çıkmamış ve tek başına kalmıştır.

Komutan kızarak: “Sen” diye bağırır.

Bizim asker esas duruşa geçer, selam verir, adını söyler ve:

“Emret komutanım” diye kısa tekmil verir.

Komutan: “Neden çıkmıyorsun?” diye sorunca esas duruşunu bozmadan:

“Daha bana sıra gelmedi komutanım, arz ederim” der.

Çünkü beş çocuğu vardır.

 

Bu asker, eski taş kemer ve köprü ustası olup üç yıl askerlik yapan dedem;

 

ALİ RIZA KUVVET,

 

&

 

1960’lı yıllarda Almanya’ya çalışma amaçlı giden işçilerimize İş ve İşçi Bulma Kurumu’muzun hazırladığı tavsiye mektubu verilir.

Bu mektup Türkleri diğer ülke insanlarından ayıran en güzel belgeydi.

Bu belgede şunlar yazılıydı. Sadece başlıklarını veriyorum.

ONURLU OL.

AİLENİ, EVİNİ UNUTMA.

SAĞLIĞINI KORU.

ZEKÂNI İYİ KULLAN.

BAYRAĞINI DÜŞÜN:

“Bayrağını Düşün” başlığının altında ise şunlar yazılıydı:

•         Yabancı ülkede yapacağın iyi iş de kötü iş de şahsına yüklenmez. Türklüğe ait olur.

•         Bayrağının şerefini hatırından çıkarma.

Rengini atalarının dökülen kanından aldığını unutma.

•         Dinden imandan ayrılma.

YOLUN VE BAHTIN AÇIK OLSUN.

 

Dişine, çişine ve barsak parazitine bakılarak Almanya’ya alınan, bandolarla karşılanıp madendeki işlerine yerleştirilen bu işçilerden biri;

 

Trabzonlu KADİR KUVVET

Kadir Kuvvet, 35 yıllık çalışma hayatından sonra Almanya’dan emekli olur ve ülkesine bir yabancı olarak döner.

Mayıs 2017’ de omurilik kanserine yenik düşerek vefat eder.

 

Bu emek işçisi, babam;

KADİR KUVVET

 

&

Kahramanımızın annesi,25 Aralık 1961’de köye, annesine misafirliğe gider.

Kahramanımız o gece, ocak başında, kemerin altında dünyaya gelir.

Kemeri yapansa baba tarafından dedesi, taş ustası Ali Rıza Kuvvet’tir.

1970’lerin başı ve biraz büyüyen kahramanımız köydedir.

Arkadaşı Hasan’la dut ağacına çıkar.

Hasan, duta çıkarken o zamanlar her evde bulunmayan radyonun sesini sonuna kadar açar.

Neşet Ertaş’ın türküsü eşliğinde, dalından dut yemeye başlarlar.

Hasan’ın annesi Nezaket teyze tarladan bağırır:

“Ula Hasaaaaaan, ula Hasaaaaan.”

Hasan duymaz, Neşet Ertaş türkü söylemeye, Nezaket teyze ise bağırmaya devam eder:

“Ula Hasaaaan. Ula ağzına felan ettuğumun uşağıııı.. Niye duymaysın?”

Sonunda Hasan duyar:

“Haaa! Neneeee. Neduuuuur?”

Nezaket teyze bağırmasını sürdürür:

“Ula kapat hau radyoyu diyrim saaa. Akşam Mustafa buban geldi mi ariycak benden o türküleri.” der.

 

Arkadaşı Hasan’la Neşat Ertaş türküleri eşliğinde dut yemek için ağaca tırmanan bu öykü kahramanı, ben:

 

MEHMET KUVVET

 

Babam, Kadir Kuvvet; Almanya’da çalışmaktadır. Ablam ve ben doğduğumuzda henüz nüfus kaydımız yapılmamıştır. Babam izine geldiğinde Muhtara bir kâğıda ablam için Havva (Babamın anne annesinin adı), benim için ise Salim (Annemin muhacirlikte kaybolan dayısının adı) adlarını yazıp verir. Muhtar kaydı yaptırmak için Akçaabat’a gittiğinde kâğıdı bulamaz. Havva ismini anımsar, benimkini anımsayamayınca “Büyük dedesinin adı Mehmet’ti” diye düşünerek adımı nüfusa Mehmet diye yazdırır.

 

&

 

Bir yayınevinin eğitim programında şiir dinletisi yapmak için davetliyim.

İstanbul’dayız.

Programımdan önce Doğan Cüceloğlu Rehber öğretmenlere “Çocukların Cinsellikle Tanışması” başlıklı bir sunum yapıyor, ben de oradayım.

Cüceloğlu, sunumunda rehber öğretmenlere:

“Arkadaşlar okullarda karşılaştığınız yaşantılarınızdan etkinliğe katkı sunabilirsiniz.” deyince söz aldım.

Görkem adlı bir çocuk, sanırım 7-8 yaşlarında ve 20’li yaşlarındaki kuzeni ile konuşuyor. Ben de kulak misafiri oluyorum.

Görkem kuzenine ağzını işaret eder ve“Evrim abla, sizin yemek borunuz şuradan başlıyor”, kasık bölgesine geldiğinde; “Şurada bitiyor. Ama bizimki azıcık daha devam ediyor.” der.

Söylediklerimi dinleyen Cüceloğlu başını ellerinin arasına alır, sahnede çömelir, epey bir zaman güldükten sonra ayağa kalkar ve bana:

Gidince Görkem’i benim için yanaklarından öper misin?” der.

 

3 yıl tıp eğitimi aldıktan sonra Tıp Fakültesini bırakıp, ODTÜ Endüstriyel Tasarımdan mezun olan bu genç; oğlum

 

GÖRKEM KUVVET

 

Yazan: Mehmet KUVVET

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.