İsmail Kansız

İsmail Kansız

TRABZONSPOR 1926  YILINDA KURULDU

Geçen haftaki yazımızda Trabzonspor'un kuruluş tarihini belgelere dayalı biçimde inceledik ve 1926’ya kadar indik.

Bu arada araştırmaya devam ettik.

Bu araştırmada Trabzon için birçok esere imza atmış yazar sanatçı araştırmacı Atilla Bölükbaşı'nın eser ve belgeleri bize ışık tuttu.

Sonuçta inceledikçe Trabzonspor'un kuruluş tarihinin 1926 olduğunu net bir şekilde öğrenmiş oluyoruz.

1926 yılında kurulan Trabzonspor sadece sportif anlamda değil kültürel alanda da faaliyetlerde bulunuyordu.

Yeniyol gazetesinde 9 ay arayla yayınlanmış iki yazı bize Trabzonspor'un kuruluşunun 1926 olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlıyordu.

YENİYOL Gazetesinde 1934 B.Kanun (ocak pazartesi) günü "ÖZTÜRKÇE" isimli köşesinde

"KULÜPLERİN GİDİŞİ" başlığı ile yazan NUMAN USMAN yazısına 4 yıldan beri bu kulübün üyesi olduğundan bahsederek, genel yazganı (genel sekreteri) olduğu kulübün maddi sıkıntılarından söz ediyor.

Yazısının devamında 8 yıl önce kurulan kulübün futbol takımı ve diğer branşlarda da faaliyet yaptığını anlatan USMAN, parasızlıktan kulübün elektriklerinin kesildiğini kirayı ödeyemedikleri için de yasal takibata uğradıklarını açık yüreklilikle kamuoyuna aktarıyor. 

Usman'ın yazısından Kulüplerin sadece sportif faaliyetlerde bulunmadıklarını, kültürel çalışmalarda da bulunduğu o devirde "müsamerelere" de ilginin çok olmadığını bu yüzden gelir elde edemediklerini oysaki üyelerden takımlar için az olmayan 25-50 kuruş aidatlarının aksatılmaması ve kulüplerden kira ile elektrik parasının alınmamasını tavsiye ediyor.

***

 

Aynı gazetenin 24 Eylül 1934 pazartesi günü çıkan sayısında ise A.B rumuzlu yazar 

"TRABZON VE TRABZONSPOR" başlıklı yazısının girişinde Trabzonspor'un 1926 yılında beri gençliğe hizmet ettiğini belirterek şehirden bazı önemli kişilerin kulübe üye olmalarının sevindirici olduğunu anlatması artık Trabzonspor'un kuruluş tarihini netleştirmiş oluyordu.

Bu yazının sonunda Trabzonspor İdari Heyeti adına “aza” olarak kaydolmasından dolayı, işadamı Osman İskenderoğlu'na teşekkür ettiği de yer alıyor.

Çeşitli belgelerden edindiğimiz kısıtlı bilgilere göre Trabzonspor'da görev yapan başkan ve yöneticilerinin bazılarının ismine ulaşabildik.

23 Eylül 1934 kongresinde 

Yönetim şu şekilde oluşmuş:

Reis: Faik Bey

İkinci Reis: Kadri Bey

Umumi Kaptan: Arslan Bey

Veznedar: Halil İbrahim Bey

Yine bir başka tarihte yapılan kongrede… 

Reis: Rıza Bey

İkinci Reis: Tahsin Bey

Umumi Katip: Sebahattin Bey

Veznedar: Nihat Bey

Azalar: Necati ve Suriri beyler görev almışlardır.

Bu arada Tayyip Zühtü Bey isimli bir operatör doktorun da Trabzonspor'da  başkanlık yaptığını biliyoruz.

Hepsinden önemlisi Trabzonspor'un takım halindeki fotoğrafları da mevcut.

Arşivindeki fotoğraf ve belgeleri ile yardımcı olan araştırmacı yazar fotoğraf sanatçısı Atilla Bölükbaşı'na teşekkür ediyorum.

***

 

Sonuç olarak şunu net olarak söyleyebiliriz:

TRABZONSPOR 1926 YILINDA KURULMUŞTUR

BİRLİKSPOR ADIYLA KURULAN 1926 DA KURULAN AMATÖR TAKIM DAHA SONRA İSİM DEĞİŞİKLİĞİNE GİDEREK İSMİNİ TRABZONSPOR  OLARAK TESCİLLEMİŞTİR.

FUTBOL ŞUBESİNİN YANISIRA DİĞER BRANŞLARDA DA FAALİYET GÖSTERMEKTE VE ŞEHRİN KÜLTÜREL HAYATINA DA KATKI SUNMAKTA İDİ...

Artık  "Top" Trabzonspor'da...

1967 mi?

1926  mı?

 

FOTORĞAF ALTLARINA BUNLARI YAZALIM!!!!!!!!!

 

Resim 1:

 

1934 Trabzonspor

 

Resim 2:

 

Trabzon'un "T"si kalecinin formasında.

 

Resim 3:

 

Necmiati, İdmangücü, Trabzonspor bir bayram töreninde…

 

Resim 4:

 

Trabzonspor'dan Ahmet Çobanoğlu, Hacı Mehmet Güleç, Naci Bastoncu.

 

SÜMELA AÇ-KAPA

 

Sümela'da restore, onarım, taş düşme tehlikesine karşı çalışmalar başlayalı beş yıl oldu.

Bu beş yıl içinde özellikle taş düşme tehlikesine karşı başarılı bir çalışma yürütüldü.

Sorun şurada; bu çalışma beş yıldır niye bitirilemedi?

Önceki gün Trabzon yerel basında şöyle haberler vardı:

"...Sümela’nın açılışı yine ertelenecek. Mevsim koşulları nedeniyle çalışmalar istenildiği gibi yapılamadı... Ocak sonunda açılması beklenen Sümela, ancak Mart sonunda yeniden ziyarete açılabilir..."

Burada bir dakika durup düşünelim.

Ya da meteorolojiden son üç aylık hava raporu isteyelim.

Bugünlerde biraz soğuyan hava son üç aydır yazdan kalma günler yaşattı.

Hatta yağmur duasına çıktık kuraklık tehlikesine karşı...

Sümela'nın bulunduğu yer 1200 rakımda... Zigana Dağı zirvenin rakımı 2200...

Daha kar yeni yağmaya başladı, zirvelere...

Eskiden beri zaten Kasım ayından başlayıp Mart ya da Nisan başlarına kadar Sümela'da normal iklim şartlarında çalışmak zordur.

Bu bilinmeyen bir durum değildir.

Sümela ile ilgili her çalışmada bu şartlar göz önüne alınır.

İhale ise şartnamede yer alır.

Ziyaretse ona göre tedbir alınır.

Sümela gibi dünya mirasına aday eser bir açılıp bir kapatılmaz.

Kapattın mı Her şeyini halledip açarsın.

İsterse sürsün 10 sene...

Ama bitirir çıkarsın.

Daha da şurası da eksikti filan deyip ikide bir açıp kapatmazsın.

Bu işte bir koordine eksikliği var mı?

Bilemiyorum.

Ama merak ettiğim bir konu var:

Mart sonunda işler bitip tekrar ziyarete açılırsa yeniden tören yapılacak mı acaba...

Şunu da ilave edelim Karadağ’ın eteklerinde, Altındere vadisinde kış daha yeni başlıyor...

 

COVİD 19 AŞISINI BULAN  ÖZLEM TÜRECİ'NİN BABASI TRABZON LİSESİ MEZUNU

 

Trabzon Lisesi mezunlarından 1939 doğumlu mühendis Selçuk Pulatkan abimiz sosyal medyasında önemli bir bilgi paylaştı.

Asrın belası COVİD 19 hastalığının aşısını bulan iki Türk bilim insanından Özlem Türeci ve ailesinin bir zamanlar Trabzon'da yaşadıklarını anlatan Selçuk Pulatkan, Sotka'da yaşayan  ailenin  kiracı olarak dedelerinin  tuttuğu evde  kaldıklarını belirtti.

Özlem Türeci'nin babası ve amcaları ile sahilde birlikte oynadıklarını belirten Selçuk Pulatkan, Türeci'nin  babasının da doktor olduğunu lise eğitimini ise Trabzon Lisesinde tamamladığını açıkladı...

Sosyal medya sitesindeki bu paylaşımlarından sonra Türeci ailesini tanıyan eski Sotkalılar da yaptıkları paylaşımlarda ailenin çok saygıdeğer kişilerden oluştuğunu, aslen Rize Fındıklılı olduklarını, insani ve komşuluk ilişkilerinde mahallenin sevilen sakinleri olarak tanındıklarını anlattılar.

Selçuk Pulatkan paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

"Sotka mahallesinin sahil kısmı. Ağaçlı bahçesi olan evden itibaren altıncı sırada olan pembe ev Covid- 19 m RNA aşısını eşiyle birlikte bulan Özlem Türeci 'nin kirada kaldığı dede evi. 

Dedesi Kazım amca  Orman Bölge Müdürlüğünde kâtip idi. 

Babası Dr Yurdanur ve amcası Faruk ile birlikte sahilde oynardık. Rize'nin Fındıklı ilçesinden idiler. Yurdanur, beyin cerrahı idi. Sonraları  akupunktur uzmanı oldu.  2002'de yaşadığı Almanya'da vefat etti. Çok zeki biri idi. Kardeşi Faruk ta doktor oldu. O da Trabzon'da bir ara akupunktur merkezi açtı. Sonra İstanbul'a gitti."

Dr.HAMZA BOZALİOĞLU da Türeci ailesini tanıdığını dedeleri Kazım Türeci'nin bir zamanlar hastası olduğunu belirterek sosyal medyasında Selçuk Pulatkan'ın paylaşımına aşağıdaki ilaveyi yaptı:

 "Selçuk’un bilgilerine birkaç ilavem olacak, Kazım Türeci emekli olarak SSK Hastanesinde  hastamdı. Her kontrole  geldiğinde Yurdanur'un  Almanya’daki başarılarını anlatır, Fındıklı aksanıyla. "Alamanlar  deyürki  Türkler niçun  Yurdanur'un heykelini boğazın yakasına dikmeyürler"… 

Daha  uzun sohbetlerimiz  olurdu. 

Yurdanur 1970’de Trabzon’a  geldi, bir klinik açmak istiyordu olmadı. 
1976'da İstanbul'da evlendi, 77’de Özlem Almanya'da doğdu, Tıp Fakültesini Almanya'da okudu. Hematoloji ve kanser üzerinde araştırmaları ve  birkaç üniversiteden ödülleri var.

2002 yılında evlendiler bir çocukları var.

Başarılarının devamını diliyorum."

***

 

Neden Trabzon Lisesi ve neden bu asırlık eğitim kurumu bizim gözbebeğimiz... Şimdi daha iyi anlaşılıyor değil mi... Baba Dr.Yurdanur Türeci Trabzon Lisesi mezunu... Ve o babanın yetiştirdiği çocuk dünyayı beladan kurtaracak aşının mucitlerinden...

ÖZLEM TÜRECİ ve eşi UĞUR  ŞAHİN'e insanlık adına teşekkür ediyoruz.

Trabzon Lisesi mezunu babasının kızı olarak  yolu Trabzon ve Trabzon Lisesinden geçenlerin başarıları adına da gurur duyuyoruz.

Değerlerimize sahip çıkıp onlara imkan sağlamak başta devletimiz ve hepimizin görevi olduğunu da unutmayalım.

ÖNCE BILDIRCINLARŞİMDİ DE HAMSİ TERKETTİ BU ŞEHRİ 

 

Önce bıldırcınlar terk etti bizi.

Şimdi de hamsiler 

Bıldırcınlar gelmeye cesaret edemediler bu sonbaharda.

Oysa eylül ayı gelende çisil çisil yağan yağmurun da verdiği yorgunlukla bir soluklanıp yollarına devam etmek için Trabzon onlara ev sahipliği yapıyordu.

Rotayı son yıllarda Trabzon'a çevirmiyorlar.

Belki de öncü kuvvetleri gelmiştir.

Keşiflerini yapmış ve raporu bildirmiştir kafileye:

"Boztepe'ye konamayız. Yeşili yok. Bir de önüne beton diyorlar büyük ve upuzun bir köprü koymuşlar. Bizim dinlendiğimiz yeşil çimenler ev olmuş.

Biraz aşağılara baktık. Yenicuma, Erdoğdu, Bahçecik mahallerinin bizi misafir edebilecek alanlarına evler doldurulmuş.

Bahçe diye bir yer kalmamış.

Önceden şehrin içinde çok bahçeler vardı.

Hacıkasım'a, Gülbahar'a, Beşirli'ye, Sotka'ya, Arafilboy'a, Ayasofya'ya, Faroz'a bile konar dinlenirdik"

Eee rapor da böyle gelince Trabzon konaklama bölgesi olmaktan çıkmış.

Bıldırcın da artık çiftlikte yetiştirilir olmuş.

O kadifemsi tüyleri, küçücük gagası ve çipil gözleri ile sonbaharda Trabzon'un misafirleri olan bıldırcınlar da  yok artık.

Ya hamsiye ne dersiniz?

Hadi bıldırcınları çiftlikte yetiştirdiniz.

Hamsiyi nerde yetiştireceksiniz?

Hamsi çiftlik balığı değil.

Ne hikmettir levrek, çupra alabalık gibi balıklar çiftlikte yetişiyor da hamsi yetişmiyor işte. Ya da yetişse bile ekonomik değildir.

Bir kayboldu mu çakmasını bile bulmak mümkün değil.

Hamsiler de diyor ki;

"Ne gözü doymaz insanlarsınız… Bırakın bizi doğal hayatımızı yaşayalım. Üreyelim. Büyüyelim. Sırası gelince sofranıza konuk olalım.

Bakın Evliya Çelebi yüzyılların ötesinden Karadenizliler, Trabzonlular için bizim ne kadar önemli bir besin kaynağı olduğumuzu anlatmış...

Karadeniz kıyılarında göründüğümüzde halkın bayram ettiğini yazmış, dedeleriniz de fazlalıklarımızın tarlalarınızda gübre olarak kullanıldığımızı size anlatmamış mı?

Yok anlamadınız. Neslimizi tükettiniz. Daha büyümeden sofralarınıza koydunuz.

Sonra da bu sene hamsi çok küçük, nerde o eski hamsiler dediniz. Biraz da sitemimiz size yetkililerimiz, işi sıkı tutmadınız. Denizi tarla olarak görmediniz.

Yoldu, doldurmaydı derken Karadeniz’le çok oynadınız. Bizim gibi diğer balıkların yerini yurdunu dağıttınız.

Yavrularımızı büyümeden tutmalarına göz yumdunuz. Halbuki bizim "yiri hamsi" olmak için büyümemiz gerekirdi. İmkan tanımadınız. Şimdi ne oldu? 10 gün hamsi avlamak yasak dediniz. Yetmez bir sene iki sene yasaklayın. Bir kendimize gelelim.

Bakın o zaman sofralarınızdaki yiri hamsinin lezzetine..."

***

Durum bu...

Böyle giderse durum daha da kötüleşecek.

On gün yirmi gün yetmez hamsi avı bir iki yıl yasaklansın.

Bu arada deniz rahat bırakılsın.

Kirlenmesin. Doldurulmasın. Derelerin önü kesilmesin. Kesilmesin ki doğanın döngüsü içinde balıklara yarayan besin maddeleri denize ulaşasın.

Bilimsel verilere, yöntemlere değer verilsin.

Yoksa Hamsi de gider...

Hamsi kuşu da, hamsili pilav da...

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.