Trabzonspor’da futbol oynamak hayal ötesiydi

Trabzonspor’da futbol oynamak hayal ötesiydi

Trabzonspor’un kupalara ve ligin zirvesine adeta demir attığı yıllar…

O efsane kadroya 1979 yılında dahil olan genç futbolcu İskender Günen (Büyük İskender), “O yıllarda Trabzonspor’da futbol oynamak hayal ötesi bir şeydi. Ben kendimi çok şanslı görüyorum” diyor. On bir yıl bordo mavi forma ile takımda sol açık olarak futbol oynayan İskender Günen: “Genç olsam şimdinin Trabzonspor’una gelmem ama o eski, takım olan Trabzonspor’da hiç düşünmeden tekrar olurum.”
c6495ad8-c940-472b-86bb-e33c206f3223.jpg Futbola nerede, ne zaman, nasıl başladınız?
Ben Kastamonuluyum. O yıllarda Kastamonuspor 2. Ligde idi. Lise 2. Sınıfta Kastamonuspor genç takımına girdim. Lise son sınıfta ise A takıma çıktım. Profesyonel futbolcu olma düşüncem yoktu. Futbol benim için hobiydi. Benim idealim Tıp Fakültesine gidip doktor olmaktı. O dönemde Türkiye’nin dört bir yanından genç, yetenekli futbolcuları bir takımda topladılar, ben de o takımda yer aldım ve Ali Sami Yen’de Galatasaray ile maça çıktık. Maç sonrası Doğan ağabey beni Galatasaray’a almak istedi. Kastamonu’ya döndüm babamla konuştum. Babam, buna pek sıcak bakmadı zaten benim de böyle bir düşüncem olmadığı için teklife olumsuz yanıt verdim. O sıralar üniversite sınavlarına da girdim ve Diyarbakır Tıp Fakültesini kazandım. Benim hedefim Ankara Hacettepe Tıp Fakültesiydi. Sağ-sol olaylarının olduğu bir dönemde Diyarbakır’a gittim ama orada olamayacağımı anlayınca Ankara’da Mimar-Mühendislik Fakültesine girdim. Bu arada Kastamonuspor’da futbol oynamaya devam ettim ancak bir yılın sonunda Ankara Şekerspor’da futbol oynamak için imza attım. Bu futbolda profesyonelliğe attığım ilk imzadır.

 
Anlattıklarınıza bakınca Tıp okumak için yola çıktınız, futbolu ise tamamen hobi olarak gördünüz ama mühendislik okuyup futbolda profesyonelliğe imza attınız.
Tam da öyle oldu. Hayat beni çok başka yerlere sürükledi. Hayat böyle bir şey zaten, planladığınız şeyler gerçekleşmiyor. Şekerspor’da profesyonel futbola başlarken, eğitim aldığım inşaat mühendisliğini de ikinci sınıfta bıraktım. Severek okuduğum bir dal değildi çünkü… Şekerspor’da ikinci yılımdan sonra 1979 yılında Adanademirspor beni transfer etmek istedi, Adana’ya imza atamaya gittim. Büyük Sürmeli Oteli’nde kalıyorum, Ankara’da Saim adında bir arkadaşım vardı, onu aradım. O da Trabzonspor’un beni aradığını söyledi. O zamanlar genç bir futbolcu için Trabzonspor’da oynamak hayal ötesi bir şeydi. Yani öyle çok kolay bir şey değildi.
 
5bc1aea4-a3e8-4781-9469-acd89b08884c.jpgO yıllar Trabzonspor’un kupalara ambargo koyduğu, zirveye adeta demir attığı yıllardı…
Evet, öyleydi… Zaten ben de Trabzonspor’da futbol oynamayı hayal bile edemiyordum. Ergun Kantarcı ağabeyim vardı, kendisini çok severdim o Ankara’ya gelmişti, ben de Pazartesi Adanademirspor’a imza atacaktım ama Pazar günü otelden kaçtım, Ankara’ya gittim. Pazartesi günü Trabzonspor ile bir yıllığına anlaştım. Aslında büyük bir risk almıştım. Çünkü, ikinci ligde oynayan genç bir futbolcu için zirvedeki bir takımda oynamak risktir. Ankara’da 3 yıl yaşadıktan sonra Trabzon’a geldim. Çok farklı bir çevre, farklı kültür... Trabzonspor takımında Ahmet Ceylan’dan sonra ikinci yabancı oyuncuydum. Onun da bacağında sorun olduğu için oynamıyordu zaten. Bu durumda takımdaki tek yabancı bendim. Düşünsenize, ikinci ligden şampiyon takıma geliyorsunuz…
 
Trabzon’a ve Trabzonspor’a geldiğinizde hissettiğiniz o ilk duygular nelerdi?
İlk önce şunu söylemem gerekiyor; eğer benim kitap okuma tutkum olmasaydı Trabzon’da kalma şansım yoktu. Ben sosyal hayatı farklı düşünüyorum, gece gezilecek yerler olarak görmüyorum. Trabzon’da sosyal hayat yok demek yanlış. Sizin sosyal hayattan isteğiniz nedir? Mühim olan budur. Yaptığınız meslekle sosyal hayatın aynı düzlemde olmalı. Ben böyle düşünüyorum. Futbolcunun yaşayacağı sosyal hayat bellidir. Çünkü futbol başka bir dünyadır. Ben Trabzonspor’a 2. Ligden geldim, fiziki olarak takımdan çok gerideyim. Fizik üstünlüğü nedeniyle diğer takımları boğan, şampiyon bir takımdayım. Başka bir takıma gitseydim bu kadar sıkıntı çekmezdim. Bütün oyuncular yetenekli ve ünlü, taraftar da sizden aynı şeyi bekliyor.
 
8b8c44f0-761b-4031-b3f8-0754940ec2aa.jpgBütün bunlar sizi korkuttu mu?
Korkmadan yaşam olmaz, korkmak durumundasınız ve zaten başarı korkularınızın üzerine giderseniz gelir. Ben Trabzon’da otelde kalıyordum, o dönemde Güngör’ün çok desteği oldu. Her akşam otele gelirdi, oturur konuşurduk. Beni hiç yalnız bırakmazdı. Trabzonspor’un yapısı farklıydı, takımdaki futbolcular seni kazanmayı amaçlayan insanlardı. Yani yeni geleni iten değil, kazanmak adına yardımcı olmayı düşünen insanlardı hepsi. Yeteneğinizi görüyorlar ve sana yardımcı olmaya çalışıyorlar. Bu bir arkadaşlık tutkusudur. Bana hep sorulan soru şu oldu, ‘Trabzon’u neden terk etmediniz?’  Arkadaşlığın olduğu böyle bir yeri terk etmek çok zordur. İlk yılım inişli çıkışlı geçti ama benim şöyle bir huyum var. Yeteneğimin farkına vardığım an üzerine giderim. Bu anlamda risk almaktan korkmam.
 
Siz geldiğinizde takımın başında Ahmet Suat hoca vardı. Sonra Özkan hoca geldi. Yani iki efsane hoca ile çalıştınız. Bu sizi nasıl etkiledi?
Trabzonspor’daki ikinci yılıma çok iyi hazırlanmıştım. Her gün çalıştım. İlk yılımda Ahmet Suat Özyazıcı ile çalıştım ikinci yılımda Özkan Sümer geldi. Ahmet Suat hocanın bana çok desteği olmuştur. Özkan Sümer’in ise futbol hayatımda çok önemli yeri vardır.
Gerek Ahmet Suat hoca gerekse Özkan hoca bana çok şey kattılar. Bana göre bu iki isim Trabzonspor’un içerisinde her zaman olması gereken değerlerdir.
Dediğim gibi ikinci yılımda çok çalıştım ve kendimi ispat ettim ki; bu taraftara kendini kabul ettirmek öyle kolay değildir ama sevdi mi de tam sever. İkinci yılımdan sonra milli takım kadrosuna da girmiştim. Dolayısıyla oynadığınız oyun, yaşadığınız çevre sizi buraya çekiyor. Trabzon’u terk etme fikri tamamen aklınızdan çıkıyor. Tabii bu benim düşüncem. Para önemlidir ama bazen de çok önemli değildir. Asıl amaç kendini bir yerde var etmektir. Ben bunu Trabzon’da başardım. Bunu parayla satın alma şansınız yok. Ben Trabzon’da yaşamaktan Trabzonspor’da futbol oynamaktan çok mutlu oldum.
Trabzonspor’da 11 yıl futbol oynadım, 3 şampiyonluk gördüm ve futbolu da bizden sonra gelen yeni nesille anlaşamadığım için bıraktım.
 
Peki siz o yılların ruhunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
77ec0e77-6676-469e-8d96-e251069a92ef.jpgBen dışarıdan geldiğim için Trabzon’da yaşayanlar bunu bilemeye bilir ya da onlara normal gelebilir. Dışarıdan daha geniş bakabilirsiniz duruma. Şampiyonluk Trabzonlular için son derece doğal, büyük maçları kazanmak da çok doğal. Bunlar o günün koşullarında çok doğal geliyordu. Ama bugünün koşullarında tüm bunlar zor ya, aslında o günün koşullarında daha da zordu. Hakemler, medya size karşı… Her şeyin size karşı olduğu, sadece Anadolu’nun size itici güç olduğu dönemler. Bu hiç kolay değildi ama buradakilere kolay geliyordu. Bu başarı sadece yetenek değildi. Yetenek, sorumluluk sahibi olma ve özveri ile başarıldı. Sakatlığını hiç konu etmeyen ve o halde sadece sahaya çıkıp oynamaya odaklanmış insanlardan bahsediyorum. İşte bu sorumluluk almaktı. Bunun parayla falan ilgisi yok. Bu saklı bir duygudur. Ama sonrasında o takımda birçok futbolcu futbolu erken bıraktı, daha doğrusu bıraktırıldı. İnsan insanın kurdudur diye bir söz vardır. Ben şöyle diyorum, Trabzonlu Trabzonlunun kurdu… Şenol Güneş milli takımın kaleciliğini yaparken bıraktırıldı, Turgay, Güngör Şahinkaya boşu boşuna, zorla bıraktırıldılar. Gençler elbette gelecek ama takımın içerisinde onlara örnek olacak futbolcular bulunmalıydı. Bu futbolcuların oynayıp oynamamasının önemi yoktu, gelecek olanlara figür olmalıydılar.
 
   Herkes benim olduğum yerde başarı olsun istiyor ama Trabzonspor kurumsal bir kimliktir. Trabzonspor, dünyaya Trabzon diye bir kentin olduğunu söyleyen bir markadır. Şimdi bazı şeyler çok basite indirgeniyor, bu öyle basit değildir. Bazı şeyler senin için maç değildir; Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş gibi büyük takım maçları sadece maç değildir, başka bir şeydir onlar…
                                                             ***********
 
   Trabzonspor’da 11 yıl top oynadınız ve 1990 yılında futbolu bıraktınız. Trabzonspor’un son şampiyonluğu 1984 yılıydı ondan sonra çok yaklaşsa da olmadı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Önce, neden şampiyonluklar yaşandı? Ona bakalım. Çünkü takım birlikteliği, sorumluluk alma, kazanma azmi, coşku, bir yere ait olma duygusu hepsi vardı. 1980’den sonra toplumsal yapıda meydana gelen değişim spora da yansıdı. Yüksek rakamlara transferler yapılmaya başlandı. Aslında tabii ki mevcut yapı yaşlanmaya başlamıştı, değiştirmek gerekiyordu ama sizi var eden o yapıyı korumak zorundaydınız. O yapıyı günün koşullarında bir sentez yaparak güncelleyebilirdiniz ama siz İstanbul takımları gibi düşünmeye başladınız. Kulvarınız para ama Trabzonspor’u var eden değer para değil. Kendinizi var eden yapıyı kenara ittiniz, transferlerle takım oluşturmaya çalıştınız. Bu kadar transferler yapıldı, birçok isim geldi peki başarı neden gelmedi? Takım olmayı başaramayınca hata hep başka yerde arandı. Çok yetenekli oyuncularınız olabilir ama takım olmayı başarmak başka bir şeydir. Kendini bir bütünün parçası olarak görmektir takım olmak. Yoksa bireysel olarak kendini ön plana çıkarmakla olmaz.
 
006e3da8-156e-45d3-a7db-ba27c89a02d4.jpgBiraz da altyapıdan bahsedelim…
Trabzonspor’da yönetim yok, yönetilememe var. Trabzonspor’da yönetime talip olma, üretkenliğe talip olmaktır. Altyapıdan oyuncu çıkar, önceden çıkıyordu da şimdi neden çıkmıyor? Bunu son yaşanan bir örnekle anlatmak isterim; takımda Mehmet Ekici sorunu yaşanmasaydı Yusuf Yazıcı diye bir oyuncu olmayacaktı. Sen büyük paralara transfer ettiğin oyuncularla Yusuf Yazıcı gibi gençlerin önünü kesiyorsun. Barselona, Porto, Lyon gibi takımlara bakın, A takımda altyapıdan gelen kaç oyuncu var. Onlar bunu gerçekleştiriyor da siz neden yapamıyorsunuz? Ama şu da var ki, taraftar profili de değişti. Taraftar kendi insanını sevmiyor. Kendi oyuncusu küçük bir hata yaptığında olay bitiyor, hemen dışarıya itiliyor.
 
Peki futbolcular Trabzonspor’un kurumsal kimliğini hissediyor mu sizce?
Ben futbolcuya suç bulmam, yönetenler ne yapıyor ona bakarım. Bir futbolcu yanlış yaptığı zaman para cezasını verirsiniz bir daha o yanlışı yapmaz. Geçerli olan budur… Bir oyuncu başarılıysa yaptığı yanlışlara göz yumuluyor. Göz yumma diye bir şey olmaz. Bu da kurumsal kimliğin olmasından geçiyor. Güçlü bir kurumsal kimlik futbolcunun tavırlarına da yansır. Futbolcu kulüpten içeri girdiği zaman oturmasına, kalmasına, hareketlerine dikkat edecek. Eğlenceyi bile yakışır şekilde yapacak. Bizim zamanımızda maça bir günlük sakalla bile çıkamazdık. Ceza gelirdi, bu kuraldı. Şimdi bunlar bana ters geliyor ama kabul edersin ya da etmezsin bu kurala uymak zorundasın.
 
Az önce taraftar profilinin değiştiğinden bahsettiniz. Bunu biraz açar mısınız?
Taraftar demek taraf olmak demektir. Taraftar kimliğinizle belli yerlere gelip de, rant olayına girerseniz o zaman taraftar olmaktan çıkarsınız. Bu sefer de parayı veren öne çıkmaya başlar. Trabzonspor’un delege sistemini gözden geçirmesi lazım, bu çok önemlidir. Bu bana göre Atay beyin (Aktuğ) yaptığı en önemli yanlışlardan biridir. Delege çoğalsın diye yapıldı ama ‘benim yüz oyum var’ dediğinde o iş orada biter. Çünkü delegenin kendi özgür iradesi ile seçime katılma durumu var orada. Ve elinde iki yüz oyu olana Trabzonspor bir şey vermek zorunda kalıyor. O seçimden de yanlış inanlar çıkar. Ben delege sisteminin daha yüksek rakamlarla yeniden düzenlenmesi gerektiği düşüncesindeyim. Delege gelecek, parasını verecek ve oyunu da özgür iradesiyle kullanacak. Trabzonspor’a başkan olmak o kadar kolay mı? Kolay olmamalı. Bu kadar yönetici bolluğuna da gerek yok. Kimse kusura bakmasın, Trabzonspor herkese bir şey verdi ama sen Trabzonspor’a ne verdin? Bu çok önemlidir. Trabzonspor rozetini yakana takınca giremeyeceğin yer yoktur. Trabzonspor’un başkanlığını yapanlar bakanlık yaptı. Demek ki, Trabzonspor başkanlığı çok önemli bir yer.
 
Son söz olarak ne söylemek istersiniz?
59 yaşındayım, Trabzonspor’da 11 yıl futbol oynadım. Dolu dolu bir gençlik hayatı yaşadım. Öyle bir hayalim yoktu ama buraya gelmek, burada kalmak, dostluklar, arkadaşlıklar kurmak verdiğim kararın ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Bir daha dünyaya gelsem, bu günü değil yine o günüleri yaşardım. Ben kendimi şanslı sayıyorum. Burada yaşadığım ne kadar gün varsa benim için çok büyük şanstı. Bu takımın değil, o takımın parçası olmanın mutluluğunun, gururunun kelimelerle izahı yok.  Şimdi bakıyorum da bugünkü takım bana çok yabancı, çok yabancılaşmış. Genç olsam şimdinin Trabzonspor’una gelmem ama o eski, takım olan Trabzonspor’da hiç düşünmeden tekrar gelirim.

Röportaj: Fatma YAVUZ


HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum