Trabzonspor’u basketbol mu batırdı?

 

Trabzonspor yönetim kurulu geçenlerde Basketbol kulübünden 13 milyon lira talep etti ve bu parayı almak içinde icra takibi başlattı. 
TS asbaşkanı Hayrettin Hacısalihoğlu her ne kadar icraya vermedik dese de, icra dairesinden gelen yazı ortada.
TS yönetimi; TS Basketboldan istediği 13 milyon liranın karar defterlerinde yazılı olduğunu söylüyor. 
TS yönetiminin, istediği 13 milyon lira belirli aralıkları farklı yönetimlerce basketbol kulübüne verilmiş olabilir… Ki, bu paranın önemli bir bölümünü de eski başkan Muharrem Usta’nın verdiği ve bu parayı kulüp üzerinden aktardığı iddia ediliyor. 
TS Basketbol kulübünün kurucularından 4’ü bugünkü TS yönetiminde...
TS basketbolda olan biteni en iyi bilen bu dört isimden biri bugünkü başkan yardımcısı Mehmet Yiğit Alp.

trabzonsporu.jpegtrabzonsporu.jpg
Diğer yandan TS Basketbolun başkanı Abiş Hopikoğlu, ‘Biz yönetim olarak bu parayı veremeyiz. Bu şartlarda, kulübün anahtarını TS yönetimine teslim ederiz. Kulüp de kapanır’ diyor.
TS asbaşkanı Hayrettin Hacısalihoğlu ise, ‘Hentbol kulübü kapandı, Basketbol da kapansın’ diyor.
TS Basketbol kapanmasına kapansın da, TS Basketbolun artık Trabzonspor ile bir bağı kalmadı. Basketbol Federasyonu da bunu onayladı. 
TS Basketbolun, TS’ye 13 milyon lira verme şansı ve ihtimali yok. Zaten Başkan Hopikoğlu, ‘Veremeyiz’ diyor.
O zaman TS yönetimi neden böyle bir yolu tercih etti, sorusu akla geliyor.
Cevabı net, TS Basketbol kulübü karşılığında 13 milyon lira almak.
Bu olay, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma gibi bir şey!
Muharrem Usta, 3 futbolcu (Burak, Sosa, Kuçka) için yönetime 13 milyon dolar teklif etti. 
Bu üç oyuncunun sözleşmeleri gereği Trabzonspor’da oynadıkları sürece 13 değil 33 milyon dolar! 
TS yönetimi, Usta’nın bu teklifini, ‘Muharrem Usta, bu alışverişten 5 milyon dolar kazanacak. O kazanmasın biz kazanalım’ düşüncesiyle kabul etmedi. 
Sonuçta, üç futbolcu elde kaldı. Trabzonspor’un zararı ise 10 milyonlarca dolar!
Basketbol olayında, Trabzonspor’un bu tür maddi bir kaybı yok!
Ancak, manevi kaybı para ile ölçülemeyecek derecede fazla.
TS Basketbol Başkanı Abiş Hopikoğlu, ‘TS yönetimi 13 milyonluk haciz işlemini geri çeksin. TS Basketbol, TS BK olarak basketbol liginde Trabzon kentini temsil edeceğiz. Basketbol kulübünün tüm masraflarını, transferi biz karşılayacağız’ diyor.
Bu kadar açık ve net bir söylemden sonra, Trabzonspor yönetiminin bu işin üzerine gitmesini ve basketbol kulübünün kapanmasını istemesine anlam veremiyoruz.
Trabzonspor’u maddi çıkmaza, milyonlar dolar borca basketbol kulübü değil, Trabzonspor’u yönetenler soktu. 
TS Basketbol’un kapanması; Trabzon ve çevresinde özellikle gençlerin bu spora karşı olan özlem ve tutkularının yok edilmesi, basketbol sevgisinin kör edilmesi, 7 bin 500 kişilik Hayri Gür Spor salonunun çürümeye terk edilmesi demektir.
TS yönetimi, böyle bir hataya, yanlışa imza atmamalıdır.

Metin Kondel’in 
güneydoğu izlenimleri

metin-kondel-yazisina.jpg

Muş: Külüstür bir teypten yarım kalmış bir yas gibi acılı bir dengbej yayılıyor eski Muş’un dar sokağına. Göz ucuyla baharatçılarının tezgâhlarını tararken bu acının bir parçasının İran’a ait olduğunu düşünüyorum. Kadayıf gibi ince kıyılmış, kına gibi tuhaf renkli Muş tütünü satan tütüncülerin mekâna sinmiş zamanın ağırlığına aldırmıyor oluşu insanda Anadolu’nun o öksüz ama asil ruh halini çağrıştırıyor bende. O anlarda bir garip hissediyorum. ‘’Abi, istersen bir tane bundan sar, eyidir!’’ diyor tütüncü çocuk. Sarıyorum özenle. Yakıyorum; çekince o efkâr biraz olsun dengeleniyor. Doğu Anadolulu olmak, bir efkârı başka bir efkârla dengelemek olsa gerek. Batılı gibi bir acıyı antidepresanla kazımaya çalışmak değil. Kahve önlerinde zamana aldırmadan limonlu çayını yudumlayan esmer tenli tipi kayık ama gönlü güzellerin yaptığı şey de bu olsa gerek. Ama köşe başındaki seri üretim şalvar satan şalvarcı bu tablonun dışında. ‘’Vallahi, sen benim ekmeğime mani oldun!’’ diyor bir Muşluya. Ama hesap edemediği şey o sokağa damlamış gezginlerin acemice kaçmaya çalıştığı şey onun tezgâhını istila etmiş.
***

Bir çardakta oturmuş yosun yeşili Murat nehrinin Muş ovasına nazlı bir şekilde yayılışını ve Murat köprüsünün altından köpüklenerek akışını izliyoruz. Püfür püfür esen yaz meltemleri içimizi serinletiyor. İnsan böylesi bir manzara karşısında kendini Endülüs’ün kralı bile hissedebiliyor. Ama her şey birkaç dakika içinde birden değişiyor. Semaverdeki filiz olduğu söylenen çayın tadı fındık yaprağının tatsızlığından farksız. Karşı yoldan bir askeri konvoy geçiyor. Belli ki o konvoya eşlik etmek üzere havalanmış üç adet askeri helikopterin askeri pilotlarının da o güzel manzarayı kuşbakışı göresi gelmiş. Çayın demsizliğini şikâyet ettiğimiz mahcup Muşlu garsonun ‘’E eyledir abi, turistiktir, güzeldir, hoştir. Ama tarım Bakanlığı Murat ırmağının aha da şu köşesine büyükbaş hayvan mandırası açılmasına ruhsat vermiştir.’’
***


Doğu Anadolu’da gördüğüm en komik şey Erzurum’daydı. Erzurum’un tam ortasına onar katlı lüks binalardan oluşan etrafı duvarlarla çevrili büyükçe bir site inşa etmişler. O sitenin adına da Şehriyarın şeheri manasında Şehristan demişler. Bütün bu şeyi de deprem kuşağı Erzurum şehrinde yapmışlar. Yani koca Erzurum ovasında bir Arap’a fistan giydirmişler. 

****************

Yallah Trabzon serisi

Şeytan yemeğini sol eliyle yermiş... Yani, solak olanlar böylece şeytanlaştırılmış oluyor. Şizofren hastaların cinlerden hamile kaldığını iddia etmeleri bile akla şu soruları getirmedi.
Şeytan nasıl bir yemek yer? Onun da bizim bedenimiz gibi bir bedeni mi vardır? 
Cinlere gelince, bir insanla olmayan bedenleriyle nasıl ilişki kurabiliyorlar? Ve bütün bu saçmalıklara inanmamızı isteyenlere bakıyorum da suyun üstünde yürüyen insanlara inanıyorlar.
Bunların olduğu her yerden iman kaçar!!! 
(Temel Kahveci)

temel-kahveci-001.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar