Trabzonspor’u kim yönetiyor?

Spor kamuoyunda bugünlerde sorulan soruların ilki, Trabzonspor’u kim yönetiyor sorusudur.
Trabzonspor’un bir başkanı ve yönetim kurulu var. Dolayısıyla kulübü yöneten bu ekip. Başkan ve yönetim kararları dışında bir başkasının Trabzonspor’da etkin olması mantıken mümkün değil. Sorulara verdiğimiz cevap bu şekilde.
Ancak, bu cevabımıza spor kamuoyunun yarısından fazlası inanmıyor. 
Çokları Trabzonspor’u gizli bir elin yönettiği ve yönlendirdiğini söylüyor.
Biz, Trabzonspor’u öyle kamuoyunda söylendiği gibi gizli bir veya birkaç elin yönettiğine inanmıyoruz.
Trabzonspor’da kilit iki isim var. Biri Hayrettin Hacısalihoğlu diğeri Özkan Sümer. Koordinatörlük işi Özkan Sümer’e verildikten sonra, idari atamalar dışında tüm teknik işlerde karar veren Sümer.  
Kadroya dahil edilen, kadrodan çıkartılan vs. tüm futbolcuları Özkan Sümer belirledi. Sümer, bu işi yaparken de güvendiği antrenör ve menajerlerin mutlaka görüşünü almıştır.
Adana Demirspor’da geçtiğimiz sezon forma giymemiş oyuncunun transferinden menajer alımına kadar hepsinin sorumlusu Özkan Sümer. 
Bu arada Trabzonspor Slovanya kampına iki kondisyoner birden getiriyormuş. Slovakya da demek ki kondisyonerlere çok iş düşecek. Bir de kadroya alınan ve yaşları 20 ila 25 arasında değişen yeni oyuncuların da torpille kadroya alındığı iddiası var. 
Bir de TRT Trabzonspor muhabiri Barış Yurduseven’in, Trabzonspor’dan Arsinspor’a gönderilen genç oyuncu ile ilgili iddiaları var. Barış Yurseven, bugün Türkiye liglerinde oynayan tüm oyuncuları hatta Avrupa piyasasındakileri de tanır, bilir. Barış, Arsinspor’a gönderilen oyuncunun rahatlıkla Trabzonspor’un stoperi olabileceğini söylüyor ve ‘Elimde olsa Lucescu’ya söyler, yazılı senet verir, A milli takıma alınmasına kefil olurum’ diyor. 
Özkan Sümer’in, böyle bir oyuncuyu düşünmemesi gerçekten ilginç!
Barış, Özkan Sümer’i birilerinin yönlendirdiği iddiasında.
Özkan Sümer’i, kim yönlendirirse yönlendirsin sonuçta fatura kendisine kesilecek.
Gerçi, kesilse ne olur ki?
Atı alan Üsküdar’ı geçmiş olur. Olan da Trabzonspor’a olur…
Bu arada Özkan Sümer, şimdiden kılıfı hazırlıyor.
Hazret, ‘Biraz acı çekmeye hazır olmalıyız, birden bu işler düzelmiyor. Ama zamanla inanıyorum ki doğrulardan sapmazsak. Bu konuda kararlılık gösterirsek, yaşadığımız üzüntülerin karşılığı olarak bir sevinç ortaya çıkabilir’ diyor.
Dikkat edin, ‘çıkar’ demiyor, çıkabilir, diyor.
*************


CHP üzerine
düşündüklerim!

Fikri ve felsefi iffet, siyasete katılma ve CHP üstüne spontan bir şekilde düşündüklerim kısaca şöyle;
Fikri ve felsefi iffetinizi, kendinize saygınızı haysiyetinizi koruyarak dünya görüşü sanki yakın gibi duran bir parti içinde siyasete katılmak size imkansız görünüyorsa, sade yurttaş kalmayı tercih etmek doğru karardır. İlla parti içinde siyaset yapılmaz. Konuşmak, yazmak, çocuk yetiştirmek, dergi çıkarmak, resim karikatür yapmak, konferans vermek, sosyal beşeri çevrenizi genişletmek de siyaset yapmaktır.
Bülent Ecevit'ten bu yana CHP'de siyasete katılmak, "kurtarıcı" rolüne soyunmuş birilerinin kulu kölesi olmayı kabul etmeyi gerektirdi. Deniz Baykal gibi yumuşak görünenlerin çevresindekiler de bunu yaptı. Adamın "metresi" haline gelmiş özel kalem müdüresine hediye olarak milletvekilliği vermesine kimse itiraz etmedi. Bunu yaptığı sırada CHP Parti Meclisi ve Yönetim Kurulunda, hatta TBMM Grubunda bulunan herkes, ama herkes itiraz ve gerekirse istifa etmedikleri için bu ahlaksızlıktan en az Baykal kadar sorumludurlar.
Türkiye'de siyasi partilerde politika bir faniye "kapılanmak" kurumunun devamı olarak sürdü. Osmanlı asker sivil yönetici kadroları "Kapı Kulları" idi. Yani Osman ve ahfadının hanesinin önündeki kölelerdi.
Şu an da aynı durum var CHP'de. CHP Parti Meclisi, Yönetim Kurulu, TCBMM grubu üyeleri Kemal Kılıçdaroğlu'nun kapısındaki kölelerdir. Bunların hepsi çok temel bir tespiti inkar etmektedirler. Bu tespit şudur. % 85’i Sünni olan bir seçmenler topluluğunda bir Alevi Zaza'yı Genel Başkan yapmanın, İstanbul il örgütü başta olmak üzere birçok yerde parti yönetimini Alevilik ölçütü ile belirlemenin bir siyasi faturası vardır. Ben Aleviliği severim. Bana Sünniliğe göre çok daha insan merkezli gelir. Zazalarla da hiç bir meselem yok. Etnik milliyetçiliği reddettiğim için hiç bir etnik grupla meselem olması mümkün değil. Ama bir toplumda rekabetçi siyaset o toplumun sosyolojik özellikleri dikkate alınarak yapılır. Bu özellikleri dikkate almazsanız, dikkate almamakta inat ederseniz, dikkate alan rakipleriniz sizi yener, gene yener, gene yener.  (Prof. Dr. Yahya Sezai Tezel)

******************

Saadet’in ihtiyar heyeti!

 

Saadet Partisinin merkezdeki ihtiyar heyeti 24 Haziran genel seçimleri kampanyasında Temel Bey’i tümüyle yalnız bıraktılar. Onun yanında görünmediler, onun sözünü güçlendirecek bir açıklamada bulunmadılar. 
Saadet Partisinin hâlâ doğru dürüst bir parti marşı yok! Olanlar da liseli toyların korosu gibi dillendirilmiş.
Bütün kampanya boyunca Temel Bey’in doğru dürüst bir fotoğrafını çekemediler!
Temel Bey’in Merkez Efendi ziyaretiyle yaptığı manevi bütünleşmeyi kapıda bir Kezban’a kaptırdılar. 
Saadet Partisine ‘inbe’ giremez kuralını ‘transseksüelle!’’ bozmayı denediler. Bizimkiler uyudu! 
Saadet Partisinin bütün bayraklarını kesip indirdiler. Buna karşı merkezdeki dinozorlardan en küçük bir tepki bile gelmedi.
Temel Bey siyasal söyleminde biraz fazla detaya girdi. Türkiye’de insanlar üçüncü cümleden sonra söz dinlemiyorlar. 
Saadet Partisi genel merkezi Temel Bey’e dişlerini yaptıracak kadar bir harçlık bile vermedi! 
Temel Bey ulusal medyada sürekli Madımak olayıyla ilişkilendirildi, haklı savunması yeterince anlaşılamadı.
Saadet Partisi millet ittifakında yer aldığı için PKK-PYD, CHP ile sürekli şeytanlaştırıldı. Ve bunu medyada açıklamış olmasına rağmen insanlar bir türlü anlamak istemedi.
Saadet Partisi, seçim sürecinde şartlar itibariyle en fazla mağdur olan partiydi. Ama medyanın yanlı tutumu nedeniyle bunu kamuoyuna bir türlü anlatamadı. (Metin Kondel)

Önceki ve Sonraki Yazılar