Trabzonspor’un BÜYÜKLÜĞÜ

   Bundan seneler evvel böyle korku dolu olmasa da evlerde çok  “mahpusluk” yaşadık… Gözlerimizi mahallenin başına diker, ya gelecek olan sayım  memurunu veya darbecilerin görevlendikleri polisi- jandarmayı  kollardık…  
                                            ******************
 O yıllar evlerde  boy boy televizyon yok…  

 
Odaların baş köşesinde genç kızlar  göz nuru dökerek çeyizlerinden çıkardığı dantellerle  örtülen uzun ince radyolar tek eğlence kaynağıydı… Rahmetli Hasan Mutlucan’ın türküleri çalardı…  
                                                ******************

  Bu gün “korku salarak” yalnızlığa terk edilen şimdinin  65 yaş üstü insanların, gençliklerinde de  zorla tutuldukları evlerinde futbol  konuşulurdu… Büyüklerinden Trabzonspor’un başarılarını dinlediler…
                                          **********************
   Trabzonspor’un  efsane olan on birinin maçlara gidemeseler de …  Şenol, Turgay, Necati, Kadir, Cemil, Ali Yavuz, Bekir, Güngör, Ali Kemal, Hüseyin, Mehmet Cemil, teklemeden bir çırpıda sayarlardı…  
                                             ********************** 

  Evin hanımı  bir taraftan yemek pişir… Diğer taraftan da radyoda Nilüferin bülbül gibi  sesinden “ Dünya dönüyor sen ne dersen de” parçasına eşlik ederken  bile konu Trabzonspor olunca  erkeklerin futbol dünyasına girmekte tereddüt etmezlerdi…  
                                               *********************  

  O yıllarda böyle her tarafı kapalı stat yoktu… Avni Aker de maçları gündüz bazen kızgın güneşin yakan sıcaklığında, bazen de iliklere kadar ıslatan  bardaktan boşalan yağmurun altında seyredilirdi…  
                                            ********************** 
 
 Maçları Avni Aker’de izleye bilmek için akşamdan yatağı stat  kapısının önüne sererlerdi… Gidemeyenler ise, ellerindeki radyodaki spikerle birlikte “tek vücut olup” sanki sahanın içindelermiş gibi kendilerini kaptırırlardı…  
                                  ************************ 
Sezon sona erse bile Trabzonspor evlerden hiç çıkmazdı…
 

O dar odalarda, bordo mavililerin ele avuca sığmayan sahada rakiplerine attığı çalımlarla başlarını döndüren Ali Kemal konuşulurdu… Yeni doğan erkek çocuklara babalar, Ali Kemal ismini koyarlardı…
                                       *********************

Amcalar, yeğenlerine sezonun  kritiğini yapardı… Atmış birinci dakikada Soldan Mehmet Cemil’in getirip çizgiden yaptığı ortasına Hüseyin’in  kafa ile attığı golü anlatırken,  o yılların çocukları gözlerini kırpmadan dinlerdi…
                                      ********************** 
Yasaklı gülerde evleri Şenol Güneş ısıtırdı…  
 
Dayılar, sezonun  ilk devresinde sadece iki gol yiyerek kapatmasını anlatırlardı… O günün gençleri Şenol gibi saç kestirmek için berbere yalvarırdı…
                                     *********************
 
Bizler, taşla döşeli mahalle arasındaki   maçlarımızı seyreden büyüklerimizden  “Tatsız tuzsuz” lakaplı Bekir’in bir sezonda attığı tek golünü dinledik… Hayal alemine dalıp, kendimize o muhteşem volenin sahibini  örnek aldık…
                                     ********************
 
Evlerimizin duvarını Kıbrıs Barış Kupası’nı kazanan,  gazetelerin verdiği yarım sayfalık siyah beyaz Trabzonspor’un on bir süsledi… O postere bakıp bordo mavililerin önce Galatasaray’ı ardında Beşiktaş’ı yenip kazandığı ilk kupası odamızın  baş köşesine koyduk…
                                       ***********************
 
  60 yaş üstü olan bizler dün yasaklarla  bu gün virüs nedeniyle  evlerimizde otursak da, Trabzonspor ile yaşlanıp  BÜYÜK baba olduk… Şimdilerde  ekranlarda boş konuşanları görünce, kanal değiştiriyorum… Çünkü BÜYÜK bir sevdanın nasıl doğduğunu zerre kadar bilmiyorlar..  
 

Sosa kalırsa iyi olur…
   Trabzonspor’un orta sahasındaki maestrosu bu sezon ortaya koyduğu futbolu ile ilerlemiş yaşına rağmen her kesi kendine hayran bıraktı… 24 lig maçında 6 gol atan Sosa’dan bahsediyorum…
                                            *********************
 

  Sezon sonunda söylemesi bitecek olan Arjantinli mutlaka takımda kalmalı… Sosa ile sadece futbolcu olarak değil aynı zamanda iler ki, sezonlarda kenar yönetimi olarak da faydalanılmalı…Tangocu kalırsa ilerisi için iyi olur…
 

Yüreğine sağlık…
 
   Bu zor günlerde gördük ki, futbolcular  tüm hayatlarını saha içinde futbol topunun peşinde koşturmak geçiriyorlar…Sadece ayakları değil yüreklerinde konuşturuyorlar… Zaman, işlerini kaybedip evde kalmak zorunda olanların yardımına koşma zamanı… Doğdu toprakların insanı unutmayan… Başkalarına yaşam götürdüğü için Yusuf Yazıcı’yı  gönülden kutluyorum…  İyi ki varsınız…


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum