Trabzon’un en büyük çiftliği!

‘Trabzon Büyükşehir Belediyesi, Trabzon’un en büyük çiftliğidir’... Bu sözler İYİ Parti belediye meclis üyesi, işadamı Davut Çakıroğlu’na ait… Davut Çakıroğlu, Trabzon’un her yanında olup bitenleri en ince ayrıntısına kadar takip eden, yanlışları, hataları gündeme taşıyan, zaman zaman da çözüme katkı sağlayan bir isimdir. Çakıroğlu, ‘Konumumuzdan ve siyasetteki etkin duruşumuzdan dolayı, iktidar veya muhalefet yanlısı kişilerden bilgi gelir. Her olayı gündem oluşturmak için kullanmayı da siyaseten çok etik bulmam. Ancak, öyle olaylar ardı arda yaşanıyor, güncelimize takılıyor, bize ulaşıyor ki bunların kamuoyuna ulaşmasının zarureti hasıl oluyor. Devletçi ve milletçi bir kişi olarak milletin bize verdiği sorumluluk gereği bunlardan kaçınamayız’ diyor.
Çakıroğlu, bazı kurumlar ve belediyelerdeki keyfilik, vurdumduymazlık ve siyasi tercihler, liyakata önem vermemenin; bu kurumları sıradanlaştırmanın ötesinde tartışılır bir duruma getirdiğini söylüyor.
***

Çakıroğlu, bazı olayları ve gelişmeleri kamuoyunun gündemine getirmenin zaruri olduğunu belirterek şöyle dedi;  
‘Farabi Hacıhasanoğlu, İsmail Gözcü, Cemal Akdeniz, Muhammet Ali Altundaş, Mustafa Yazıcı ve Nuri Aydınlı Belediyede Özel Kalem Müdürü. Bu isimlerin çok anlamlı bir ortak yanı var. Bu anlamlılığı tesis eden ise "Raif Demirtaş" İstisnai Kadro Müdürü. Biz ona "istisnai kadro memuru oluşturmada asansör müdür" dersek kanımca daha doğru bir görev tanımı yapmış oluruz. Bu kişiler uydurma kaideler ile belediyeye alınır ve oradan uçay geçişlerle devletin etkin noktalarında memur olurlar...
Bu olay; AKP döneminde maalesef gelenek oldu. Mustafa Akkaya, AKP Kadın Kolları Başkanı Bahar Ayvazoğlu’nun eşinin Turizm İl Müdürü yapılmasında ve Emine Altuntaş'ın Sosyal Hizmetler Müdür Yardımcısı yapılması ve daha çok sayıda isim. Ağlanacak halimize gülmekten öte ve bu durumu kamuoyuyla paylaşmaktan başka bir devlet refleksi göremiyorum.

trabzonun-en-buyuk.jpg
Bu olay, hepimizi ilgilendiren bir vahamettir. Bugün ülkenin yaşadığı sorunun en temeli liyakatsizlik. Liyakatsizliğin en temeli de fırsat eşitliğinin yok edilmesidir. Fırsat eşitliği ve yarışmacı bir anlayıştan partili ve parti devleti olmaya doğru evrimleşen durum, ülke için felakettir.
Yarın her şey için iş işten geçmiş olacak, vahametin boyutu artacak, ülkenin yönetilememe durumu derinleşecek. Bunları kabullenmek ve bu kabulleniş kronik bir hastalık haline dönüşecek’.
***

Davut Çakıroğlu’na, bu aşamada cevap vermesi gereken kişi Büyükşehir ve Ortahisar Belediye Başkanlarıdır. Cevap verirler mi vermezler mi, bilemiyoruz.  Vermemelerinin aleyhlerine olacağını söyleyebiliriz.

Arazi destek primi ve
Çolak’ın yaşadıkları!

arazi-destek.jpg

İkram Sofrası patronu Mustafa Çolak, Arsinlidir. Çolak’ın Arsin’de arazisinin önemli bir bölümü fındıklık. Çolak da, her toprak sahibi gibi arazi destek primi almak ister.
Çolak, eşi ile birlikte evrakları hazırlamak için, önce Muhtarlar derneğine uğrar. Bir süre bekler. Sonra, kendi ifadesiyle dernekte çalışan bir kızcağız, muhtarın mühürlediği iki kağıdı 20 lira karşılığında alır. Muhtarlıktan, Ziraat Odasına giderler. Oda ofisinde, 7-8 genç masalarda oturmuş, sırasını geleni çağırıyorlar. Çolak, bir masaya gider... Bilgisayarın tuşuna basan genç, ‘Amca iki yüz lira borcunuz var’ der. Çolak, şaşırır. Çıkarır 200 lirayı verir. Sonra kendi kendine, ‘Köylünün, 3-5 dönüm arazi sahibinin sırtından milyonlarca lira para toplayan bu kuruluşun, hangi çiftçiye zerre kadar karı olmuştur’ der ve Ziraat Odasındaki bir vatandaşa, ‘Ben bu kuruluşlara sivil sömürü kuruluşları diyorum’ diyerek tepki verir. 
Çolak ve eşi Ziraat Odasından sonra İlçe Tarım Müdürlüğüne gider. Bundan sonrasını Çolak’tan dinleyelim;
‘Memurun karşısında oturdum. Dosyaları verdim. Memur dosyanın içindekilere baktı ve ‘otuz beş lira verir misin’ dedi. Parayı verdim, makbuzu aldım. İşlem bitti sanırken, memur koridorun karşısındaki odaya gitmemi söyledi. Eşimle kapıdan içeri girdim. Selam verdim. Memur, ‘amca hangi mahalledensin’ diye sordu. Köylerimiz mahalle olmuş, haberimiz yok. Yolüstü köyündenim, dedim. Memur, ‘Size yan oda bakıyor’ dedi. Yan odaya girdim, kimse yok. O anda aklıma o meşhur dörtlük geldi, Paran yok mu ne ayıp, Senin dilekçen kayıp, Durma yerinde sayıp, Bugün git de yarın gel’. Sağ olsun memur bey maruzatımı kabul etti. Bir bana baktı, bir dosyaya, bir de kimliğime. Ohh diyecektim, aynı bakışlarla hanımı da kimlik numarasından tespit etti. Çilem dolmuş derken, kağıdın bir o yanına bir bu yanına yedi veya dokuz yere bana imza attırdı. Hele hele eşimin imza atarken terlemesi içimi acıttı. Bu ara aklıma meşhur ibrik hikayesi geldi… Ey etkili ve yetkililer uzay çağında yaşıyoruz, herkesin ne kadar tapulu arazisi var belli. İnsanlara her yıl eziyet çektirmenin nedeni ne anlamıyorum. Anlayan varsa lütfen izah etsin. Herhalde bu yapılan, sağ el ile sol kulağı göstererek insanların spor yapmasını teşvik etmek.’
***

Ürüne değil de araziye prim verme işi olsa olsa Türkiye’de olur. Hükümet, araziye prim verince verdiğinin bir kısmını da dolaylı yoldan geri alıyor. Bu olay, bize göre tamamen siyasi bir iş. Ziraat Odalarına, Tarım il-ilçe Müdürlüklerine, Muhtarlıklara evrak parası adı altında para kazandırıyor. Bu kuruluşlar da otomatik olarak siyasetin emrine giriyor. O kuruluşlarda da İş-Kur veya taşeron olarak masa başı işçisi çalışıyor. Hükümet, tarlanı ekip biçmesen de, üretmesen de sana dönüm başı 150 lira veriyorum, diyor. Karadeniz bölgesinde onlarca dönüm arazisi olan kişi sayısı çok az. Ama Doğu’da Güneydoğu’da, İç Anadolu’da, Ege’de, Trakya’da yüzlerce dönüm arazisi olan var. Oralarda arazi sahiplerinin çoğu, desteği alıyor sonra arazisini yarıcıya ve götürü olarak kiraya veriyor. Yan gelip yatıp milyonlar kazanıyor. Mustafa Çolak ve eşinin yaşadığı bu olayı köylerde arazisi olan herkes yaşıyor.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar