Trabzon’un iki yüzü…

 

 

Bugünkü yazıma, Türkiye’ye gelen yabancı turistlerin İstanbul’un  tarihi mekanlarında kendilerine uzatılan  mikrofonlara söyledikleri “Boğaz, rakı, balık muhteşem”  sözünden esinlenerek Trabzon’un iki yüzünü derç edeceğim… Ama müsaadenizle madalyonun parlayan kısmıyla konuya gireyim…

***

Trabzon’a gelip streslerini atanlar; memleketlerine döndüklerinde, bu şehir için, eş ve dostlarına ilk önce, yıllardır süren restorasyon çalışmalarının ardından yeniden ziyaretçilerine kapılarını açan Sümela’nın doğasının yanı sıra,“akılara durgunluk” veren yapısını anlatarak start verirler… Arkasından da  “bu tarihi mekan dünya iyi tanıtılırsa Trabzon turizmde patlama yapar” derler

***

Dışarıdan gelenler yakınlarına, daha önce gazetelerde okuyup ve televizyondan seyredip “bayıldıkları” Uzungöl’ün muhteşem doğasına ayrı bir yer açarlar…

Allah’ın baş ettiği yeşilliğin cennetten bir köşe olduğunu, “Mutlaka gidip görülmesini” önerirler… 

***

Bir hafta veya on günlük ziyaret süresinde Trabzon’un gözde mekanlarında mola verenler, şehrin gastronomisini ballandıra ballandıra anlatmaları, dinleyenlerin “ağızlarını sularını akıtır”… Yedikleri peynirliyi ve kuymağın tadının damaklarında kaldıklarını böyle lezzet tatmadıklarını söylerler…

***

Hele Trabzon’a ilk defa gelenler, bu kısa ziyaretlerini bir de şehrin en üst makamları eşliğinde “bir elleri balda bir elleri yağda ”yaptıysalar, demeyin keyiflerine…

Gezip gördükleri yerleri anlata anlata,yaza yaza bitiremezler…

Dinleyenler, okuyanlar Trabzon’u tüm eksiklikleri bitmiş, “Marka şehir” olmuş sanırlar…

***

Ama, Trabzon için birde madalyonun “fersiz”tarafı var!..

18 yıldır büyük vaatlerden nasiplenememiş, inşaata“kurban edilmiş”, betona teslim olmuş, büyükşehir unvanlı, büyük köy görümünden kurtulamamış Trabzon gerçeği var… 

***

Bu şehrin trafik sorunu var…

Trabzon’un en işlek caddesini, “gaz odasına” çeviren dolmuşları var… Söz verilip de yapılmayan şehir içi hafif raylı sistem beklentisi var…

***

Trabzon’un, senelerdir tozlu raflarda unutulan, seçimlerden seçimlere hatırlanan, bir türlü gerçekleşmeyen Güneye Çevre Yolu hayali var… Trabzon’un yüz yılla yakın zamandır beklediği, başbakanların ve bakanların söz verdiği Erzincan-Trabzon Demiryolu hasreti var

***

Siyasiler tarafından, 4000 yıllık tarihe sahip şehirde yaşayan 5 bin kişiye istihdam sözü var… Yatırım fukarası olan Trabzon’un, ne zaman biteceği belli olmayan Yatırım Adası beklentisi var… Seneler geçmesine rağmen hale kentsel dönüşümlerini bitirememiş, şehrin tam ortasında duran mezbelelik var…

***

Bu yazdan geçti…

Gelecek yazda ne olacağını bilmem mümkün değil…

Ama denize girmek için kilometrelerce yol gidenler var…

***

Uzun lafın kısası…

Trabzon’u başkalarından dinleyip parasızlık yüzünden bir gelemeyenler, bir de bu şehirde askıdaki ekmeğe muhtaç, yaşamak zorunda kalıp pişman olanlar var…

 

**********************************

 

Darısı Hafif raylı  sistemin başına…

 

Her seçim öncesi Trabzon’da gündeme gelen dolmuşların modernizasyonu Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu’nun şoförlere tanıdığı süre olan Mart ayı gelmeden durakta görücüye çıktı… Trabzon’da çok geç kalmış, oy hesabı yüzünden ötelenmiş projenin hayata geçtiğini görmek sevindirici...

***

Ama asıl bu şehir bayramı, Trabzon’un çehresini değiştirecek olan şehir içi hafif raylı sistem projesinin hayata geçtiği gün yaşayacak… Gene de vaatlerinden birini unutmayıp yerine getirdikleri için emeği geçenleri alkışlıyorum…  

 

******************************

 

Canın sağ olsun hocam

Gecen hafta bu sütunlarda “4-5-6-7-9-10-11 okula gidemiyor”… deyip bir karşılaştırma yapmak istemiş ve “Pilot uçak uçuruyor… Şoför yolcu taşıyor… Öğretmen ise evde oturuyor…”cümlelerini kurmuştum

***

Belli ki, derç etmek istediğimi ya ben beceremedim ya da sevgili Kadir Bektaş hocam meramımı anlayamamış… Oysa derdim;  pilot, şoför işinin başındayken, öğretmenin salgının müsebbibiymiş gibi, okula gidemeyip evden çalışmasının yanlış olduğunu vurgulamaktı…

***

Demek ki, elime yüzüme bulaştırdım…

Böyle kafa karışıklığına sebep olduğum için, önce sevgili Bektaş hocamdan,  sonrada bu adayı takip eden okuyucularımdan özür diliyorum…

***

Ama şu bilinsin ki, bu 60 yaşıma kadar hep “ Bana bir harf öğretinin kölesi olurum” sözünü kendime rehber edindim… Allah ömür verdiği sürece de böyle olacak… Bana hakkını helal etmeyen Bektaş hocamın canı sağ olsun… Tez vakitte öğrencilerinle okulda buluşur…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.