TRABZON’UN TARİHİ  BELLEĞİ SİLİNMİŞTİR

TRABZON’UN TARİHİ BELLEĞİ SİLİNMİŞTİR

Türkiye Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhçu, Trabzon'a yapılan yatırımların Trabzon'un ihtiyaçlarına yönelik olmadığını belirtti.

TRABZON’A YAKINDAN TAKİP

 

-Trabzon'un çok ciddi sorunları var bu sorunlardan bir tanesi de bilinçsiz yapılaşma... Siz Trabzon'a baktığınız zaman ne görüyorsunuz?

“Bu şehirde doğdum, 23 yıl bu şehirde yaşadım. Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nden mezun olduktan sonra İstanbul'a gittim ancak geçen süre içerisinde bir ayağım hep Trabzon'la Trabzonlularla oldu. Trabzon'u yakından takip ettim. Trabzon'un sorunları çok fazla, kentleşme, yapılaşma, kent kimliği, kent kültürü, peyzaj, doğa değerleri açısından süreç oldukça sancılı geçmiş.”

 

KENT TANINMAZ HALE GELMİŞ

 

-Ne oldu peki bu süreçte?muhcu-2-001.jpg

“Geçen süreyi anlayabilmek için Trabzon'un öncelikle değerini anlamak gerekir. Kentin ve kırsalın yapı kültürüne bakmak gerekir. 4 bin yıllık tarihi olan Trabzon'dan bahsediyoruz. Bölgenin mimarlık anlayışı son derece gelişkin, kırsal mimarlık açısından baktığımızda özellikle ahşap yapı kültürünün benzersiz örnekleriyle karşı karşıya kalıyoruz. İnsanın doğayla bütünleşmesinin çok güzel örnekleri üretilmiş, doğal afetlere karşı da güvenli yapılar ve çevreler üretilebilmişti. 1950'den sonra değişen kentleşme anlayışı ve son 20 yıl içerisindeki kente müdahalelerin çağdaş, bilimsel kentleşme ve mimarlık anlayışından çok çok uzaklaştığımızı gösteriyor. Gelinen aşamada kır, kent bütünlüğü ortadan kaldırılmış, kentin ya da kırsalın herhangi bir yerinde bilimsel araştırmaya bağlı olmaksızın bir takım yerleşim kararları alınmış. Bu yerleşim kararları kentin afetlere karşı güvensiz hale gelmesine neden olmuş. Özellikle dere yataklarının imara açılması, fındık bahçeleri, çay bahçeleri, yüksek eğimli heyelan bölgelerinin yapılaşmaya açılması riskleri büyütmüş. Kent bir taraftan doğal afetlere açık güvencesiz hale gelirken, diğer taraftan kentin tarihsel dokusu bozulmuş. Kent tanınmaz hale gelmiş.”

 

KENTİN TARİHİ BELLEĞİ SİLİNMİŞTİR

 

-En belirgin neyi söyleyebiliriz bu söylediklerinize örnek olarak?

“Kaçak ya da kural dışı yapılaşmaların oluşması. Kentin imar düzenine bağlı olmaksızın ayrıcalıklı imar hakları verilerek yapılan bir takım binalar. Dere yataklarına, vadilere ve kıyı dolgu alanlarına yapılan binalar... Bunda TOKİ'nin çok büyük payı var. TOKİ sanki bu bölgede eşsiz bir mimari yapı kültürü yokmuş ve bu kültürün taşıyıcıları yokmuş gibi bölgeye müdahale ediyor. Kentin slüetini etkileyen Boztepe'ye, Yıldızlı'nın hemen üst tarafına bir takım yapılar üretiyor. Trabzon'daki tarihi yapılar, arkeolojik değerler dozerlerle yerle bir edildi. Son derece vahşi bir yıkım sürecinden bahsedebiliriz. Örneğin, Ortahisar, Pazarkapı mahallesi, çevredeki tarihi yerleşim alanları tamamen yerle bir edilmiş ve tarihi yapı üzerine Belediye ve Kaymakamlık yapılmış. Tarihi kentin üzerine yeni binalar inşa edilmez. O tarih bu kent üzerinde yaşayan uygarlıkların bize emanetidir. Bizim görevimiz onları geleceğe taşımaktır. Son 20 yılda özellikle bu tarihi kent merkezine yapılan inşaat operasyonları ile kentin tarihi belleği silinmiştir.”

 

HES'LERDEN ANCAK % 2 ELEKTRİK!

hes.jpg

-Trabzon'a birçok yatırım da yapıldı, bu yatırımların Trabzon'u nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?

“Bu yatırımlar ekolojik dengeyi bozan yatırım kararlarıdır. 3 tane projeden bahsetmek mümkün. Birincisi  Karadeniz Sahil Yolu, ikincisi Yeşil Yol, üçüncü hatalı yatırım kararı ise HES'lerdir. Sahil yolu projesi ile kıyıyla ilişkimiz dolgu malzemesi ile kesildi, eşsiz koylar, kıyıda ki bitki örtüsü yok edildi. Buna karşılık ulaşım olanağı rahatladı ama demiryolu gelmedi bölgeye... Sahil yolu yapıyorsunuz, bari en azından demiryolunu Sarp'a bağlayın. Bu bölgenin ulaşıma ihtiyacı var. İkincisi Yeşil yol projesi; Samsun'dan Sarp'a kadar eşsiz güzellikteki yaylaların betonlaşmaya açılmasını sağlayan 2600 km uzunluğunda bir yol... Bu yol yapım sürecinde ve yapım sürecinden sonra bölgeye zarar verecektir. 39 yayladaki kaçak yapılara rağmen doğal güzelliklerini koruyabilmiş. Bu yolun tamamlanmasından sonra bütün bu güzellikler zarar görecektir. Yeni yerleşim alanlarını beraberinde getirecektir. Orta doğudaki sermaye guruplarının devlet teşviki ile bu alanlara getirilmesi söz konusu... Üçüncü hatalı yatırım HES'lerle de bölgeye çok büyük zarar verilmiştir. Türkiye'deki 1000'e yakın hidroelektrik santralin 500'e yakını Doğu Karadeniz Bölgesi'nde gerçekleştirilmektedir. Bu ilk bakışta iyi bir şeymiş gibi sunuluyor topluma;  "enerji üretimi gerçekleştirilecek" deniliyor, sanki bu yapılırken akarsulara zarar verilmeyecekmiş ve bölge ekonomisine katkı sunulacakmış gibi bir algı yaratılıyor. Ama gerçek bu değil. Bu HES'lerin en çoğu da Trabzon'da yapılmakta. Bir dere üzerinde çok sayıda HES yapılabilmekte. Yapılırken orman alanları tahrip ediliyor, heyelan bölgeleri yaratılıyor, hafriyatlar vadilere dökülüyor, bu dolguların yarattığı seller söz konusu olabiliyor. Oradaki ekolojik denge bozuluyor. Peki enerji ne kadar elde ediliyor? Bütün HES'ler tamamlansa elde edilecek enerji bugünkü Türkiye'deki enerji üretiminin yüzde 2'si kadar.”

 

KONU ENERJİ ÜRETİMİ DEĞİLDİR

 

-Bu kadar yağmanın amacı ne o zaman?

“Konu enerji üretimi değil, konu dere yataklarının ve vadilerin yabancı sermaye ortaklarına ipotek edilmesi. Onlara tahsis edilmesi. Bu şirketlerin dereler üzerinde kullanım hakları elde etmeleridir. Bunu da yaparken HES'ler araç olarak kullanılıyor. Halkın yaşam değerleri üzerine ipotek konuluyor.”

 

ŞEHİR HASTANESİ CİDDİ BİR RİSK

 

-Dolgu alanları üzerine yapılan ve yapılacak yapılar için neler söylersiniz?

“Kıyı dolgu alanlarında bir yapı yapılması mimarcılık ve şehircilik açısından doğru değil, ilkesel olarak kabul edilemez bir şey. Dolgu alanları, süreç içinde doğal afetlere açık alanlar demektir. Güvenli olmayan alanlardır. Dolguların açık alan ve yeşil alan olarak kullanılabilir. Akyazı'da stadyum yapıldı, gelecekte maalesef nasıl riskler taşıdığını göreceğiz. İlave olarak bu dolgu alanına şehir hastanesi yapılması ciddi bir risk oluşturuyor. Bu nedenle burada şehir hastanesinin yapılması doğru değil, bu bölgede trafik yoğunluğu da var. Yoğunluğu arttıracak yapılaşmalar kesinlikle yanlıştır. Bu bölgede tünel yapıldı. Bu da çok komiktir. Sahil yolu üzerinden ulaşımı çözmek mümkünken buraya bir tünel yapılmıştır. Şehre bir tünelden girişin verdiği hiç bir katkı yoktur. Tam tersi bu bölge heyelan alanıdır. Dileriz ki bir afetle karşılaşmayız.”

 

RESTORASYONLAR ZARAR VERMİŞTİR

restorasyonlar.jpg

-Trabzon'un tarihi yapılarındaki restorasyon çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Bir kısım tarihi yapılar bilinçsiz bir şekilde, bizzat TOKİ aracılığı ile yok edilirken, tarihsel süreç içinde korunan yapılarla ilgili de ciddi sorunlar söz konusu. Bölgedeki Sümela Manastırı, Ayasofya Müzesi, Atatürk Köşkü ve daha birçok kültür varlığı dünyanın önemli kültür varlıklarıdır. Bu varlıkların doğru bir şekilde restore edilmesi gerekirdi. Doğu Karadeniz turizmi Ayasofya Müzesi'nden başlar ve devam eder. Bu varlıkları gözümüz gibi korumak zorundayız. Ayasofya yarım yüzyıldan fazla müze olarak kültür envanterinde yer almış, kültür turizmine çok büyük katkı sağlayan bir yapıydı, keyfi ve ideolojik bir kararla burası ibadete açıldı. İbadete açıldıktan sonra tarihi yapının estetik değerlerinin algılanması mümkün olmayan bir takım kaplamalar yapıldı. Bu nedenle Ayasofya müzesi artık turistler tarafından ziyaret edilememekte. Sümela Manastırı da restore edildi, uzun bir süre aldı. Buradaki restorasyonun uluslararası evrensel restorasyon ilkelerine göre yapılmadığı çok açık. Restorasyon yapılırken olumsuz müdahaleler söz konusu. Buranın uzun süredir turizme kapalı olması ayrı bir handikabı oluşturmaktadır. Bölgede baruthane ve tarihi bir çok yapı hatalı restorasyonlar nedeniyle zarar görmüşlerdir.”

 

KARADENİZ'DE ORTADOĞULU NÜFUS!

ortadogulu-001.jpg

-Trabzon'a artık batıdan çok az turist geliyor maalesef ve daha çok Ortadoğu'dan, Arap ülkelerinden turist geliyor. Arap turizminin kent kültürüne yansımalarını nasıl değerlendirirsiniz?

“Bölgedeki yatırım kararları ve kentleşme süreçleri bölgenin dinamiklerine bağlı olarak planlanmıyor. Tam tersine bölgenin pazarlanması ve buradan bir takım rantlar elde edilmesi için devletin tepesinden yerel yönetim işbirliği  ile bölgeye dayatılıyor. HES'ler böyle, Yeşil Yol, yaylaların ticarete açılması böyle bir anlayışla dayatılmıştır. Uzungöl, Ayder, Fırtına Vadisi'nin yapılaşmaya açılması tamamen başka dinamiklere bağlı olarak gündeme getirilen dinamiklerdir. Bölgede yaşayan insanların gereksinimi değildir. Özellikle Ortadoğu'daki sermaye guruplarına bölgenin peşkeş çekilmesi söz konusu. Bu sermaye guruplarının burada yapacağı tesisler üzerinden bir pazarlanmasından bahsediyoruz. Bu bölgenin demografik yapısı da değişime uğramaktadır. Bölgede Ortadoğulu bir nüfus ağırlık kazanmaya başlamıştır. Onlara öncelik veren bir kentleşme politikası vardır. O dönemin Trabzon Valisi, ‘Trabzon'da 1 milyon kişilik Arap kenti yapacağız’ demiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar şeyhini Trabzon semalarında helikopterle gezdirmiştir ve taahhütlerde bulunmuştur. Kentsel dönüşüm adı altında projeler gündeme geldiğinde bunu şöyle yorumlamak gerekir; bu bölgenin Ortadoğu'ya pazarlanmasıdır. Ortadoğulu bir nüfus oluşturulacaktır. Bunun yaratacağı sosyal problemler var. Giderek bölgenin Ortadoğulaşması gibi bir süreçten bahsedebiliriz. Ortadoğu'nun o kadim uygarlıklarına bir göndermem söz konusu değil, o kültürler son derece yerinde değerlidir. Ama Ortadoğu'nun yoz değerleri; kaos, şiddet, savaş gibi unsurların bölgeye taşınması söz konusu. Üstelik bu handikap devlet eliyle yapılıyor.

 

-Peki, sizce Trabzonlular, bölge insanları bu anlattıklarınızın farkında mı?

“Buna karşı tabi bölgede duyarlı yurttaşların bir direnişi var. Solaklı Vadisi'ndeki anaların, kadınların direnişi önünde saygıyla eğilmesi gereken bir durumdur. Dileriz ki kamu yönetimleri bu toplumsal duyarlılığa bundan sonra kulak verirler.”

 

FERYATLAR UMUDUMUZ OLMUŞTUR

feryatlar-1.jpg

-Solaklı'daki Ayşe teyzenin direnişini Trabzonlular gösterebilmiş midir?

“Özellikle KTÜ, bilim yuvaları, STÖ'ler, 4 bin yıllık tarihi kent merkezi yıkılırken sessiz kalmaları bu kentin tarihi, doğası, denizi yok edilirken susmaları dramatik bir durumdur. Sanki kentin üzerine bir ölü toprağı serpiştirilmiş. Bilim insanlarının sessiz kalması, yerel yöneticilerin sessiz kalması ve hatta işbirliği yapmaları tabi ki bir umutsuzluk bir karanlık oluşturuyor. Ama Solaklı Vadisi'ndeki o Ayşe teyzelerin, anaların yürekleri ve feryatları umudumuzu yeşertiyor. Bu umut sanıldığından çok daha büyük. Önemli olan bu feryadı büyütmek. Cerattepe'de yapıldığı gibi, Solaklı Vadisi'nde yapıldığı gibi direniş göstermek gerekir. Demokratik yöntemlerle ve hukuk çerçevesinde mücadele etmek gerekir. Bu anlayışın yaygınlaştırılması gerekir. Cerattepe'deki çevre katliamına karşı bütün siyasi partiler birlikte mücadele etmiştir. Bu anlayış Karadeniz'de örnek olmalıdır. Türkiye'ye ve dünyaya örnek olacak çevre hareketidir. Yerel yönetimler konusunda uzun süredir çalışıyorum. Ama şunu söyleyelim, bu çevre suçu konusunda yerel yönetimlerin sorumlulukları çok büyük. Merkezi yönetimlerin sorumlulukları var. Ama yerel yöneticiler her gün halkla yüz yüze, annelerimizle yüz yüze... Bu insanların dertlferyatlar-2-001.jpgerini birebir biliyorlar. Bu çevre katliamlarına karşı durmaları gerekir. Merkezi hükümetlerin olası kararları ​​​​​​​söz konusu ise buna direnmeleri gerekirken işbirliği yapmaları işlerin kolaylaşmasını sağlamaktadır. Bu nedenle yurttaşlar yerel yöneticilerin sorumluluklarını kendilerine mutlaka hatırlatmaları gerekir, yerine getirmedikleri taktirde hesap sormaları gerekir.”

TEHDİTLER KARŞISINDA BOYUN EĞMEYİZ

 

-Ulusal medyada da gündemdeki konularla alakalı itirazlarınız ve söylemleriniz büyük ses getiriyor, bu noktada size karşı bir baskı oluşturuluyor mu?

Mimarlar Odası, çevre kuruluşları tabi ki öteden beri bu demokratik duyarlılıkları nedeniyle ödüllendirilmeleri gerekirken, cezalandırılmaları ve tehdit edilmeleri söz konusu. Bu bir kamu yönetimi anlayışı haline geldi ve uzun süredir de böyle gidiyor. Mimarlar Odası gibi kuruluşların kente sahip çıkma çabaları, örneğin bir Almanya'da olsa bunlara saygı gösterilir. Katılımcı demokrasinin örnekleri olarak değerlendirilir. Baskı uygulanmaz ve işbirliği yapılır. Bizler tehditler karşısında boyun eğmeyiz. Tarih boyunca mimarların köleleri de olmamıştır, patronları da olmamıştır. Kimseden emir almazlar. Bilim, kamu yararı neyi gerektiriyorsa mimarlar o doğrultuda hareket etmek durumundalar.”

 

-Son olarak eklemek istedikleriniz...

“Bu kente büyük kötülükler yapıldı. Bu kentin tarihi üzerinde dozerler, iş makineleri ile hafriyatlar yapıldı. Bu şehre dokunacaksak doktorun hastasına dokunduğu hassasiyetle dokunmamız gerekiyor. Trabzonluların bu kentin tarihine ve doğasına saygı duyanların mutlaka harekete geçmesi gerekir. Siyasi ayrım gözetmeksiniz bu şehrin doğasına ve yapısına sahip çıkmak gerekir.”

 

 

 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum