TÜRKÇE’NİN EN ÖNEMLİ SORUNU

   Türkçe’nin bugün en önemli sorunu, söz örgüsünde görülmektedir. Bu, kısaca, “Türkçe’nin sözcük bakımından durulması konusunda gösterilen çabaların anlatım alanında gösterilmemesi” diye özetlenebilir.

Konuyu şöyle açabiliriz: Birçokları, eski sözlerle düşünüp yeni sözlerle söyleyip yazma çabasına giriyor. Oysa, eski sözlerle düşünen, yeni sözlerle konuşup yazamaz. Yeni söz yeni bir örgü gerektirir.

Bu konuda çeşitli dergilerde ürünleri yayımlanan ünlü yazarlardan birkaç örnekle sözümü somutlamak isterim:

“Bir avuç aydının, sanatçının, bilim adamının, eğitimcinin çırpınması ise etkisiz kalmaya yargılı kılındı.”

aaaa.jpg“Bugün o frenkçe sözcüğü (envestisman) kullanmak kimsenin usuna gelmiyor artık.”

“Bizi şaşırtacak denli çelişkileri olan da yine insanın kendisidir.”

“Okur azalmasında, edebiyat yapıtı satışlarının durmasında kendisi için yazan, okuru okumaktan, edebiyat yapıtından beğeni almaktan soğutan yazarların kusuru, bilindiğinden çok fazladır.”

“Şiir diye sunulan ‘manzaralar”, bir romanın derin kültürünü besleyecek değin zengin röportajlardır.”

Bu tümcelerde "yargılı kılındı, usuna gelmiyor artık, şaşırtacak denli,beğeni almak, besleyecek değin" sözcüklerin anlatımı sevimsizleştirdiği apaçık görülmektedir.

Bu, eski sözcüklerle düşünüp yeni sözcüklerle anlatmaktan ileri geliyor. Oysa, bir yargı ya da düşünce, hangi anlatım düzeni içinde varlık kazanmışsa, o düzen ve örgü içinde deyimlenmek ister.

Osmanlıca düşünüp Türkçe yazmak, Türk toplumunun baş sorunudur ve kökleri çok derinlere gitmektedir. Türk toplumunun yüzyıllarca gerçek bir düşünce düzeni kuramamasının en önemli nedeni, budur. Eğer Türk Toplumu başından beri kendi diline (Türkçeye) dayansaydı, çağdaş bilim ve uygarlık tarihindeki yeri, bugünkünün çok üstünde olurdu.

Büyük ozan Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Türkçem, benim ses bayrağım” derken, bir Fransız düşünürü de, “Dilim yurdumdur” diyor. Siz bu konuda ne söylemek istersiniz, Sayın Şimşek?

DİLİM, EVRENSEL KİMLİĞİMDİR

bbbbb.jpgDil, düşünce özgürlüğünün, duyarlığın, yaratıcılığın belirleyicisidir. Bilimsel buluşlar da sanatsal yaratışlar da dil içinde var edilir, dille kuşaktan kuşağa aktarılıp yaşatılır. Kültürel değerlerin başlıca taşıyıcısı olan dil, ulusal varlığın temelidir.

Türkçe, benim “bilinç evrenim”dir. Benliğimin nice seslerle yoğrulduğu bir evren. Düşüncelerimin arındığı, duygularımın durulduğu aydınlık bir evren. Daha yerinde bir deyişle, “dilim kimliğimdir”; bireysel, ulusal, “evrensel kimliğim”. Bunun için onu yürekten sever sayar, tüm değerlerin üstünde tutarım.
Söyleşi için çok teşekkür ederim,
Ben de teşekkür ederim. "

(Kıyı, Eylül 1990, Rasim Şimşek, Türkay Korkmaz söyleşisi)

27 MAYIS 2014'E DÜŞEN NOT

Türkçe anlatım toplumsal gelişmemize koşut olarak hızla gelişmektedir. Artık yazınsal, bilimsel anlatılarımızı Türkçeyle gerçekleştiriyoruz. Ancak sorunlarımızın tümden bittiği de söylenemez. Bunun böyle olması doğaldır. Çünkü gelişen, değişen dünya bizim dışımızda boş durmuyor.

Uygulayım (teknoloji) alanında buluşlar yeni kavramlar doğurmaktadır. Günümüzde İngilizce tüm dünya dillerini etkilemektedir. Buna karşı durabilmek için ulusal dil bilinci yanında ekonomik gelişmenin de koşut gitmesi gerekmektedir. Bildiğiniz gibi her kişi çocuğunun adını kendi koyar.

İşte her buluş adıyla doğmaktadır. Bu adı da o buluşu gerçekleştiren ulusun dili belirlemektedir.

Alttaki Fotoğraf: Rasim Şimşek, Türkay Kokmaz Nisan 1990, Hüseyin Kazaz Kültür Merkezi, Türkçe konulu söyleşide.

Üstteki Fotoğraf: Trabzon Lisesi'nin 100. yıldönümü kutlaması hazırlıkları sürerken Trabzon ili Milli Eğitim Müdürü Bener Cordan ile birlikteyiz, Nisan 1987.

Önceki ve Sonraki Yazılar