TÜRKİYENİN SESİ RADYOSU DİNLEYİCİLERİNE MEKTUP

    Yıllar öncesinden bizi halâ hatırlayan değerli dinleyicilerimiz, merhaba.
Bugün, 6 Mayıs. Türkiye'de radyo yayıncılığının başlamasının yıldönümü. Ülkemizdeki bazı radyolarda kısa sürelerle yayın veya eğitim amaçlı görevlendirilmiş olsam da en uzun radyoculuk deneyimim, Türkiyenin Sesi Radyosunda geçti. Tam 10 yıl çalıştım, bazen sabah, bazen sabaha kadar, hafta sonu, bayram demeden sizlerle sesimle birlikte oldum.
Ayrıca tam 30 yıl boyunca sizlere, “TRT Haber Merkezince hazırlanan haber bültenlerini” sundum. Bu süre zarfında, 15 yıl öncesine kadar TRTİNT ve TRT Avrasya kanallarımızın ana haber bültenlerinden seslendim.

   Ama 30-40 yıl öncesinden Türkiye’nin Sesi Radyosu’nu dinleyenler, sanırım beni hatırlayacaktır. Hayatımın en güzel 10 yılını bu radyoda, sizlere veya anneleriniz babalarınıza seslenerek geçirdim. Kanada’dan Avustralya’ya, Türkmenistan’dan İngiltere’ye, Almanya’dan Bulgaristan’a kadar sayısız dinleyicilerimiz oldu. Çok çeşitli programlarla, istek şarkı ve türkülerinizi yayınlamakla, haberlerle ve canlı telefon bağlantılarıyla birlikte geçti 10 yılımız… Bu 10 yıl içinde aklımda kalan en önemli hususlardan biri, sizin istek türküleriniz oldu. Uzun yıllar yurt dışında bulunan dinleyicilerimizin kısa dalga Türkiye’nin sesi radyosundan en çok istedikleri türkülerin başında:
‘Gayrı dayanamam ben bu hasrete/ ya beni de götür ya sen de gitme/ Ateşin aşkına canım yakma çıramı/ya beni de götür ya sen de gitme’ türküsü gelirdi. Bu türkü, Neşet Ertaş’ın veya Bedia Akartürk’ün sesinden yayınlanırsa dinlemeye doyum olmazdı.
Elbette isteklerinizi yerine getiren ve bu radyoya hizmet vermiş teknisyeninden prodüktörüne ve spikerine kadar birçok yayıncı arkadaşımız vardı.
Bunların hemen tamamı emekli oldu ve bir kısmını da ne yazık ki kaybettik. Ölen yayıncılarımıza Allahtan rahmet diliyorum. Hadi gelin, şimdi onları bir hatırlayalım… Mesela, Şenel Kıran vardı. Şenel ablamızdı ve haberleri hızlı hızlı okurdu. Ama onun tersine Hayat abimiz vardı. Hayat Akar… “Türkiye’de… saaat… 10” derdi ve o sırada saat 10’u 30 saniye geçmiş olurdu. Öylesine yavaş, öylesine tane tane konuşurdu. Aslında çok haklıydı çünkü o yıllarda tamamen kısa dalga 25, 31 ve 49 metrelerden yapılan yayın, tamamen hava şartlarına bağlı olarak net bir şekilde ulaşmaz, yayında kesiklikler olurdu. Rahmetli Hayat Akar’ın anonsları, bu kesikliklere karşı gelir ve sözlerinin büyük bölümü anlaşılırdı. O bakımdan dinleyicilerimiz onu çok severdi. Kaybettiğimiz spikerlerimizden Tanzer Kozan, aynı zamanda spor programları hazırlayıp gelirdi karşınıza. Bir başka spikerimiz Ersin İmer, yıllarca Türkiye’nin Sesi’nde çalıştıktan sonra televizyonda hava durumunu sunmaya başlamıştı. Uzun süre hastalıkla mücadele eden Ersin abimiz de hayata gözlerini yuman spikerlerimizdendi. Yakın bir tarihte kaybettiğimiz Neşe Demiral, 30 yıldan fazla Türkiye’nin Sesi Radyosuna hizmet vermişti.
Aslında bu radyoya hizmet verenleri sıralayacak olursak neredeyse 80 yıl öncesine gitmek gerek. Çünkü siz şu anda dünyanın en eski radyolarından birini dinliyorsunuz. Türkiye’de radyo yayıncılığı 1 Mayıs 1927 ‘den itibaren İstanbul Radyosu’nun düzenli programlarıyla başladı. Ankara’da ise 1936 yılında ilk Radyo yayınları geçici olarak yapıldı. Bu radyonun içine bir süre sonra Kısa Dalga verici yerleştirildi ve Yurt dışına yönelik ilk yayınlar, TRT kurulmadan çok önce “Türkiyenin Sesi Radyosu” adıyla 1937 yılında başladı.
da463711-1bd5-40b1-8b9c-d5974ba6e076-002.jpgBiliyorsunuz Türkiye İkinci Dünya Savaşı’na girmemiş ve tarafsız kalmıştı. Bu dönemde, bütün dünya, tarafsız kalan devlet olan Türkiye’den haberler almaya başladı. Türkiye’nin Sesi Radyosunun kısa dalgadan yaptığı yayınlar, bütün dünyada ilgiyle dinlendi. Türkçe yayının dışında Urduca, Farsça, Arapça, Sırp-Hırvatça, Bulgarca, Fransızca, İngilizce ve Yunanca olmak üzere 8 dilden sırasıyla haber bülteni yayınlıyordu. Geceleri de normal yayından sonra Amerika ve İngiltere’ye yönelik bazı özel programlar hazırlanmaktaydı.
   Görülüyor ki TRT’nin kuruluşundan çok önce Türkiye’nin Sesi Radyosu’nun yayınları vardı. İkinci Dünya Savaşı’nın bitimi, Türkiye’nin NATO’ya girişi ve Demokrat Parti’nin iktidara gelişini dünya, Türkiye’nin Sesi Radyosu’ndan öğrendi. Kore’ye giden Türk askerleri bu radyoyu dinledi ve onlardan gelen mektuplar yine Ankara Radyosuyla birlikte Türkiye’nin Sesi’nde yayınlandı.
1960 darbesi, yeni seçimlerin sonuçları burada yayınlandı. Bu arada Almanya ile yapılan anlaşma sonucunda Türk işçilerinin Almanya’ya gidişi ve kısa sürede yüz binlere ulaşması, bizim Türkçe yayınlardaki görevimizi artırdı, dolayısıyla Türkçe yayın saatleri de artmaya başladı.
  1974 Kıbrıs Barış Harekâtını bütün dünya gibi Avrupa’da giderek artan Türk nüfus, Türkiye’nin Sesinden dinledi. Hatta o sırada İsveç’te okuyan bir arkadaşımın yazdığı bir mektup bende halâ durur. Arkadaşım, bir Yunanlıyla birlikte harekât haberlerini dinlediğini ve o Yunanlının, “Türkiye’nin bu harekâtı kazanmasını istediğini” yazmıştı.
1980 darbesinin yapıldığı sırada, ben de bu radyoda sizlerle birlikte olmaya başlamıştım. Çuvallar dolusu mektuplarınızı gördüm ve o mektupların birçoğunu mikrofondan okuyup cevapladık. Bu noktada dikkat çekici bir hususu paylaşmak istiyorum. Yıllar önce Türkiye’nin Sesi Radyosu radyo dinleme eğilimleriyle ilgili olarak bir çalışma yapmıştı. Mektup servisimize her gün gelen yüzlerce mektuptaki taleplerinizle anketten çıkan sonuçların çok örtüştüğünü gördüm. O dönemde bize mektup yazanların veya telefonla arayanların en fazla iki şey istediklerini çok iyi biliyorum. Bunlardan ilki türkü, ikincisi dini programlar idi. Bu istekler karşısında radyodaki dini programların sayısında ve süresinde önemli artışlar yapılmıştı.
Yine istekleriniz doğrultusunda bayramlarda evinize gidip röportajlar yapıldı.
Sağlık, eğitim, gümrük, sigorta gibi birçok konuda sorunlarınız çözülmeye çalışıldı. Günümüzde ise e-postalar yoluyla dinleyicilerle iletişim kuruluyor. e-postalar kısa cümleler ve kısa metinlerden oluşuyor. Ama eski mektupların yerini günümüzde artık büyük ölçüde telefonlar almış durumda. Çünkü bilgi alışverişinin günümüzde en sık kullanıldığı aygıt, telefondur. Radyolara telefon bağlantılarıyla yapılan geri bildirim, programın algılanması konusunda genel bir yorum ortaya çıkartır. Günümüzde cep telefonlarına eklenen radyo ve televizyon özelliği, tüketicilerin radyo ve televizyonu takip etmeleri açısından güçlü bir alternatif ortaya koymuştur. Telefonlar, tabletler ve bilgisayarlardan bağlanan kişiler, radyoların tek frekanslık dar kapsamını, dünya çapında aktif bir yayın haline getirebilmektedir.
Ama biliyor musunuz, Türkiye’nin Sesi Radyosu, dinleyicilerle telefon bağlantısı konusunda da öncülük yapmıştır. Henüz cep telefonlarının olmadığı ve sabit telefonların yayına bağlanma teknolojisi gelişmeden önce Türkiye’nin Sesi Radyosunda böyle bir yayıncılığı önermiştim. Yöneticiler teklifimi uygun görünce, Türkiye’nin Sesi Radyosunda vatandaş telefonlarını not alıp nöbetçi spikere veren bir kişi görevlendirildi. Bu yayın, bilhassa Almanya’daki dinleyicilerimiz arasında çok ilgi gördü. Adeta stüdyodan çıkmamacasına yayın yapmaya başladık. Günümüze geldiğimizde ise tüm radyoların telefonla bağlantılı canlı yayın yaptığını görüyoruz.
Yine Türkiye’nin Sesi Radyosunda hem Türkiye hem insanlık için çok önemli yayınlar yapılmıştır. Bu yayınlardan biri, Bulgaristan’da Türklere karşı 1984’de yoğunlaşan baskı ve sürgün olayları sonucunda, Balkanlara yönelik olarak, özel radyo yayınlarıdır. Adı Balkan yayını olan, ancak içeriği Bulgaristan ağırlıklı olarak hazırlanan programlar ve haberlerle günde 6 saat süren özel yayın, Bulgaristan’da çok ses getirdi. Bulgar yönetimi, kısa dalga yayını alan radyoların satışını yasakladı ve evlerden toplamak zorunda kaldı. Ancak Türkler, sandıklarda sakladıkları bu radyoları gizlice dinleyerek Türkiye ile olan bağlarını ve morallerini yüksek tutmayı başardılar. O dönemde Bulgaristan’dan yazılmış, ancak başka ülkelerin postanelerinden atılmış mektuplar bile yayınlarımızda yer almıştır. Bulgaristan’da zulmün sona ermesinde, Türkiye’nin Sesi Radyosunun yayınlarının çok önemli katkıları olmuştur. Hatta rahmetli Naim Süleymanoğlu, yayınlarımıza teşekkür etmek amacıyla Radyomuza gelmişti.
Telli Turna adıyla yayımlanan bir programımız vardı. Serpil Erim, Mina Tansel, Latife Büyüktaşkın, Duygu Baykal tarafından hazırlanırdı. Ben de uzun bir süre bu programın sürekli sunucusu oldum. Oktay Şamiloğlu, Ufuk Baykal, Vahap Candan, Mehmet Akif Erbaş, Ümit Baykal, Mine Atabinici, Alican Özinanır gibi aklıma gelmeyen usta kalemlerin yazdığı programları bizler seslendirdik. Metin Canbaz, Tamer Durukan, Canan Kumbasar, Nigâr Çelik gibi nice spikerler geldi geçti bu radyodan.
Ama sizin tanımadığınız teknisyenlerimiz ve yayın şeflerimiz tüm nöbetlerimizde bizlere eşlik etti ve yayının sağlıklı bir biçimde geçmesi için çalıştı. Hepsi de sizin kadar benim hayatımda da bir şekilde yer etti.
Bugün, radyoculuğumuzun yıldönümü. Kutlu olsun. Yaşamımın büyük bölümünü geçirdiğim radyoculuk, gerçekten güzel bir meslek olarak kaldı içimde. Sizlere hitap etmek yalnızca benim değil tüm yayıncı arkadaşlarım için de her zaman büyük bir keyif oldu ve olacak. Rahmetli Ersin İmer ve Hayat Akar ile çektirdiğimiz bu fotoğraflar da ses arkadaşlığının, dostluğa dönüştüğü zamanlardan...
Sağlıcakla kalın.


Önceki ve Sonraki Yazılar