01.11.2021, 09:33

Türküler, yanık coğrafyamın külleri…

avazı

uzak asya steplerinde

üyengi ağaçlarının köklerinin duldasındaydı

ahengi

altay dağları’nın eteğinde erkek tayların kuyruğunda efil efil yelelenmekteydi

çağlar öncesinden günümüze düz ovada gelincik olup kanadı

dağlardan ırmaklardan sessizce sitemsizce akarak ovalara

cura oldu ağladı divan oldu çağladı odalarda

***

erzincan’da meri kekliğimdir enver gökçe’nin mahpusluğunun damlarında öter garipçe

kaçkarların eteğinde tulum eşliğinde al puşili genç kızların atmaca bakışlarıyla hoyratça haylanıp çağıl çağıl çağlarsın karadeniz’e

ege’de koçaklanırsın efelerin naralarında ağır ve aksak yürürsün ardına bakmadan yiğitçe

trakya’dan seslenirsin anadolu’ya arda boylarına gurbetin öte yanına

akdeniz’de yörüklerin karakeçilerin çanlarında yarbuzların kokusuyla konuşursun şaman bilgelerinin efsunlu sözleriyle

yozgat sürmelisi olursun çimenlerin üzerinde kirpiğinden düşen yârin hasretiyle

orta anadolu’da avşar bozlağı olursun geven olup batarsın yüreklere

ve dadaloğlu’nun sırtını yasladığı dağların sitemiyle

isyanını sayıklarsın maşrıktan mağribe muharrem ertaş’ın çor bağrında

-ay dooost!

diye diye şahan olup havalanırsın akdeniz’e

âşık veysel’in sevdiğinin ayak seslerisin ‘yumma öyle gözlerini kör gibi’ diyerek

sayıklarsın sivas şarkışla’da

güneydoğu anadolu’da

diyarbekir burçlarından dicle ovasına doğru mezopotamya’ya seslenirsin

cecimlerde ilmek ilmek dokunarak uzun havayla

tunceli’de semah olup dönersin ağ topuklu güvercin misali cemlerde

serhat diyarı kars’ta kiziroğlu’nun kıratıyla şahlanırsın

âşık murat çobanoğlu’yla dörtnala getirirsin uzak asya’yı soframıza

karac’oğlan’ın elifi olup mevsimsiz kar olursun günbegün yağarsın gönül dağlarımıza

pir sultan’ın boynunu bir tek toprağa eğdiği lale olup sallanırsın hâlâ darağaçlarında

***

çünkü sen

halkın gönül deryasından ummana fışkırıp dökülensin

ay’ın gölgesinde alınyazına sitemsizce avunansın

güneşin sofrasından payına düşen ağıtlarla beslenensin

***

naçiz görülüp yok sayıldın çoğu kez yüksünmedin karayazına

karayılan misali dönüp durdun ahşap sandukanın içinde

göğe ağdın kuş oldun uzak diyarlara göçtün iki elin böğründe

yere ağdın düş oldun değirmenlerde öğütülüp ekmek oldun derdimize

dertlilerin dermanı gönüllerin fermanı oldun da yorulmadın

kendi içine kanadın

kendi içine sararıp soldun

kendi içine yeşerdin

bu da seni ‘zümrüdü anka’ kuşu yaptı ölümsüzlüğünün ardına

***

ve bizim türkülerimiz

halkın gözyaşlarından çağlara çentik çentik saçılan inci taneleridir

ve bizim türkülerimiz

genç kızlarımızın çeyiz sandıklarında zıbınlara sarılan ninnilerdir

ve bizim türkülerimiz

kanaviçelerinde örs üzerinde dövülerek tunç olup şekillenerek

gelenekten geleceğe işlenmiştir

ya türkülerimiz olmasaydı?

bir kat daha artardı yetimliğimiz

ne diyordu dadaloğlu muharrem ertaş’ın havalandırdığı bozlağında?

-ay dooost! caaanım hey!

ekmek için bu kavga!

29 ekim 2021

kanlika

Yorumlar (0)
Namaz Vakti 28 Ocak 2022
İmsak 06:01
Güneş 07:29
Öğle 12:39
İkindi 15:15
Akşam 17:39
Yatsı 19:02
5
açık