TURUNCUYU SEVMEM 

  Yaşantımızın büyük bir bölümü dışa dönük öncelikleri ele alır. Konu-komşu, eş-dost, akraba, siyasi ve kültürel yakınlık ya da uzaklık gibi etkenler yaşamımızın bu bölümünde doğal olarak önceliklidir. İnsanın yakından uzağa diye başlayan sosyal ilişkilerinde bu gereklidir de. 
  Acılarını ya da sevinçlerini paylaşırsınız bu insanların. Onlara güç verir, aynı şekilde güç alırsınız çoğu zaman. Bu "güç" yaşamı bütünleyen çok büyük bir dayanışma, duygu ve düşünce örgütünün de çıkış noktasıdır. Bundan yoksun oluşturulan ya da oluşturulmaya çalışılan,  sürdürülen, sürdürülmeye çalışılan birliktelikler, iddialar, örgütlenmeler, süreç içerisinde hastalanmakta "elmanın kurdu" örneğindeki gibi çürüyüp yokolmakta. —Aman, elmanın kurdu, ağacın börtü böceği diye hemen ithal tohum gibi yok oluşa sürükleyen "çözümler" akla gelmesin, sakın!— 
  Öte yandan kişinin kendini merkeze alan yaklaşım da yaşamın önemli bir alanını oluşturur. Sıkıntı, giderek sorun olan da burada başlar galiba. Kuşkusuz bu yaklaşımın " bencil" yanı yoğundur ve karmaşık, açıklanışı çok nesnel olmayan gerekçelere dayanır ya da dayandırılmaya çalışılır. Aslında her tutum, davranış ve eylemin ya da seçeneğin öznel bir nedeni bulunabilir. Neden ve gerekçelere bakarak, dahası bunlara sığınarak sonuçlara gitmek her zaman bizi doğru sentezlere ve buluşmalara götürmeyebilir. Bire-bir eşleme her konuda denklik ve eşitlik sağlamayabilir. 
  "Dışa dönük" diye adlandırılan tutumda gözlem ve deneyimlere göre çok farklılıklar göstermekte, yapaylıklar,sanallıklar barındırmakta. Kişinin kendisiyle pek uyuşmayan, kendisiyle çok da barışık olmayan örnekler çoğalmakta. Üçüncü kişi ya da çevreler için atılan adımlar, söylenen sözler, yazılanlar, tutum ve davranış gösterileri...
   Aramadığın kadar, "bini bir para…"
   Bunlara bağlı olarak düşünsel değişim, dönüşüm!
   "Tribüne oynamak" deyimi bunlar için çok güzel bir özet sanırım. Televizyon izlencelerinde, haber-yorumlarında çok sık rastladığımız bir durum. Siyasi temsilcilerin tamamına yakınının sürekli başvurduğu bir yöntem; HALK DALKAVUKLUĞU. —sahi, neden hâlâ çok prim yapmakta sizce!— 
    Beğenmediğimiz kültürel- siyasal çevrelerin tutumunda hep bulduk bu ikiyüzlülüğü. Dışımızda aradık, görmeye çalıştık. Kimilerine şaştık, kimilerini hoş gördük. Gerekçelerini, özel koşullarını, konumlarını bağışlanır bulduk. Köşeli duruşun, ilkeli tutum döneminin geçtiğini, bittiğini söyleyenler, değişimin çok şey değil HER ŞEY olduğunu iddia edenler doğru muydu?
Her dem sürüye katılmayanı KURT KAPMALI mıydı?  
      Örnekler o denli çoktu ki, yakınımıza, kendimize bir türlü gelemedik! Yoksa biz de mi ikiyüzlüyüz artık! Bu neyin yarışı "heyhat"! Halk dalkavukluğuna mı sarıldık! Biz de mi tribüne oynuyoruz! Bu tutum ve "değer"lerin asıl temsilcilerinin yerini alamadığımız için mi bu tepki, bu çağırış, bu bağırış...
     On yıllardır aslı dururken size neden dönülsün yüzler! Tepkinin amacı, içeriği, niteliği ne getirip ne götüreceği artık önemli olmaktan çıktı mı?Program nerede, hangi amaç için bu taktik ya da siyaset? Uzun erimde (strateji) kazandırıp kazandırmayacağı belirsiz! Rus Ruleti olmasa da bir kumar değil mi? Kaldı ki "kazanmak" eyleminin içeriği, niteliği de çok anlaşılır değil, somut değil, oldukça "gri", belirsiz, sisli- puslu... Benim öyle bir tercihim seçenekler arasında olamaz ama —yine "biz" diyerek söylüyorum — "TURUNCU DEVRİM"e razı mı olduk yoksa! 


                                   —  Yarınlar güzel olacak —

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.