Turhan Eyüboğlu

Turhan Eyüboğlu

Umutsuzlara Yeni Bir Yaşam

Bir Maçkalı olarak sizinle gurur duyuyorum


Sabah erkenden kızım Edanur her zamanki gibi akşam hazırladığı çantasını alarak servisine doğru evden çıktı. O evden çıktıktan sonra babam aklıma geldi; onu kaybedeli daha dört ay olmuştu. Torunları içinde Edanur’la olan ilişkisi çok farklıydı. 'Babamı bugün ziyaret edeyim!' diye içimden geçirdim.

Babamın ölümü beni çok üzmüş ve çok etkilemişti. Tek tesellim -kaç insana nasip olur bilmiyorum- cuma namazını camide kılarken kalp krizine yenik düşmüştü. Bunları düşünürken bugün babamla yapacağım sohbette Trabzonspor'dan bahsederken takımın düştüğü borç batağını ona nasıl anlatacağımı aklımdan geçiyordum. Babam çok iyi bir Trabzonspor taraftarıydı; tabii ki ben de! Ben bu hayallere dalmışken birden telefonum çaldı. Karşıda kızımın öğretmeni:

"Edanur’un midesi iyi değil; kusuyor! Okula gelir misiniz?" deyince 'Çocuktur, kusar!' diye içimden geçirdim. Babama gideceğim için okula annemi gönderdim. Daha evden çıkmamıştım ki telefonum tekrar çaldı. Annem:

"Oğlum, Edanur iyi değil; hastaneye kaldırıyorlar! Acele gel!" deyip telefonu kapattı.

O anda içimde oluşan sıkıntı beni bir mengene gibi ezmeye başlamıştı. O zaman anladım kızımı okula gönderdiğim son gün olduğunu! İçim sızlıyor, gözüm doluyor, boğazım düğümleniyordu. Hemen evden hastaneye doğru yola çıktım. Kızımı yoğun bakıma almışlardı. Üstünden çıkardıkları hırkasını ve ayakkabılarını bana verdiler; onlara bakarken ne yapacağımı şaşırmıştım.

Elimde bulunan hırka ve ayakkabılarla hastaneden çıkıp babamın mezarına gittim. Ben ona 'Trabzonspor'u anlatacağım' derken kızımın eşyalarıyla önünde kalakalmıştım. 'Allahım ne olursun kızımı bana bağışla!' diye dualar ediyor, babama ise 'Torununa yardımcı ol!' diye gözyaşları döküyordum.

Çaresizlik, insanı bir boşlukta yürüyormuş gibi yapıyor; adım atmak istiyorsun, atamıyorsun. Duanın dışında yapacak hiçbir şeyin kalmıyor. Zamanın durduğu bir ortamda bekliyorsun. Üç günümüz böyle geçti. Üçüncü günün ardından daha hastaneden geleli birkaç saat olmuştu ki telefonum çaldı. Bu sefer arayan kızımın doktoruydu ve hastaneye gelmemi istiyordu.

Doktorun odasına girdiğimde alacağım cevabı biliyordum; ama yine de insan başka bir cevap almayı bekliyor o anlarda! Ne yazık ki düşündüğümün dışında bir cevap alamadım ve öylece donup kalmıştım. Yavaşça koltuğa oturdum. 
Doktor bir iki dakika duraklamasından sonra konuşmaya devam etti. 

"Kızınızı kaybettiniz! Acınızın çok büyük olduğunu biliyorum. Elimizden gelen her şeyi yaptığımızı biliyorsunuz. Size söyleyecek kelime bulmakta zorlanıyorum. Bu an kelimelerin bittiği andır; ancak size bir şey söyleyerek bu zor görevi yerine getirmek istiyorum. Umarım bizi anlarsınız! Kızınızın organlarını bağışlar mısınız? Bunu yaparsanız hayata tutunmak isteyen çok insana yardımcı olursunuz!"

yazinin-icine.jpg

O zamana kadar organ bağışı ile ilgili hiçbir tartışmanın içinde olmamış ve bunu hiç düşünmemiştim. Odada olan sessizlikten doktorların tedirgin olduğunu anlamıştım. Bu bekleme sürecinden sonra doktorların iyi cevap alamayacakları beden dillerinden belli oluyordu. Gergin bir hava oluşmuştu ve doktorlar her zamanki gibi ümitsiz sonuçlanacağını düşünüyorlardı. Bende ise bir huzur ve sakinlik vardı. Allah'ın yardımcı olduğunu düşünerek: 

"Evet, organlarını bağışlıyorum!" cevabı çıkmıştı. Doktorlar şaşırmış, birbirlerine bakıyor; benim şok geçirdiğimi düşünüyorlardı. Söyledikleri lafları tekrarlamaya başlayacaktılar ki ayağa kalktım:

"Ben kızımın organlarını bekleyenlere hayat olması için bağışlıyorum. Ne gerekiyorsa bana söyleyin, yapayım!" dedim.

Önümüze gelen yazılı tutanağı ben ve eşim imzalayarak organ nakli bekleyen hastalar ve aileleri için bunu yapmak zorunda olduğumuzu düşündük. Biz onlara umut olduk. Çaresiz insanlara çare olduk. Kızımın çok insana hayat olmasını ve onun başka bedenlerde hayat bulmasını sağladığımızı düşünüyoruz.
***

Bizler olayı dışarıdan seyredince ne kadar farklı gelir hepimize değil mi? Oysa içine girince ve kendimiz yaşadığımızda birden bire olaya bakış öyle bir anlam kazanır, boyut öyle bir değişir ki şimdiye kadar aslında hiç bakmadığımızı, anlayamadığımızı keşfederiz! 

Bu aile en acı günlerinde duyarlı davranışları ve kararları sayesinde yaşamın kıyısındaki birçok hastanın hayatını değiştirmek için büyük bir adım attılar. Bu ailenin sayesinde birçok kişi yaşama yeniden tutunmak için umutlandılar.

Bu aile bize fedakârlık, erdem, duyarlılık, insanlık ve en önemlisi de kararlılığın ne anlama geldiğini gösterdiler. Onlar, birçok ailenin yanan yüreklerine su serptiler.

Maddi ve manevi değeri biçilmez bu özverili ve ulvi davranışlarından dolayı, hayata yeniden dönmelerine vesile oldukları insanlar adına Hamsiköylü Cemile-Seyfullah Yazıcı ailesine sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Onlarla bir Maçkalı olarak gurur duyuyorum.

Organ nakillerinin artması, bağış sayılarının artmasına bağlıdır. Bağış sayılarının artması ise konu hakkında yeterli ve doğru bir bilincin oluşturulması ile mümkündür. Ben buradan Maçka’da bulunan yetkililere sesleniyorum! Bu bilinci arttırmak için toplantılar düzenleyerek Maçka'nın farkını ortaya koyalım.

Sayın Cemile ve Seyfullah Yazıcı, siz bize ölümden hayata uzanan çizgiyi hatırlattınız! Size bir Maçkalı olarak minnettarım. Allah sizden razı olsun. Tekrar başınız sağolsun.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.