VAH BENİM ÜLKEM

Sadece şu son on günde ülkemin başına gelenlere bir bakar mısınız?


Önce Güngören’de patlayan iki bomba.


On dakika arayla patlamasına rağmen hiçbir önlem alınmamış. Kimse bölgeyi boşaltmaya çalışmamış. Elalem Amerika’dan Güneydoğu’da uçan Vinzo’yu görürken, biz İstanbul’un göbeğinde çöp konteynerine bomba koyanları göremiyoruz.


Evet yakalanmışlar, Ne zaman; sona erdirilen 17 ömürden sonra.


İçişleri Bakanlığı olayın faillerinin PKK’lı olduğunu ifade ederken Alman İstihbarat teşkilatı olayın işleniş tekniği ve yapılış zamanı itibarı ile bir köktendinci grubun işi olduğunu iddia ediyor. Biz gerçeği bekliyoruz.


Akdeniz ormanları 15 gündür yanıyor. Yetersiz ekipman dolayısıyla vatandaş yangını kovalarla söndürmeye çalışmakta. Orman yangınlarında bile can veriyoruz. Sayın Bakanımız kendi kendine karar veremiyor olacak ki,  Sayın Başbakanımız Çevre ve Orman Bakanımıza yangınlar için uçak filosu kurma talimatı veriyor.


Ne zaman;  Türkiye’nin akciğerleri yandıktan sonra.15 milyon çam ağacı.


Orman Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Kurtulmuşlu ise yangından gördüğümüz zararları anlattıktan sonra ‘’Bu yangının iyi bir tarafı da var, keneler yanarak öldü’’ diyiveriyor. Sanki keneler sadece o bölgedeydi. Oysa asıl kenelerin yaşadığı bölge hepimizce malum!


TEM gibi bir atardamarın Bayrampaşa kesiminde asfalt çatlıyor.


Trafik felç. Suçlu kim mi?


500 metre ileride yapılacak bir alışveriş merkezini için açılan çukur ve kısa bir süre önce yağan yağmur. Yağmur doğal afet konumunda benim ülkemde.


Bir ayda 49, on günde 27 bebek


Başkentin en önemli doğum hastanelerinden Zekai Tahir Bulak Kadın ve Doğum Hastanesinde enfeksiyondan dolayı 27 bebek doğamadan öldü. Herkes topu birbirine attı. Sonunda her ölüm için farklı bir neden yaratıldı. Sonuç ne mi;Sona erdirilen 49 ömür.


Neden; En steril ortam olması gereken yerlerin enfeksiyondan arındırılamamasından.


Enfeksiyonlardan korunma merkezlerini enfeksiyon üretim merkezi haline de ancak biz dönüştürebilirdik doğrusu.


Konya’da kaçak Kuran kursu çöküyor. Kurs Devletin denetimi dışında ama biraz da içinde.


Aslında herkesin haberi var da kimsenin haberi yok, yani göz yumuluyor.


Kültür bakanımız Sayın Ertuğrul Günay, en sert açıklamayı yapıyor ve “Bu faciada sadece sorumlular değil, ihmalde payı olan herkes cezalandırılmalı” diyor.


Ne zaman; sona erdirilen 18 ömürden sonra.


Haklısınız sayın bakanım, ifadeniz çok doğru da bu bahsettiğiniz insanlar Ankara’da değil mi ve siz de o sorumlulardan biri değil misiniz?


Konunun bir yönü daha var; kaybettiğimiz kızlarımızdan hiçbirinin ailesi davacı olmamış. Aksine birisi “Sakın Kuran Kursumuz hakkında kötü yazmayın.” Derken bir diğerine “Benim kızım balede, barda, diskoda ölmedi” dedirttiriliyor.


Bu ifadeler Şeriat’ın gereklerinin getirdiği korkunun eseri olmasın sakın. Evet korkuyorlar şikayet etmeye, çünkü orası Türkiye Cumhuriyeti’nin değil şeriatın açtığı kurs. Şikayete, karşı koymaya hakkın yok. Ele karşı kol kesen, dine karşı gelenin kafasını kesen korku egemen bir düzen.


 


O çöken Kuran Kursunda o küçücük kızların beyinlerini yıkayalım derken canlarını aldık.


O halde durmak yok yola devam. Haydi analar, babalar yollayın çocuklarınızı illegal Kuran kurslarına. Ve oralarda Allah korkusu olmayanlardan İslam’ı öğrensinler.


Son on günde ülkemde yaşanan bu olayların tamamı Takdir-i İlahi midir yoksa?


Eğer öyleyse Tanrım neden bütün takdirlerini ülkemin aleyhine kullanmakta!


Tüm bu yaşananlar Kader diye izah edilemez, edilmemeli. Bu olaylar olsa olsa İlgililerin ilgisizliği, yetkililerin yetkisizliği olarak açıklanabilir. Belki de rüşvetin, ama mutlaka eğitimsizlik, adamsendecilik ve boş vermişliğin sonuçlarıdır bunlar.


Amerikalı sınırlarımızda uçan Vinzo’yu görürken biz yanı başımızdaki tehlikeleri göremediğimize göre, görülmektedir ki devletimiz vatandaşına sahip çıkıp sağlıklı ve güvenli yaşama hakkını sağlayamamaktadır. Ülkedeki Nüfus planlaması ise maalesef, doğum kontrol yöntemleriyle değil trafik, terör, deprem, bebek ölümleri, yangın, göçük gibi çoğu doğal olmayan afetlerle yapılmaktadır.


Evet Güngören’de, Zekai Tahir Bulak’ta, Konya’da çöken binada ve diğerlerinde ölen vatandaşlarımız, çocuklarımız, bebeklerimiz-Canlarımız- hepsi cennete gittiler bile. Ya o binaları yapanlar, denetleyenler, teslim alanlar, göz yumanlar, izin verenler, tüm bunlara sebep olanlar, acaba onlar nereye gidecekler!


Ve önemli olan hangisidir; bir çuval kömür mü, yoksa bir ömür mü?


 


AHMEDİNEJAD !


Haberin bir bölümü şöyle; İranlı yetkililere Türkiye protokolleri uyarınca ziyaretin resmi olması durumunda Ahmedinejad’ın Ankara’ya gelmesi, Çankaya Köşkünde resmi törenle karşılanması ve Anıtkabir’e giderek ATATÜRK’ün mozolesine çiçek koyması gerektiği bildirildi. Ancak İran bu şartları kabul etmedi. (Kendini ne sanıyorsa!) Dışişleri bakanı Ali Babacan’ın kısa süre önce Bağlantısızlar Toplantısı nedeniyle gittiği Tahran’da yapılan görüşmelerde bu kriz ‘’Çalışma Ziyareti’’ formülüyle aşıldı. Buna göre Ahmedinejad Ankara yerine İstanbul’a gelecek, Cumhurbaşkanı Gül ile İstanbul’da buluşacak.


Yani Ahmedinejad denen adam ATATÜRK’ü ziyaret etmesin diye bizim Cumhurbaşkanımız onun ayağına İstanbul’ a gidecek.


Sinirlendim, iğrendim. Ahmedinejad ATATÜRK’ün yanında kim oluyor da böyle bir tavır koyabiliyor. Zaten ben olsam gitmek istese de sokmam onu ATA’mın huzuruna. ATATÜRK’ü son dönemlerde defalarca öldürdük zaten bir de o adamı görüp ölmesin. Zaten kalbinde Atatürk saygısı ve sevgisi olmayanların onun huzurunda ne işleri var?


Sayın Ali Babacan mı?  O muhteşem ‘’Çalışma Ziyareti ‘’ formülünü eğer kendisi bulmuşsa o da Anıtkabir’in önünden geçmesin..


Sayın Cumhurbaşkanı mı? Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı sıfatıyla Ahmedinejad’ı bu tavrından dolayı hiç karşılamasın, kabul etmesin.


 


2008 TUVALET YILI


Birleşmiş Milletler 2008 yılını Tuvalet Yılı ilan etmiş. Türkiye’de de öncelik Karadeniz’de olmak üzere tüm sahillere modern tuvaletler yapılacakmış.


Kısacası şunu demek istiyoruz; Sahillerimizin zaten içine ettik, bari bundan böyle kuralına göre ve usturuplu bir şekilde etmeye devam edelim.


 


SAĞ CEP-SOL CEP


Her hafta bir fıkra yazıyoruz ya, bu da fıkra gibi.


Anayasa Mahkemesi AK Partiyi kapatmadı, Ülke menfaatleri ve Demokrasi’nin geleceği adına doğrusu da buydu. Ancak hazineden alacağı yardımın yarısını kesti. Daha önce ödenmiş olan 23 Milyon YTL Maliye Bakanlığı tarafından geri tahsil edilecekmiş. Yani al sağ cebimden koy sol cebime.


 


MUHALEFET BİNDİĞİ DALI KESİYOR


Ya canı sıkılmış olmalı, ya da uzun süredir ekranlarda görünememektendir. Hani yüzüm unutulmasın diye düşünmüş de olabilir. Ya da Genel Başkanından kendisine bir şey kalmayınca oturup düşünüp bu muhteşem konuyu icat etmiştir.


Bu ülkede ülke, düzen ve iktidar adına eleştirilecek o kadar çok şey var ki, bir Eleştiri Ansiklopedisi bile hazırlanabilir. Hele son dönemde onlarca olay dururken kalkmış Genelkurmay başkanına alınan zırhlı otomobili eleştiriyor CHP grup başkan vekili ve milletvekilimiz. Sayın Kılıçdaroğlu; Bugüne kadar aldığınız tüm oyları Atatürk ve ilkelerini savunarak ve sahiplenerek aldınız, eğer Atatürk’e yaslanarak siyasetinize devam edecekseniz Laikliğin savunuculuğunun son kalesi olarak kalan Atatürk’ün askerlerini rahat bırakın. Yoksa son seçimde aldığınız oyları da ararsınız. Ve ben sizi kınıyorum.


 


 


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.