Gürsel Özgür

Gürsel Özgür

VAZİFE BAYRAĞI

Türk Milleti tarih boyunca yazı dili olarak; Göktürk ve Uygur alfabelerini, çok az da Süryani, Ermeni, Rum, Tibet ve Çin, Arap, Latin ve Slav yazısını kullanmıştır. Tarihçi İlber Ortaylı’ya göre Türkçeye en az uyumlu olan Arap harfleridir.
Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra Türk dili Farsça ve Arapçanın etkisinde kalarak oluşan Osmanlıca dili saray ve devlet kesiminde kullanılırken, bu gelişmeye uyum sağlayamayan halkın konuşma dili Türkçe olarak kalmıştır.
Mustafa Kemal Sakarya Savaşı öncesinde bile cehaletle mücadele etme kararlılığının bir göstergesi olarak 16 Temmuz 1921 tarihindeki Eğitim Kongresinde bu iradesini ortaya koyarak ‘’ Silahıyla olduğu gibi, dimağıyla da mücadele mecburiyetinde olan milletimizin, birincisinde gösterdiği kudreti, ikincisinde de göstereceğine hiç şüphem yoktur’’ diyecek ve önümüzdeki günlerin yol haritasını çizecektir.
Hiçbir konuyu detaylı araştırmadan, inanmadan asla uygulamaya koymayan Mustafa Kemal Latin harflerinin kabulü için de yeterli araştırma yapmak maksadı ile adım atar ve bu maksatla dil encümenini kurdurur. Encümenden aldığı bilgiler ışığında, ülke için faydalı gördüğü her fikrini anlatıp ikna ederek kabul ettirmeyi prensip edindiğinden 9 Ağustos 1928 tarihinde, başöğretmen olarak halkın onayını almak üzere yurt gezisine çıkar. 
Ağustos ve eylül aylarında gittiği köy meydanlarında, kahvehanelerde, sınıflarda, belediye binalarında eline beyaz tebeşiri alarak kara tahta üzerinde halka ders verir, usanmadan anlatır, ikna etmeye çalışır ve böylece adeta halkın nabzını elinde tutar. 
Nihayetinde 1 Kasım 1928 tarihinde Büyük Millet Meclisinin açış nutkunda ‘’ Hiçbir muzafferiyetin hatlarıyla kıyas kabul etmeyen bu muvaffakiyetin heyecanı içindeyiz. Vatandaşlarımızı cehaletten kurtaracak bir sahada muallimliğin vicdani hazzı, mevcudiyetimizi işba etmiştir(doyurmuştur) ‘’ diyerek halkla yaptığı görüşmelerin sonucunu anlatır ve iki gün sonra da Türk Harfleri hakkındaki kanun yürürlüğe konur.
Bu gelişme sonrasında kararı heyecanla bekleyen ‘’Memlekette mektepsiz tek bir çocuk bırakmayacağım’’ sözleri ile idealini açıklayan ve yeni Türk alfabesinin kabulünden hemen sonra tüm hazırlıklarını yapan, kendini de bu uğurda feda eden 35 yaşındaki Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Millet Mektepleri projesini gerçekleştirme fırsatını buluyordu. 
Ve özlenen olur, 1 Ocak 1929 yılında Millet Mektepleri kapılarını okuma-yazma bilmeyen yurttaşlara açar. Millet Mekteplerine kaydolan yarım milyon kişi işini gücünü bırakarak şevk ve heyecanla okuma-yazma seferberliğine katılır. Bu mekteplerde yaşları 16-45 arasındaki vatandaşa çoğunlukla akşamları ders verilir. Kaderin tecellisine bakın ki Millet Mekteplerinin mimarı olan Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey açılış günü apandisitinin patlaması nedeniyle hayatını kaybeder. 
Ertesi gün mezarı başında Başbakan İsmet Paşa (İnönü) şöyle der;  ’’İnkılâpçıların ölürken kalanlardan ve yeni yetişenlerden bir tek dileği vardır. Cansız bileklerinde sallanan vazife bayrağının kavranıp daha yüksekte dalgalandırılmasıdır.’’ Mustafa Necati’nin vazife bayrağı gerçekten yerde bırakılmayarak çalışma daha da hızlandırılacak ve okuma-yazma oranında %10’lardan 1935’te %20’lere ulaşılacaktı.
Millet Mektepleri içinde en fazla öğrencisi olan okul Galatasaray Lisesi olmuştur. Okulun iki büyük salonu bu konu için tahsis edilmişti. Başvuran sayısı fazla olunca öğrencilerin bir kısmının gelecek dönemde eğitim almasına karar verilmişti. İstanbul Valisi Muhittin Bey, Galatasaray Lisesinde dört dershanenin açılışını yaptıktan sonra kadınların dershanesini ziyaret eder ve burada ‘’Hanımlar, Harf İnkılâbında erkeklere siz önayak olmalısınız, muvaffakiyetinizi temenni ederim’’ der.
Millet Mekteplerinde görev alan öğretmenlerin idealist olmaları vazife aşkları ve millet sevdaları başarıyı beraberinde getirmiştir. Çorum’da Valinin eşi Saliha Adil Hanım bile mektebin birinde görev almıştır.
Konya Kız Öğretmen Okulunu bitiren İffet Ayas, şehirde görevlendirileceğini bildiren Milli Eğitim Müdürü’ne şiddetle itiraz etmiş, ‘’ Beni uzak bir köye tayin ediniz. O köyde kadınlara okuma-yazma kursu açabilmem için Muhtara emir veriniz’’ demiş ve isteği yerine getirilerek Konya’nın Zıvarak köyüne tayin edilmiş, okuma- yazma seferberliğinin gönüllü kahraman bir neferi olmuştur.
Millet Mektepleri yurdun her tarafında açılmış ve yoğun talep görmüştür. Trabzon’daki Millet Mekteplerinde de kadınlar, yeni yazıyı öğrenmek için vakitlerinin büyük bölümlerini bu işe ayırmışlardır.
Ancak, 1929 Dünya Ekonomik krizi dolayısıyla yaşanan ekonomik sorunlar, Millet Mekteplerine genel bütçeden ayrılan payın azalmasına sebep olur.  Vatandaşları okuryazar yapmak gayesiyle büyük ümitlerle açılan Millet Mektepleri, harf inkılâbını öğretme konusundaki görevini sekiz yıl sürdürdükten sonra önemini kısmen yitirse de 1940’ta hizmete girecek ve her alanda atılım yaratacak olan Köy Enstitülerinin kuruluşuna temel oluşturacaktır.
Bakan Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Müdürü İsmail Hakkı Tonguç 1938 yılından 1946 yılına kadar ilköğretim seferberliğinin mimarları olarak tarihe altın harflerle ismini yazdıracaktı.  Milletin refah ve mutluluğu için kendini adamış iki isim ülkenin eğitim politikası ve köy davası için oluşturacağı önce öğretmen okulu açılıp sonrasında köy enstitüsü olarak devam edecek ve önemli bir ivme ile ilerleyecek, gelişmeye büyük katkı sağlayacaklardı.
Köy Enstitüleri ile başarılmak istenen, kitlelerin eğitim düzeyini artırarak bilinç düzeyini yükseltmek, dolayısıyla halkın siyasi, ekonomik ve kültürel yaşama dair söylemlerinin olması ve aktif katılımının sağlanmasıydı, öyle de oldu. Kapatıldığı 1953 yılına kadar aydınlanma görevini eksiksiz yerine getiren ve demokrasinin gelişimine büyük katkı sağlayan içinde Beşikdüzü Köy Enstitüsünün de olduğu yapılanma ülkenin her alandaki kalkınmasına katkı sunmuş ve bu rol model yapı emperyalist güçleri rahatsız etmişti.  
Onlar topraksız köylünün ağaya, cahil tarikat üyelerinin Şeyhlerine bağlı olmasından hoşnuttular ve öyle sürmesini istiyorlardı. Kendini dünyanın hâkimi sanan şımarık Dış Sömürgecilerin bu açık niyetleri ve ahlaksız istekleri bu zamana kadar devam etmiştir, yerli işbirlikçi bulmakta zorlanmamaları da hep cesur olmalarına ve emellerini artırmalarına imkân tanıyordu.
‘’Dünyada her şey için,medeniyet için,başarı için en hakiki mürşit(yol gösterici) ilimdir,fendir.İlim ve fen dışında mürşit aramak gaflettir,cehalettir,dalalet(yoldan çıkma)’tir’’ diyen  Başöğretmen Atatürk eğitimin bilime dayanmasıyla anlam kazanacağını belirtmiş,bilimin ışığının karanlığı aydınlatacağına olan inancını vurgulamıştı. Emperyalist ülkelere dik durmanın şifresi bu sözdedir, alan olursa… 
 Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum