VE KADINLAR...

Gün geçmiyor ki bir kadın cinayeti haberiyle sarsılmayalım…

 

Ne zaman bir kadın cinayeti duysam, aklıma Nazım Hikmet gelir:

 

"Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen

 

ve soframızdaki yeri

 

öküzümüzden sonra gelen

 

ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız kadınlar..."

 

Toplumsal geriliklerimizin başında gelir kadına bakışımız..

 

Kadın- erkek eşitsizliği yaşantımızın ilk dakikalarında, taa  kundakta başlar

 

Erkek çocuğun kız çocuklarına üstünlüğü bebekken kazılır beyinlere, erkek çocuğun cinsel organıyla övünülür, kız çocuğununkinden utanılır…

 

Hadi oğlum göster amcalara!”

 

Erkek çocuklar için kışkırtılmış, kız çocukları için bastırılmış bir cinsellik söz konusudur orada...

 

Yaşantımıza geçer oradan, bilinçaltımıza yerleşir...

 

Atasözleriyle,  deyimlerle, hikayelerle gelişir, güçlenir...

 

Davranışlarımızı, düşünme kalıplarımızı belirler...

 

Erkek egemen toplumun; inançlarla, gelenekler, görenekler ve alışkanlıklarla desteklenmiş, yılların biriktirdiği kanlı, kirli bir tortusudur  kadına şiddet ve kadın cinayetleri…

 

Kızını dövmeyen dizini döver

 

Kızı serbest bırakırsan ya davulcuya, ya zurnacıya varır

 

Kızın var mı derdin var

 

Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin

 

Yukarıdaki deyimler, toplumumuza yerleşmiş, kökleşmiş, kadını gerekirse döverek yola getirilmesi gereken zavallı bir yaratık gibi gören bilinçaltımızın, günlük konuşmalarımıza  girmiş izdüşümleridir…

 

Kadınlar da,  çocukluklarından itibaren beyinlerinin kıvrımlarına işlenmiş bu ayrımcılığı, aşağılanmayı, yok sayılmayı, “kaderim” diyerek kabullenirler…

 

 

Duygu Asena, “Kadının Adı Yok” adlı kitabında toplumun genetiğine işlenmiş, kadını sosyal yaşamın dışında tutan, onu kimliksizleştiren olguları inceler… Bu öyle bir durumdur ki, kadının kimliksizleştirmesinin çoğu kez farkına bile varmayız…

 

Düğün davetiyelerini örnek verir:

 

“Mehmet Yılmaz ve eşi”, “Osman Kul ve eşi”…Gibi…

 

Çok normalmiş gelir bize değil mi?

 

Ama aslında burada kadını, erkeğinin eşi olmasından öte geçirmeyen, kadını önemsizleştirip yok sayan bilinçaltımız vardır ki, bu durumu hiç yadırgamayız bile…

 

Duygu Asena, Nazım’ın “Hiç yaşamamış gibi ölen” dizelerini somut örneklerle ete kemiğe büründürür kitabında…

 

Ülkemizi işgalden kurtaran ve cumhuriyeti kuran kadrolar, en az bağımsızlık kadar cehaleti yenip, uygar bir toplum yaratmanın mücadelesini verdiler…

 

Atatürk’ün kadınlara seçme ve seçilme hakkını birçok Avrupa ülkesinden önce vermesi, kadın-erkek eşitliğini, çağdaş ülke olmanın en önemli kriteri saymasından başka bir şey değildi aslında…

 

Marmara Üniversitesi’nden Prof.Dr. Firdevs Gümüşoğlu, üşenmemiş, oturmuş; 1928’den beri okullarımızda okutulan 1478 adet ders kitabını incelemiş…

 

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kadınlar, toplumsal yaşamın her alanına yönlendirilmeye çalışılmış, kadını sosyal yaşamın eşit üyeleri görme anlayışı ders kitaplarına yansımış…

 

Gümüşoğlu, 1945’ten itibaren bu durumun tersine döndüğünü, kadını  ev işleri ile uğraşan ve çocuk doğurmaktan başka bir işlevi yokmuş gibi gören anlayışın, ders kitaplarına da hakim olduğunu gözlemler…   

 

Yıllarca ülkemizde hüküm sürmüş, gerici, “muhafazakar”, sözde milliyetçi iktidarların,  Atatürk’ün ışık tuttuğu aydınlık yolu terk edip, cinsiyetçi, kadını ikinci sınıf insanmış gibi yaşamın dışında tutan, cinsel bir obje gibi gören anlayışlarının kucağımıza bıraktığı derin bir yaradır  kadın cinayetleri!..

 

Bir milletvekilinin, “90 yıllık reklam arası bitti” (Ne kadar acıdır ki bu milletvekili bir kadındı) sözleri, tam da Atatürk’ün hedefi ve özlemini ifade eden “muasır medeniyet seviyesine ulaşma” ülküsüne bir başkaldırış değildir de nedir?  

 

Kadın katliamlarının son yıllarda füze gibi yükselişinin başka bir açıklaması var mıdır?

 

Kadın çiçekmiş, kadınlar baş tacıymış, kadınlar her şeyimizmiş, kadınlar narinmiş, kadınlar incitilmezmiş..

 

Geçin bunları!..

 

Bunlar, kadını korunmaya muhtaç, zayıf, aciz, zavallı bir yaratık gibi gören anlayışımızın bir başka ifadesidir…

 

Yerin dibine batsın, kadını yalnız çocuk doğuran kuluçka makinesi gibi gören anlayışınız!

 

Birleşmiş Milletler'in, hazırladığı ve kadın cinayetlerinin dünyadaki dağılımını gösteren tabloyu bir yerlerden bulup, inceleyin...

 

Tabloyu önünüze koyun.

 

Akıldan, bilimden, uygarlıktan kopmuş ülkelerdeki kadın cinayetlerinin sayısına bakın! …   

 

Başınızı iki avucunuza alıp, düşünün.

 

Bir daha düşünün..

 

Kadın bireydir önce, erkekten ne bir eksik ne bir fazla..

 

Bu anlayış yerleşmeli önce toplumda...

 

Biliyorum işimiz zor

 

Yolumuz uzun…

 

Bunun için çabalamalı, bunun için mücadele etmeliyiz...

 

Bıkmadan, yorulmadan.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum