08.10.2021, 11:05

Vefa: Ulvi Güzellikleri Dünyaya Satmamak

Kur’an-ı Kerim’de vefa, “sözü yerine getirmek” (Bakara 2/40), “hak edene hak ettiğini vermek” (Hûd 11/15), “ölçüye-tartıya riayet etmek” (En’âm 6/152) ve “vefa göstermek” (Hac 22/29) manalarında kullanılmış, türevleriyle birlikte otuz beş defa zikredilmiştir. Sözlüklerde çok yönlü yapılan tanımlar, anlam dünyası oldukça geniş olan vefa kavramını birkaç yönüyle izah etmiştir. Bu yazımızda daha genel bir tablo çizilecek, vefa kavramı türlü tasvirlerle hülasa şekilde anlatılmaya çalışılacaktır.

Gönül ehli Celâleddîn-i Rûmî’nin dilinde vefanın tanımı şöyle yer etmiştir: “Vefa, arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır. Ötelerin sonsuz mükâfatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır.”

Vefa, dost anılınca yüreğin titremesidir. Kur’an’ın muhtelif âyetlerinde zikri geçtiği üzere gerçek dost Allah’tır (Şuarâ 28/28; Şûrâ 42/9, 31). Mümin, yaratıcısına karşı hakşinas, vefakâr kimsedir. Yaratıcının anılması ise hatırlanması gerekenlerin önce düşünülmesi sonrasında gereklerinin yerine getirilmesi anlamına gelir. Vefalı kul, asıl dostu yüce Allah’ın buyruklarını bilen şuurlu şahsiyettir…

Vefa, muhabbet bahçesinin nadide gülüdür. Bakımı elzem, hizmeti oldukça çetindir. Hizmeti itina ile yapılmamış vefa, çürümeye müsait bir çiçek gibidir. Ancak aksi olup her dem ihtimam ile budanarak özen gösterilen vefa, sahibinin gönlünü cennet bahçesi kılmak için yeterlidir. Böylelikle iklimi sevgi olan bu bahçenin rayihası etrafı saracak, vefasızlığın vefa addedildiği sadakatsiz çağda hercai gönüller vefa ile sükûn bulacak, huzura ereceklerdir…

Vefa, intikam ateşini yakmadan söndürmek, öfkeyi tutuşturmadan dindirmektir. Yanlışların üzerine doğrulukla gitmek, hatasızlığın mümkün olmadığını bilerek hemcinslerin kabahatlerini abartmadan görmezden gelmektir. Başkalarına hesap sormadan önce kendi noksanlıkları için nefsi hesaba çekmektir…

Vefa, hayatımızdan geçenleri hatırlama, yâd etme vesilesidir. Bir fincan kahvenin acı telvesinin tadı da, kırk yıl süren hatırı da vefa ile kıymetlidir. Hatırlamayanı önemseyip anmak, sonrasında şeytanî dürtülere gem vurup aramak, yüreğinde cennet taşıyan vefalı Müslümana yakışır bir meziyettir…

Vefa, yıkılması gerekenleri “la” ile kazıyıp temizlerken, illallah dedirtmeden yeniden inşa etmektir. Gönül kırmanın Kâbe’yi yıkmak ile aynı kefede değerlendirildiğini akıldan çıkarmadan tamir eylemek, imar ederken ara vermeden düzeltmektir. Kötülüklere vefa ile veda ederken, iyiliklere kavuşmanın heyecanını derinden hissetmektir...

Ne kadar manidardır ki, Allah Resûlünün bir adı da el-Vâfî’dir. Bu isim, sözünün eri olan, vefakâr, ahlaklı, erdem sahibi kimse anlamlarına gelir. Hz. Peygamber (s.a.s), muvazzaf kılındığı peygamberlik görevi içerisinde hak davaya vefa göstermiş, vefasız kimselere vefanın manasını izah etmiş, bivefa gönüllere vefa pınarından içmeye, vefa sofrasından yemeye davet etmiştir…

Allah Resûlünün insanlık ailesiyle buluşturduğu İlâhî kelamın Mâide sûresinde zikredilen husus, konumuzla yakından ilgilidir. Yüz yirmi âyetten müteşekkil bu sûrenin birinci âyetinde gelen ilk emir, sözlere vefa gösterilmesi üzerinedir. Bu gün İslam âlemi genel bir muayeneden geçirilse, her halde teşhisi koyulacak ilk hastalık, insanlar arasında artık izlerine dahi nadir rastlanan vefa konusu olacağı reddi mümkün olmayan bir hakikattir. Koca bir sûrenin böylesi önemli bir buyruk ile başlaması, insanoğlunun onur, şahsiyet ve haysiyetine yaratıcı tarafından ne kadar değer verildiğinin bir göstergesidir…

Saff sûresinde ise tutulmayacak sözler verilmesinin Allah katında büyük bir nefretle karşılandığı ifade edilir (Saff 61/2-3). Anlaşılan odur ki, sözlerin yerine getirilmemesi, beşeri münasebet hukukunu dahi aşmış, yüce Allah’ın öfkesini celb etmiştir. Yalnızca yüce Allah’ın nazarında değil, Allah Resûlünün (s.a.s) bir hadislerinde de konunun ehemmiyetine tüyleri ürpertecek derecede vurgu yapılmış ve şöyle buyrulmuştur: “Emanete riayeti olmayan kişinin imanı yoktur. Söz verip de sözünü yerine getirmeyen kimsenin dini yoktur.” (Ahmed b. Hanbel, “Müsned”, 12567)

Vefa bilincinden yoksun kimse, varlık gayesinden uzak durmuş, fıtratı deforme olmuş, şahsiyeti bozulmuş demektir. Bu insanın beşeri münasebet ahlakını görmezden geleceği tahmini zor değildir. O halde, hayatımızda vefayı görünür kılmak, erdemli bir toplumun yeniden ihyası için elzemdir. İradi eylemleri sonucu dünyada vefalı olmayanların vefat ettiklerinde ahirette cebren vefalı olacakları bilinmelidir. Evren sahnesinde vazifeli kılınmış her varlığın vefalı, görevlerini hakkıyla tatbike azmetmiş oldukları unutulmamalı, kâinat korosunda insanoğlu yerini almaya gayret etmelidir…

Hayat-ı fanide var olan vefanız, hayat-ı ebediyete muafiyetinize vesile olsun…

Yorumlar (0)
14
parçalı bulutlu
Namaz Vakti 27 Ekim 2021
İmsak 05:14
Güneş 06:39
Öğle 12:10
İkindi 15:03
Akşam 17:31
Yatsı 18:51