Yanal taraftardan mı kaçıyor?

Trabzonspor’da camianın ve taraftarın desteğini kaybeden teknik direktör Ersun Yanal, evinden tesislere, tesislerden de evine gidip geliyormuş. Yanal’ın, kaldığı sitede sabahları yürüyüş yaptığı ve daha sonra tesislere gittiğini söyleyen komşularından biri, ‘Hoca, Trabzon’a geldiği günden bugüne şehir merkezine pek gitmedi. Kimse ile doğru dürüst konuşmuyor. İnzivaya çekilmiş bir hali var. Morali de çok bozuk’ dedi.

ersun-yanal-002.jpg

Trabzonspor yöneticilerinden bir iki isimle muhatap olan Ersun Yanal’ın, önümüzdeki bir iki maçtan sonra Trabzon’dan ayrılıp ayrılmayacağına karar vereceği bildirildi. Başkan Usta’nın da Yanal’a iki- üç maçlık opsiyon verdiği söyleniyor. Yanal’ın ev ile tesisler arasında sıkışıp kalması taraftardan çekindiği yorumuna neden oluyor.

Karınca ezmez Ahmet!

karinca-ezmez.jpg

Trabzonspor asbaşkanı ve Yıldızlı’daki Medikal Park Hastanesi Başhekimi Dr. Ahmet Çubukçu, topu orta sahada gezdiren, hücumda ve defansta etkili olmayan futbolcuya benzetiliyor. Dr. Çubukçu’nun iyi bir hekim olduğunu belirten yakın bir arkadaşı, ‘Arkadaşımıza çokları karınca ezmez Ahmet, der. Ahmet, insanları idare etmesini çok iyi bilir. İnsanlarla ters düşmemeye çalışır. Başkan Usta’nın yanlışları karşısında bile sesini çıkarmaz’ iddiasında bulundu.

15 dakikası serbestmiş!

Trabzonspor’un başarıdan başarıya koştuğu sezonlarda takımın idmanları medyaya hatta taraftara bile açıktı. Taraftar maçlardan iki gün önce yapılan çift kale idman maçlarını bile seyrederdi. Bordo mavili kulüpteki bu gelenek son yıllarda askıya alındı. Ersun Yanal ile birlikte idmanlar değil taraftara medyaya bile kapatıldı. Bu uygulama büyük tepki çekmesine rağmen, Ersun Yanal kararında direndi. Yanal’a yönelik eleştirilerin dozu artınca bu sefer idmanların ilk onbeş dakikası medyaya açıldı. Medya, ilk onbeş dakikada oyuncuların koşusunu ve ısınmasını izleyecek. Gazetecilerin idmanları izlemesi, oyuncuların performansını gözlemlemesi, Ersun Yanal’a yönelik eleştirilerin dozunu da azaltır. Hatta işini kolaylaştırır. Oyuncular da gazetecilerin idmanları izlemesi nedeniyle daha tempolu çalışır. Ersun Yanal, anlaşılan oyuncuların daha iyi çalışmasını istemiyor!

Özkan Sümer görev mi bekliyor?

özkan-sümer.jpg

Geçenlerde gazeteci Adnan Sungur, Trabzonspor’da alt yapıdan üst yapıya, kulüp başkanlığına kadar hemen her görevi üstlenmiş olan Özkan Sümer ile bir röportaj yapmıştı. Adnan’ın röportajı kamuoyunda pek ses getirmedi ancak röportaj nedeniyle işine son verilmesi büyük tepki çekti. Adnan, sonuçta 50 yıldır Trabzonspor ile iç içe olan bir isimle, eski başkan, eski teknik direktör ile röportaj yaptı. Sümer’in söylediklerini beğenmeyebilirsiniz, Adnan’ın yorumunu eleştirebilirsiniz. Adnan Sungur ve röportajı veren Sümer, kimseye hakaret etmedi, suçlamadı yaşadıklarını ve düşüncelerini aktardı. Adnan’ın röportaj yayınlandıktan sonra işine son verilmesini doğru bulmuyoruz.

Spor kamuoyunda uzun bir süredir Özkan Sümer’in, Trabzonspor’a dönmek için uğraş verdiği söyleniyor. Sümer’in ekibinin ve bazı eski yöneticilerin İbrahim Hacıosmanoğlu’nun başkan seçildiği kongrede İHO’yu desteklemesi, son kongrede Muharrem Usta’dan yana tavır alması bu söylentilerin kaynağını oluşturdu.

Özkan Sümer, o gün bugün Trabzonspor’da tekrar çalışmak istiyorum veya istemiyorum şeklinde bir açıklama yapmadı. Sümer’in böyle bir açıklama yapmaması, Trabzonspor’da görev bekliyor tezini güçlendiriyor.

Özkan Sümer’in bu aşamada yapacağı iş, ‘Trabzonspor’da başkanlık dahil her kademesinde görev almış biri olarak Trabzonspor’da profesyonel olarak görevimi çoktan noktaladım. Yaptığım açıklamalar ve duruşum Trabzonspor’un daha iyi yönetilmesi içindir’ şeklinde bir açıklama yapmasıdır.

Özkan Sümer böyle bir açıklama yapsın, inanıyoruz ki arkasından üç beş kişi değil binler yürür!

30 Ağustos Resepsiyonu neden yapılmadı?

Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşunun mihenk taşı olan büyük taarruzun zaferle sonuçlanan tarihi olan 30 Ağustos 1922 tarihinin yıldönümleri büyük bir coşku ile kutlanırdı. Gündüzleri resmi geçitler, geceleri de; kentlerin, yerleşim yerlerinin meydanlarında şenlikler ve askerle, mülkü erkanın ve halkın buluştuğu resepsiyonlar yapılırdı.

30 Ağustos 1922 tarihi Türkiye’yi vatan kabul eden Türk milleti için var oluş tarihidir. 26 Ağustos’ta başlayan ve 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlanan büyük taarruz gerçekleşmeseydi, Türkiye en az beş parçaya bölünecekti veya İngiltere, ABD’nin uydusu olacaktı veya Suriye, Irak gibi bir ülke durumuna düşürülecekti.

30 Ağustos, kurtuluş savaşının finalidir. 30 Ağustos, Sevr anlaşmasının yırtılıp atıldığı tarihtir. O nedenle bu 30 Ağustos Türk Ulusu için yeniden doğuştur.

İşte bu doğuş, diriliş tarihini her daim yaşatmak ve yeni nesillere aktarmak mecburiyetindeyiz.

Ama ne yazık ki, Cumhuriyet ve kazanımlarıyla kavgalı olan, bu kazanımları yok etmenin peşinde olanlar 30 Ağustos ve diğer milli günleri sıradanlaştırmak için büyük gayret sarf ediyorlar.

Her yıl 30 Ağustos gecesi düzenlenen resepsiyonların, kutlamaların iptal edilmesinin perde arkasında, Cumhuriyet ile birlikte yaşatılan milli bayramların unutturulma ve gündemden kaldırılmasının yattığını düşünüyoruz. Kim ne yaparsa yapsın, bu milletin hafızasından ne milli günler ne de Cumhuriyet ve de kazanımları silinmez.

 

****

 

Muhafazakâr İslamcı kılıklı liberal bukalemunların düğünlerinin bazı özellikleri var. Gerçek bir ilahi çağrı olmadığı için bir türlü insanın içine sinmeyen bir Kuran tilavetiyle başlarlar. Sonra tuhaf bir şekilde suya sabuna dokunmayan amaçsız bir hitabet başlar. Bu hitabet gerçekte siyasi motivasyonlu olmasına rağmen renk vermemeye çalışır. Aslında düğün salonunun dışındaki hayatta var olan o zehirli politik dilin boş vitese alınmış halidir. Bunu doğru dürüst bir karakteri olmayan arabesk tınılı bir ilahi faslı izler. Efkârın nedeni belli değildir. Sanki ortada bunlara kafayı takmış öfkeli bir Tanrı var ve bu curcunabazlar bütün bu ucuz tantanalarla onun muhtemel gazabını yatıştırmaya çalışıyorlar. Ak Saray’ın bahçesindeki manzara da o hesap. Yalnız ben biraz muzip bir adamım ve Hulusi Akar Paşa’yı Bülent Ecevit'in bacanağıymış gibi gördüm. Tabi bu tablonun en trajikomik tarafı bir zamanlar AKP iktidarında dışişleri bakanlığı yapmış antisosyal miyop Ahmet Davutoğlu’nun sessiz haliydi. (Metin Kondel)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar