YARI ZAMANLI ÖMÜR

     Yaşamı ertelemek, biçimlemek, bize uygun zamanda, yeniden, ama kayıpsız sürdürmek ne güzel olurdu. Mekanik ya da elektronik bir aygıt gibi. Kendi isteğimize göre. Dokun gitsin, dokun dursun, geriye dön, durdur yaşa, eksikleri tamamla;  güzel yaşa, “oh ne ala ne ala”!

      Hangimiz on sekizinde, belki on beşinde yaşamak istediklerimizi doyasıya yaşayabildik. Yaşamadıklarını, yaşayamadıklarını yaşamış gibi anlatarak çokları “ÖDÜNLEME MEKANİZMASI”na başvurmadı mı?  İlk kıpırdanışa uzak durup, düşsel bakmadık mı? Önsezi ve öngörü eksikliği nedeniyle neler kaçırmadık ki! Tutabildik mi ellerini, yanaklarından da olsa öpebildik mi “RÜYASAL SEVİ“mizi? Bizim kuşak çoğunlukla “PLATONİK” takıldı. Bir sürü yapay “aman ne derler” takıntısı vardı. Çoğu sanal engeller yetmezmiş gibi bir de nedense üstüne üstlük otokontroller var ya, bıktıran… Yanı sıra,  yetişkin, daha ileri yaş ve düzeyde görünme, olma çabası…  Büyük ideallerin, büyük utkuların insanı olmak, olabilmek çabası; çoğu zaman boyumuzu aşsa da vazgeçemediğimiz, vazgeçilemeyen bir “TUTKU…”

    Daha küçük yaşlar da benzer değil mi sanki. Yeterince,  doyasıya çocukluğunu yaşamak çoklarımıza uzak olmadı mı? Yine çoklarının belleğinde “ahlar”,  “vahlar”, “keşkeler” yok mudur? Burada genellemeyi doğru bulmadığımı vurgulayarak, “ “harika çocukluk”, ilk gençlik ve yaşam sürenleri de anımsatmak isterim. Ama onların da yüreklerinde bir “UKTE” kalmıştır, diye düşünüyorum, geriye dönüp baktıklarında. Bunun böyle olduğunu kanıtlamak gibi bir derdim yok!  Benim duygu ve düşüncelerimin vazgeçilemez olduğunu da söyleyemem. Bir yönüyle öznel yaklaşım diyenler çıkacaktır elbette. Ancak ben genel sansürün yanında oto sansürün de kişi duygu ve düşüncelerini sunmada, açıklamada, yaşamada önemli bir etken olduğunu önemseyenlerdenim.  Sadece “ayıp”, “günah”,  “suç”, “sana yakışır mı” gibi gerekçeli engeller, engellemeler bile saymakla bitmez.

      Hadi bu çocukluk, ilk ergen ve gençlik dönemini bir yana koyalım. Yetişkinliğimizde ertelediğimiz, o ana, o zamana sığdıramadığımız davranış, eylem, etkinlik, duygu ve düşünce paylaşımı, uygulama-yaşama gibi olmazsa olmazımıza ne demeli!  Yürek, beyin ve fizyolojik dengeyi dikkate almadan, öngöremeden – kimimiz unutarak - ertelediklerimiz…

      Dünü, önceki zamanı yaşayamamak ne kötü be! Dost meclislerinde hep söylemişimdir; “yaşam iki kez olmalıdır” diye. – Yo yo, Tanrı’nın işine karışmak, birilerini incitmek peşinde değilim – Birincisi  “staj”, deneme-uygulama, beceri, yetenek, ilgilerinizin saptanması, geliştirilmesi. İkincisi mükemmeli arama, bulma, yakalama çabası, üretim ve yaratım süreci.  Bütün mesleklerde olduğu gibi askerlikte bile böyle değil mi? Yemin gününe, törenine kadar yapılanlar “suç” bile sayılmıyor.

    Yarın, önümüzdeki günlerde, daha doğrusu yakın zamanda yapmayı düşündüğümüz onlarca yapılamayan, gerçekleştirilemeyenler… Biraz da o anın öncelikleri belki; bizi aşan, elimizi kolumuzu bağlayan nedenler diyebiliriz. Çoğu özel, ekonomik de olabilir… Kültürel, siyasal, etik kaygılar da anlaşılabilir… Bunlara karşın olabileceklerden, yaşanabileceklerden söz ediyorum. Aynı zaman diliminde birden çok yaşam keyfine ulaşmak. Çocukları eğitip- öğretirken, sevmek, şarkı-türkü söylemek, gülmek, eğlenmek gibi. Gezmeye çıktığında, mola sırasında bir dörtlük, bir şiir kurgulamak, yazmak belki. İzlediğin bir filmin, okuduğun bir romanın, öykünün sevimli karakteriyle örtüşmek, çakışmak, buluşmak biraz. Kucaklaşmak isteyebileceğin bir ozana, bir yazara, düşünüre, oyuncuya, sanatçıya yakın olmak…

     Yitikleri toplamak olası olsa ömrümüzün yarısını doldurur diye düşünüyorum. O nedenle “yarı zamanlı ömür” yaşamayı bir an önce terk edip, tam zamanlı yaşama dönmeyi başta kendime olmak üzere, bütün dostlarıma, çocuk, genç, yaşlı demeden, “erken ya da çok geç artık”  demeden “şiddetle” ve “ivedilikle” öneriyorum. Bir çiçeği, bir çocuğu gördüğünüzde yüreğinizdeki “sevme” isteğinizi nasıl öteler, erteler, yok sayabilirsiniz. Bir alkışı, kutlamayı gerektiren bir başarıyı,  bir övgüyü,  sırasında yapmanın tadı, mutluluğu, değeri tartışılabilir mi?  Takımınız gol attığında sessiz kalıp, ertesi gün ya da daha sonra mutlu olur, sevinirim diyebilir misiniz?  O coşkuyu, o sevinci,  o kucaklaşmayı, o sevmeyi,  sevişmeyi ertelemek dostlarım, yaşamı ertelemek, “ıskalamak”  sizce  de çok büyük bir yitik –kayıp- değil mi?

                                                                                                -- Yarınlar güzel olacak -

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum