Gürsel Özgür

Gürsel Özgür

YAŞANABİLİR KENT(1)

Toplumsal hayatın zorunluluğu gereği ve karmaşanın olmaması için insanlar kurallarla dolu bir yaşamın içinde hayatlarını sürdürürler. Kuralların, zaman içinde zorlasa da toplumun huzurlu, mutlu, barış içerisinde ve kargaşadan uzak yaşaması kapsamında mutlaka zorunlu olduğu da kaçınılmaz bir gerekliliktir.

Bu kurallar çoğunlukla devlet otoritesi tarafından konur ve uygulaması denetlenirse de toplumun koyduğu kurallar manzumesi de azımsanamayacak kadardır. Devletin kuralları kanun hükmündeyken toplumun koyduğu kurallar ise yazılı olmamasına rağmen bağlayıcılık taşır ve bazen mahalle baskısı şeklinde tezahür eder.

Yaşanabilir kentin yani birlikte daha mutlu yaşayabilmenin şifrelerini çözmek çok zor değil. Aslında çözümden ziyade gözlemlemek şifrelerin çözümü için yeterli olur. Yeni bir keşif yapmanıza gerek kalmadan dünyadaki güzel uygulamaları kentinize getirmek.

Bu anlamda bakıldığında tartışma konularından olan ‘’çok gezen mi çok okuyan mı bilir’’ sorusunun cevabı da sanırım çok gezen olmalıdır. Çünkü çok gezenin görsel hafızası işin içine girdiğinden daha çok bilmesi doğaldır.

 Avrupa’nın değişik yerlerindeki kısa süreli gezilerimde hep gözleme alanımı öne çıkardım. Gözlemler sonucu tespit edilen güzel uygulamaların doku ile uymak kaydı ile yaşanan yere mümkün olduğu kadar kazandırılması gerektiğine inanıyorum.

Gözlemlerimdeki tespitlerimi ifade etmeden önce yaşanabilir kent yöneticisinde olması gereken bazı özelliklere dikkat çekmek isterim.

Yerel yöneticilerin yani belediye başkan ve meclis üyelerinin yaptıkları yurtdışı araştırma gezilerinin de bu yönüyle değerlendirilmesi çok önemlidir. Bu tür ziyaretlerden sonra kamuoyuna gezilen yerlerden edinilen kazanımlar açıklanmalı ve yalnızca turistik gezi olarak kalmamalıdır.

Kent yönetimi, özellikle kent yönetimi diye yazdım, zira demokrasiyi ağzından düşürmeyen toplumumuzun başkan takıntılı olduğunu unutmayalım, kentin her kesiminin olabildiğince karar mekanizmasına katılmasıyla olasılıklı olur.

‘’Sorarsak iş yapamayız’’ kolaycılığına kaçmadan yerel yönetim mutlaka olabildiğince geniş kitlelerin yapacağı faaliyet ile ilgili görüş ve önerilerini almalı, gerekirse ikna metodunu kullanmalıdır. Büyük projelerde halkın ve demokratik kitle örgütlerinin görüşü mutlaka alınmalıdır.

Kentsel dönüşüm uygulamalarında müteahhidin değil vatandaşın yanında yer alınmalı ve yerlerinden edilmeden, yerinde dönüşümle daha yaşanabilir bir çevreye kavuşmaları sağlanmalıdır.

Toplumun ihtiyacı olmayan ve üstüne üstelik kamuyu zarara uğratacak yatırımlardan kaçınılmalıdır.

Sermaye kesimi yerine kentin büyük kısmını oluşturan emekçilere, yoksullara, dezavantajlı kesimlerin gereksinimlerine yönelik politikalar üretilmelidir.

Kentin içinde yer alan doğal yaşamı olumsuz etkileyecek projelere izin verilmemelidir. Yeşil alanların korunması ve çoğaltılması sağlanmalı, içerisinde beton içeren hiçbir yapılaşmaya izin verilmemelidir.

Belediye çalışanlarının kadrolu, güvenceli istihdamı esas alınmalı, liyakatten asla taviz verilmemeli, siyasallaşan belediyecilikten ziyade iş üreten, icracı, kucaklayıcı yönetim tarzı benimsenmelidir.

Gelelim alandaki gözlemlerime, tabi çoğu konularda da özlemim oluyor, bizde de olsa diyorum.

 ‘’Demir ağlarla ördük biz bu yurdu’’diyen Atatürk, raylı sistemin önemini o zamanlardan, nerede ise bir asır önce kavramış ama ondan sonra nedense yeterince ilerleme kaydedememişiz. Birçok ülkede ulaşım ihtiyacı, ucuz, verimli ve yaygın kullanımla raylı sistemle çözülmüş.

Kişi başına düşen yeşil alan fazlasıyla var. Çimento ekonomisine mahkûm olan ülkemin TOKİ sayesinde betonlaşmasının bitmesini bir an hayal ve ümit ettim. Ama hayalim hiç gerçekleşmeyecek gibi. Çünkü hâlâ bile, Rize’nin İkizdere ilçesi İşkencedere Vadisi’nde halkın direnişi engellenerek taş ocağı için doğa katliamı sürüyor. Oysaki vatandaş çevre kanununun 30. maddesinde belirtilen ve görev olarak verilen ‘’çevreyi korumak her vatandaşın ödevidir ve hakkıdır’’ hükmüne sahip çıkarak sorumluluğunu yerine getirmeye çabalıyor. Takdir edileceğine tekdir edilmesi manidar değil mi?

Sağlıcakla kalın, saygılarımla… (Devamı haftaya)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum