Gürsel Özgür

Gürsel Özgür

YAŞANABİLİR KENT(2)

Geçen hafta yaşanabilir kent konusunda, Kent Yöneticisi ile ilgili olması gereken özellikleri yazmış ve yurtdışı gözlemlerime başlamıştım.

Ve gelelim yurt dışındaki gözlemlerime, tabi çoğu konularda da özlemim oluyor, cümlesiyle bazılarını sıralamıştım, diğerlerini bu haftaya bırakmak zorunda kaldım, sayfa yetmemişti… Devam edeyim.

-Cadde, sokaklar ve sokak araları tertemiz. Tabi ki bu başarıda yerel yönetimle birlikte bireysel bilincin olduğu da inkâr edilemez bir gerçek. Sorumluluk sahibi birey olmanın idraki ile sokak ve caddeleri kirletmiyorlar. Ülkemizdeki; herhangi bir şeyi yedikten sonra çöpünü sokağa atan, arabanın camından mandalina kabuklarını yola atan insan manzaraları gözümüzün önüne gelince üzülmeden edemiyoruz. Eğitimi yazboz tahtasına çevirmektense bu konulara kafa yormalı ve çağdaş uygulamalarla eğitimin kalitesini artırarak evrensel değerler yakalanmalıdır.

-Eski şehirlerde yeni bina yok denecek kadar az, binaların tarihi dokusu korunmuş, dış cephe boyaları canlı ve çok renkli olarak düzenlenmiş. Kahverengi, gri, siyah renkleri tercih eden Müteahhitlerimiz mutlaka yurtdışı örnekleri görmeli veya yerel yöneticiler bina renklerini bir kişinin keyfine bırakmayarak belediye içinde İmar Müdürlüğünde oluşturduğu ‘’dış cephe renk değerlendirme biriminde’’ konu çözümlenmelidir. Şehrin görselliği, bir veya birkaç Müteahhidin tercihine değil, sanatçılar, mimarlar, çevrecilerin de içinde bulunduğu birimlere bırakılmalıdır.

-Araba bizde maalesef sosyal statü göstergesi olarak algılanır. Orada böyle bir yanlış algı olmadığı gibi hayatın her alanına hâkim olan ihtiyacı yeteri kadar karşılamak ve kullanışlı olması fikrinden hareket edildiğinden küçük arabalar tercih edilmiş. Yani gösteriş olsun diye Jeep alıp tüp taktıranlar yok. İhtiyacı kadar prensibi hayatın her alanına egemen olmuş. Aynı düşünce yapısıyla, mobilet kullanımı çok yaygın ve açık mobilet otoparkları var.

-Sanata verilen önemin de göstergesi olarak şehir adeta açık hava müzesi gibi duruyor. Tuvaletlerinde bile tablo var. Heykeller her alandalar ve bulundukları yerlere ayrı bir güzellik ve anlam katmışlar.

-Bizde ‘’kırmızıçizgimiz’’ diye yeni başlayan çalışma başarılı olamadı maalesef. "Öncelik hayatın, öncelik yayanın" sözleri ile başlayan trafikte yaya önceliği seferberliği yeni bir uygulamayla devam ediyor. Işıksız yaya geçitlerindeki orta şeritler sembolik olarak kırmızıya boyanacak. Böylece sürücülere ''Yaya önceliği kırmızı çizgimizdir'' mesajı verilecekti. Onlarda öyle kırmızıçizgi yok ama yaya geçidine adımınızı attığınızda arabalar zınk diye hemen duruyor. Yani geçiş önceliği yayalara verilmiş. Peki, bizde nasıl, yaya geçidine gelir, beklersiniz, araba yoksa geçersiniz, varsa ve beklemezseniz ezilirsiniz. O zaman yaya geçidini simgeleyen çizgilere ne gerek var. Biz bu kuralı uygulamaya kalkarsak Allah korusun koronadan daha çok ölümler olur yaya geçidinde…

-Sokaklarda başıboş kedi ve köpek yok denecek kadar az. Ama neredeyse her evde evcil hayvan var. Ya barınaklarda ya evlerdeler.  

-İnsanlar gergin değiller, yardımseverler, yardım edebilmek için çaba sarf ediyorlar. Bizde de yardımseverlik ve misafirperverliğin hala önemli karakteristik özelliğimiz olduğu da bir gerçektir.

-İtfaiye ve ambulans sesleri hariç olmak üzere, korna, klakson sesi gibi gürültü yok denecek kadar az. Kırmızı ışıkta beklerken sarı ışığı görür görmez arkadan kornaya basan bizim tahammülsüz şoförleri düşününce…

-Denizle şehir kucaklaşmış gibiydi. Deniz kenarının insanı rahatlatmasına neden olan özelliği korunduğundan, insanlar yürüyerek rahatça ulaşıyor, sahilde keyifle geziyorlar. Karadeniz sahil yolundan sonra ‘’vah benim denize sırtını dönmüş Trabzon’um vah ‘’diyorum.

-Çok yaşlı insan var ama yaşamın içinde olduklarından sanırım, sağlıklı görünen fazlaca insan gördüm. Dikkatimi çektiğine göre oldukça yaşlı ve fazla idiler. Sırrı sanırım gergin yaşamamaları.

-Kültürün oluşması çok uzun yıllara yayılıyor. Eğitim, gelenek ve görenekler, aile terbiyesi, okul müfredatı gibi konular doğru alınır ve kullanılırsa nitelikli ve takdir edilen bir kültür oluşuyor.

Bütün bunlarda asıl olan yaratılan her şeyin sevilmesi ve sahiplenilmesidir. İnsana saygı ve sevgi, hayvan hakları, doğanın korunması, sanat ve sanatçıya saygı duyularak sahiplenilmesi, yurttaş olgusunun kabullenilmesi, özgür, eşit sosyal adalet ve laik bir düzen ile kardeşçe yaşamayı başaran toplumlar çağdaş ve insanca yaşam hakkına kavuşabiliyorlar.

Biz de aslında fazlası ile var olan bu özelliklerin öne çıkarılarak yaşanabilir kentler sıralamasında kıskanılacak yerlerde olmamamız için hiçbir neden yok…

Sağlıcakla kalın, saygılarımla

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.