YAŞASIN BÜYÜK TÜRK ULUSU

Bugün Trabzon basınının duayenlerinden Hikmet Aksoy abimizin, geçen yıl Erzurum Kongresinin 100. Yıldönümü nedeniyle kaleme aldığı yazısını köşemize aldık. İşte Hikmet Aksoy, abimizin ‘Yaşasın Büyük Türk Ulusu’ başlıklı yazısı;

‘Tam da bugünlerdi...

1919 yılı Temmuz ayı...

Erzurum'da Cumhuriyet'i giden yolda ilk adım olan "Erzurum Kongresi"nin toplanma hazırlıkları yapılıyordu.

Öncesinde Gazi Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkmış...

Ulusun gözündeki azim ve heyecanı görmüş...

Bir süre Havza'da dinlendikten, etraftan gelecek haberleri bekledikten sonra, kararını vermişti.

Amasya'ya geçip burada tarihe geçen ve artık dönüşü olmayan "Amasya Kararı"nı/Tamimini tüm dünyaya ilan etmişti.

Şimdi "Ulusal Birliği"ni sağlayacak "Erzurum Kongresi"ni toplamak vardı azminde...

Ardından "Sivas Kongresi" gelecekti.

Ve 27 Aralık 1919'da Ankara'ya geldiğinde ulus, bu kahraman/yürekli Gazi'nin etrafında halkalanmıştı.

Yürekler "Ulusal Kurtuluş" için atıyordu.

O dönemde Anadolu'da oluşan ulusal heyecana karşılık "İstanbul Hükümeti" yani "Saltanat" İzmir'in Yunanlılarca işgaline ses çıkaramıyordu.

Ardından 16 Mart 1920'de "Batılı Sömürgeciler" İstanbul'u işgal ettiler.

11 Nisan 1920'de işgalciler "Osmanlı Meclisi Mebusanı"nı basıp dağıttılar, birçok mebusu/milletvekilini Malta Adasına sürgüne gönderdiler.

Kaçabilen milletvekillerinden kimileri ise; 12 gün sonra 23 Nisan 1920'de Ankara'da açılış yapılacak ve ulusun kalbinin atacağı BM'de "ulusal heyecan"a katıldılar.

Böyle bir ortamda hala padişahçılar ve çevresi vardı.

O dönemde gelişmeden haberi olmayan, haberdar edilmeyen halka sorulsa yine de umut kapısı olarak;

"- Padişahım çok yaşa!.." diyecekti.

Geleceği yorumlayamayan bir kısım, bir grup insanın ulusal irade gücü gelişmemişti çünkü.

İşte o padişah, halkın "ulusal heyecanı"na katılmadı, Dolmabahçe Sarayı'ndan gizlice çıkıp İngiliz zırhlısına sığınıp Osmanlı ülkesini, ulusunu terk etti.

Yani, böyleleri "Ulusal Birlik"ten uzak durdular.

***

Doksanbeş yıllık bir parlamento deneyimi yaşamış bir ulusuz.

Şimdi "yeni bir dönem başlıyor."

İyi-kötü her şey arkada kalması gerekiyor.

Bunu yapabiliyor muyuz?

Kimse çıkıp da bundan böyle, "Tek Parti Dönemi", "Camileri depo yaptılar...", "Kur'anı okutmadılar..." CEHAPE..." gibi maziden yalanlar üretip ulusa karşı kendini "sütten çıkmış ak kaşık" göstermeye kalkmasın artık.

Derdimiz, -ama en başta siyasetçiler- ulusal birlik içinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi "Yaşasın Türk Ulusu!.." diye haykırmak durumundayız bugün...

Kardeşçe bir bütünlüklükle...

Bulunduğumuz durum bunu gerektiriyor.

Batılı sömürgeciler birbirimize düşmemizi bekliyor.’

yaşasin(alta).jpg

Erzurum Kongresi'ne "Büyükliman (Vakfıkebir) Delegesi olarak katılan, Kongre tutanakları yazmanı/katibi 'Kellecizade' Abdullah Hasip Ataman Bey'in 1965 yılında çektiğim fotoğrafı...

 

***

 

Gazlı Uçan Balonlar!

İnşaat Mühendisi Uğur Özkurt’tan önceki gece geç saatlerde telefonumuza, ‘Hasan bey iyi geceler

uygun olursa gazetenizde bir köşe verin şahsıma. Ve ilkyazım şu olabilir. Değerlendirirseniz, sevinirim’ şeklinde bir mesaj geldi.

Gazete de yazmak isteyene köşe de veririz, sayfa da! Bunda bir sorun yok.  Şartımız; belden aşağı atmamak, insanların kişilik haklarını rencide etmemek, bizi mahkemeye düşürmemek, basın meslek ilkeleri doğrultusunda kalem oynatmak. Tarihsel ve mesleki yazılarda ise sınırlama yok. Ve ayrıca gazetedeki köşeler kişilerin değil toplumun malı olduğu da unutulmamalı.

Uğur Özkurt’un ‘Gazlı Uçan Balonlar!’ başlıklı yazısı şöyle;

Kimisi gazla çalışır, kimisi uçan balonla!

Kimler mi tabi ki siyasiler ve siyasi hizmetkarlar!

Elbet de siyasiler bulundukları yere, mevkiye gelene kadar bedel ödüyorlar!

Nasıl mı? Kimisi kişiliğinden, kimisi ideallerinden, kimisi geçmişinde , kimisi renginden!

Bununda bir karşılığı olmalı; karşılığını alan alıyor, makam, mevki sahibi oluyor, ya hizmeti millete yada kendine yapıyor. Karşılığında takdir ediliyorlar ya da edilmiyorlar!

Ödenen bedelin karşılığını hiç alamayan işte onlar gazla çalışanı ya da uçan balonla yürüyeni var!

Gazla çalışanlar; Reis sen varsan bu siyaset yapılır dedin mi... Tamam gaz verdin, liyakat, miyakat, ehli, mehli hikaye, tek o, adamda o, satan da o!

En güzeli eline uçan balon alan siyasete hizmetkarlar!

Onlar iş bitiriciler,  düzen sağlayıcılar, her devrin adamı olanlar!

Dönüp baktığımda; kimisi gaz beklemiş, kimisi uçan balon!

Siyasette üç tür ödenen bedel karşılanıyor.

İlki hakkı olanın hakkı karşılanır sonra yanlışı varsa ya elenir ya da bitirilir.

İkincisi hakkı da olsa karşılanmaz o hep umut ettirilir.

Üçüncüsü; en şanslısı o. Çünkü o başkalarının isteğiyle bir yerlere gelen bedelsiz bedeller. Onlar şanslı dedik ya!

 içten gelen geçmişimin analizi!

 

***

 

Kazdağları Yunan mitolojisinin efsanevi dağlarından İda Dağlarıdır; başta Zeus olmak üzere Yunan tanrılarının kaçamak yaptığı, aşklarını yaşadığı, tanrıçalar Hera, Athena ve Afrodit'in yarıştığı dünyanın ilk güzellik yarışmasının yapıldığı dağdır, Truva'nın sonunu getiren mitolojik yakışıklı prensi Paris'in yetiştiği dağlardır, sözlü Türk edebiyatının en güzellerinden Sarıkız efsanesinin dağlarıdır, florası, faunası, endemik bitkileriyle dünyanın en güzel dağlarından biridir, Avrupa'da oksijenin en bol olduğu dünyanın doğal, kültürel mirasıdır öyle güzel olan her şeye düşman olan dincilere ve onların yok etme üzerine kurulu siyasetine kurban edilemez. (Metin Yılmaz)

Önceki ve Sonraki Yazılar