YERİN KULAĞI

İnce ince Yasemince!

CHP’nin Cumhurbaşkanı ve genel başkan adayı Muharrem İnce’nin basın toplantısını takip ederken TV’lerde yıllar önceki ‘İnce ince Yasemince’ dizisini hatırladım. Vatandaşı TV ekranlarına kilitleyen dizi, skeçlerle haşlama ve taşlamalarla büyük sükse yapmıştı… İnce ince Yasemince ve daha sonra Yasemince adını alan dizi reyting rekorlarını alt üst etmişti… Muharrem İnce’nin son dönemlerdeki siyasi hamleleri, ‘İnce ince Yasemince’yi hatırlatıyor!

Muharrem İnce, öğretmendi… Siyasete atıldı. Ağzı laf yapıyordu. Partinin genel başkanlığına soyundu, kaybetti. Cumhurbaşkanı adayı oldu, yüzde 30 oy aldı, havalara girdi. Partinin oyunu yüzde 22-23’lerden yüzde 30’lara çıkardım, dedi. Yarıştığı Erdoğan ise yüzde 52 ile ipi göğüsledi.

Muharrem İnce, Cumhurbaşkanı adayı olunca vekillikten de oldu.

CHP’nin son kongresinde esamesi okunmadı.

Sonra, parti kuracağı, harekat başlatacağı yazıldı çizildi.

Muharrem İnce, işin ilginç yanı iktidarın kontrolündeki medyada yer buldu. Açık oturumlarda tartışıldı… Pompalandı, şişirildi… Ve dün de bir basın toplantısı düzenleyerek, şimdiden cumhurbaşkanı adayı olduğu ilan etti, Anadolu’yu arşınlayacağını, yürüyüşe 4 Eylül’de Sivas’tan başlayacağını açıkladı.

Muharrem İnce’nin, bildiği ama söylemediği gerçek, yüzde 30’larla 40’larla 49.99’larla seçim kazanılmayacağıdır. CHP’nin oyu yüzde 30 değil 40 olsa, ne yazar! Önemli olan yüzde 50.01’i yakalamak.

Bu oran nasıl elde edilir, bugünkü sistemle ancak ittifakla…

Peki, Muharrem İnce, ittifakla yüzde 50.01’i elde eder mi?

Bize göre mümkün değil. Çünkü İYİ Parti’den oy alamaz. Hatta MHP, HDP’ye ve de AKP’ye oy verenlerden de hava alır!

Yüzde 50.01’i yakalamak için ittifaka mecbursun. Burada, yüzde 49 oyla yüzde 1.5’luk oyun aslında çok da farkı yok, hatta yüzde 1.5, yüzde 49’dan bile yeri geldiğinde büyüktür.

Diğer yandan CHP ve millet ittifakının yerel seçimdeki başarısı var.

İstanbul’da Ekrem İmamoğlu, Ankara’da Mansur Yavaş, yüzde 50’nin üzerinde oy aldı. Adaylık, seçimde alınan oyla ölçülüyorsa Ekrem İmamoğlu, Türkiye’nin hemen her kentini barındıran İstanbul’dan yüzde 54.21 oy aldı. Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanlığı seçiminde aldığı oyun neredeyse iki katını!.. Ki, İnce Cumhurbaşkanlığı seçiminde İstanbul’dan yüzde 30 oy almıştı!

Muharrem İnce, Türkiye’yi değil dünyayı 7 kez dolaşsa 2023 seçimlerinde millet ittifakının adayı olma şansı yok. Bireysel olarak 100 bin imza toplayıp aday olsa alacağı oy en fazla 10 bin olur!

2023’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Millet İttifakının adayı, ya İmamoğlu’dur ya da Meral Akşener... Muharrem İnce, aslında bunu görüyor veya tahmin ediyor. Ancak, Ekrem İmamoğlu aday gösterilmezse ilk turda en fazla oyu ben alırım ve Erdoğan’ın karşısına millet ittifakının adayı olarak çıkarım hesabı yapıyor.

Bu hesap tutar mı? Tutmaz…

Tutmadığını önümüzdeki aylarda İnce’de açık ve net olarak görecektir.

Hasan KURT

********************

Sanırım koronavirüs konusunda daha önce yazdıklarım yanlış anlaşıldı.

Ben koronavirüs yoktur, pandemiye karşı tedbir almak gerekmez, insanları öldürmez şeklinde bir şey demedim.

Bilâkis koronavirüs de diğer binlerce virüs türü gibi vardır ve tehlikelidir, dedim.

Hiç öyle komplocu bir yaklaşımla vakıaya izahat getirmek niyetinde de değilim.

Koronavirüs konusunda söylediğim şey gayet sarihtir ve şu anda dünyada var olan sistemle alakalı bir şey.

Ben koronavirüs konusunda dünyada estirilen fırtınanın aynı enstrümanlarla bambaşka bir organizma hakkında da estirilebilecek bir propaganda olduğuna inanmıyorum, bunu her şeyiyle net görüyorum.

Onun için koronavirüs mevzusu modern tıbbın küreselcilerce istismar edildiği özünde siyasî ve sosyal bir kampanyadır.

İnsanlara zorla maske taktırarak onlara başınızdaki küreselci diktatörlere ''İtiraz etmeyin, susun ve nefes almayın! Demokrasi denilen saçmalığı da unutun.'' diyorlar.

İnsanlara sağlık konusunda talimat üstüne talimat yağdırmak, onları ölümle korkutmak, onlara bir halta yaramayacak maske taktırmak, onların sosyal hayatların karışmak... İşte küreselcilerin tam da istediği buydu. İnsanları ölümle tehdit ederek onların düşüncelerine, davranışlarına, yaşam biçimlerine yön vermek.

Bunu daha önce sinema, moda, ekonomi, kültür gibi modern toplumun birçok enstrümanını kullanarak yapıyorlardı. Şimdi sadece tıbbı kullanarak yapıyorlar.

Koronavirüs pandemisi henüz işin başlangıcı. Dünyayı rahat bırakmayacaklar. Bu öjenik hareket dünyayı insanlara zehir edene kadar sürüp gidecek.

Hiç aklınız alıyor mu, Irak'ta 1.5 milyon Müslüman'ı gözünü kırpmadan öldüren, Suriye iç savaşında 1 milyon insanı çetelere katlettiren Amerika ve onun etrafındaki küreselciler sizin sağlığınızı düşündükleri için seferber olmuşlar. Bunu aklınız alıyorsa mesele yok!

(Metin Kondel)

 

******************

FARK BURADA!

1970'ler başında ekonomik gelişmişliğimiz İtalya ile eşitti.

1980'ler başında ekonomik gelişmişliğimiz Çin ile eşitti.

“Ya bugün” diye sormayacağım!

***

Yıl, 1950. Demokrat Parti/ Bayar-Menderes iktidara geldi.

Mao, o yıllar yüzde 7 büyümeyle Çin'i geliştirmeyi sürdürürken; Atatürk döneminde yüzde 7.8 büyümeyle atılımlar yapılan, İkinci Dünya Savaşı'na rağmen siyasi-ekonomik istikrara kavuşan Türkiye'de DP iktidarda kaldığı on yılda ne yaptı:

Kamu geliri/GSMH; CHP'nin iktidarı bıraktığı 1950'de 16.1 iken,

DP iktidarı sonunda 1960'da 12.9'a düştü.

Kamu açığı/GSMH; 1950'de 1.5 iken,

1960'da 2.7'ye çıktı.

Ekonomik büyüme 1950'de 9.4 iken,

1960'de 3.4'e düştü.

Enflasyon 1950'de (eksi) -4.3 iken,

1960'da 7.4'e fırladı.

Bugün DP iktidarı deyince çok insanımızın aklına ne geliyor:

-“Türkçe ezanı kaldırdı.”

-“ABD safında Çin'e karşı Kore Savaşı'na katıldık.”

Başka? Başka yok…

Ne diyor Erdoğan, “biz Menderes'in yolundan gidiyoruz.” Haklı!

Hali pür melalimiz benzer!

Gerçekçi olmayan popülist ekonomik politikalar Türkiye'yi yine duvara toslattı. 18 yıllık “Ilımlı İslam” iktidarının ülkeyi getirdiği yer burası; siyasi – ekonomik bedeller ödemeye devam edeceğiz.

Tek gündemimiz kültür meseleleri üzerinden ağız dalaşı yapmak!

En kötüsü iktidar hâlâ çöküşe fantastik mazeret arıyor:

Yok “üst akıl”, yok “modernizm”, yok “hilafet”, yok “Arapça”, yok bilmem ne laf salatası!

(Soner Yalçın)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.