YERİN KULAĞI

Tarihimizi bilmemek ve Sümela’daki ayin!

Maçka Sümela Manastırı’nda, manastırın yapılışından 1923 yılına, yani mübadeleye kadar ayin yapılırdı. Roma, Trabzon İmparatorluğu (Komnenler) ve Osmanlı döneminde aksatılmadan sürdürülen ayinler, 1923 yılında sonlanmıştı. Bunun nedeni, mübadele ile bölgedeki Hıristiyanların göç etmesi idi. Aslında bu tür ayinler Hıristiyanlık öncesinde, Pagan döneminde de vardı. Boztepe’deki Kızlar Manastırı, manastır olmadan önce Pagan tapınağı idi. Orada da ayinler yapılırdı.

Dün Maçka Sümela’daki ayin devam ederken, sosyal medyada “Roma’nın ve Osmanlı’nın asırlarca koruduğu Sümela'da ayine karşı çıkmak, tarihimizi bilmemektir” şeklinde bir paylaşımda bulundum.

Bu paylaşımı yapmamın nedeni, Sümela’daki ayine, milliyetçilik ve muhafazakarlık ekseninde karşı çıkanları uyarmak ve tarihimizi okumalarını önermekti.

Paylaşımıma ilk tepki, İmam Hatip Lisesi mezunu, eğitimci ve restoran işletmecisi Mustafa Çolak’tan geldi.

Çolak;

“Ey Hasan Kurt...!

Roma’ya, Bizans’a, Hıristiyanlığa, Kiliseye, Papaza, Papaz’ın bağına, Papaz’ın su kuyusuna gösterdiğin hassasiyet kadar Endülüs Emevilerine, Selçuklu’ya, Osmanlı’ya, camiye, medreseye, imama da göstermeni beklerim. Bu hassasiyetlerin sende olduğunu bilirim. İsteğim diğerleri gibi bunları da kaleme alıp, kamuoyuna paylaşmanızı beklerim.” dedi.

Ardından İYİ Parti Belediye Meclis Üyesi Davut Çakıroğlu;

“Sümela’ya karşı çıkmadım, yazı ortada. 15 Ağustos’ta Trabzon’un Fethi olan günde ayine verilen izne karşı çıktım. Hasan abi o kadar tarih bilirim. Ne dediğimi anlamamış olman imkansız” dedi ve sosyal medyada paylaştığı, bazı internet siteleri ile gazetelerin haber olarak verdiği, ‘OYUNA GELMEYELİM...!’ başlıklı yazısını ekledi.

Çakıroğlu’nun yazısı şöyle;

“15 Ağustos 1461, hepimizin malumu Trabzon'un Fatih Sultan Mehmet tarafından fetih tarihidir.

Tarihidir derken tarih vurgusunu bir kez daha betimlemek istiyorum.

Fatih'in fethettiği, Yavuz Sultan Selim’in yönettiği, Kanuni Sultan Süleyman’ın doğduğu kadim şehir, tarih ve hatıra kokan şehir vurgusunu il erkanının yaptığı bütün toplantılarda duyarız.

Peki hiç düşündünüz mü Yunan basını ve destekçileri 15 Ağustos'u nasıl görür?

Evet... Trabzon'un işgali olarak görürler, Trabzon’un düştüğü gün olarak görürler. Matem günü görürler.

Trabzon fethedilmeden İstanbul fethedilmiş olmaz diyen bir Fatih’in ya da defaatle Trabzon’a verdiği değeri vurgulayan Mustafa Kemal Atatürk'ün şehrini yönetenler bilerek, bilmeyerek büyük bir handikaba imza atmışlardır.

Hepimizin malumu 5 yıldır kapalı olan Sümela Manastırı için Trabzon Valiliği bir ayin izni verdi bu yıl.

Bu izin verilmeli ya da verilmemeli boyutunda değilim.

Esasen buraların bir inanç kitlesi tarafından dini amaçla ziyarete açılmasında da bir beis görmüyorum.

Fakat Sn. Vali Bey nazarında izni verenlere sormak istiyorum…

Neden 15 Ağustos..?

Bu tarih belli ki bilinçli talep ediliyor!

Peki bu izni verenlerin tarih bilinci nerede?

Trabzon’un fethedildiği gün Sümela Manastırında ayin düzenlenmesine izin vermek en basit ifadeyle tarihe ihanettir.

Bu noktalarda ili veya ülkeyi yönetenlerin daha hassas olması gerektiğini bir kez daha vurgulamak isterim.

Tarihi binalara, tarihi alanlara verilen zarar, bu yapıların uğradığı tahribat malesef tarihi günlerde de karşımıza çıkıyor.

Daha hassas olunması gerektiğini ve bilinçli şekilde yapılan bu hesaplara mahal verilmemesi gerektiğini belirtmeyi tarihe ve ulu geçmişime bir borç olarak addettim.”

Davut Çakıroğlu’nun bu yazısı üzerine ben de şunları yazdım;

“Sayın Çakıroğlu, Trabzon'un fetih tarihi üç-beş yıl öncesine kadar 26 Ekim'di. Trabzon'un fetih kutlaması, tarihte ilk kez 26 Ekim 1961 tarihinde Trabzon Belediyesinin öncülüğünde gerçekleştirildi. Babamın amcasının oğlu, temsili olarak beyaz at üzerinde Zağnos'ta, Ortahisar’da tur attı. Daha sonra tarihçilerimiz, tarihe meraklılar, yabancı kaynaklardan fetih tarihini irdelediler ve 15 Ağustos olduğuna karar verdiler. Ki, ben de yıllar önce 15 Ağustos olduğunu ısrarla savunanlardanım. Sümela, Roma İmparatorluğunun Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesinden sonra yapıldı. Roma döneminden Trabzon İmparatorluğu dönemine kadar, Hıristiyanlığı yayan din adamları, keşişler vs. yetiştirdi. Bölgede ayrıca çok sayıda manastır ve kilise yapıldı. Özellikle Trabzon İmparatorluğu döneminde İmparatorluk sınırları içerisinde yüzlerce kilise inşa edildi. Fatih, Trabzon'u fethettikten sonra, Sümela'ya, diğer manastırlara, çok sayıda kiliseye dokunmadı ve fermanla koruma altına aldı. Fatih'in camiye çevirmediği ve vakfiyesine almadığı kiliselerden biri de Ayasofya'dır. 15 Ağustos tarihi, Trabzon'un fethi olmasının yanı sıra Hıristiyanlarca hatta Yahudilerce özel bir gündür. Yahudiler 15 Ağustos’u hasat bayramı olarak kutlarlar. Ortodoks Hıristiyanlar hatta Katolikler, 15 Ağustos'ta Meryem'in göğe yükselmesi için ayin, bayram yaparlar. Bu gün tatildir. Türkiye'de mesela Selçuk'ta, Mersin'de vs. kutlama yapılır. Osmanlı döneminde, 1923 yılına kadar bu gelenek devam etti. Mübadele sonrası bölgede Hıristiyan kalmadığı için ayin falan yapılmadı. Ta ki, 2010 yılına kadar. Sümela'da restorasyon yapılmaya başlanınca, 5 yıl ayin yapılmadı. Bu yıl tekrar başladı. Sümela'da ayine izin vermeyi ihanet olarak değerlendirmek yanlıştır. AKP hükümeti bu konuda doğru olanı yapmıştır. Bu olayı, ihanet olarak değerlendirmek de çok yanlıştır.”

Bu satıları yazarken, Trabzon eski belediye başkanlarından Orhan Karakullukçu aradı. Sümela'daki ayin için ne düşündüğümü sordu. Ben de karşı olmadığımı gerekçelerimle anlattım. Orhan Bey, Sümela’da ayine karşı bir isimdi. Tepki gösterdi. Ardından, “Senden önce Ali Öztürk'ü aradım. O da, olumlu karşıladı, ağız birliği mi ettiniz” dedi. Ben de, Ali Öztürk ve bugünkü hükümeti destekleyenlerin tamamının, Sümela için Trabzon Limanına gelen gemidekileri karaya çıkartmadıklarını, karşı olduklarını, yeri göğü inlettiklerini hatırlattım ve bugün geldikleri noktanın tamamen siyasi iktidarla ilgili olduğunu, bugün bu kararı AKP değil mesela CHP, İYİ Parti veya MHP alsaydı, bu kesimin yine eskisi gibi olaya tepki koyacaklarını söyledim.

Bana kızabilirsiniz, tepki gösterebilirsiniz. Bu konuda dün ne söylemişsem, bugün de aynısını söylüyorum. Ayrıca benzer kutlama ve gelenek, paganlarda da vardı...

***

Sosyal medyadaki bu yazışmaları köşeme aldıktan sonra Orhan Karakullukçu, “Ayasofya’da namaz kılmanın karşılığı Sümela’da ayin mi? Ne dersiniz ödeştik mi?” şeklinde bir mesaj attı.

Sevgili Orhan abim, size turist rehberi Metin Yılmaz’ın önemli bir değerlendirmesini aktarıyorum:

“Ayini eleştirenler, ayini Atatürk'e ve TC'ye meydan okurcasına izin verenleri kutsayıp önünde diz çöküyorsa, eleştirilerin bir değeri yoktur. Zaten İstanbul Ayasofya Müzesi sürecinde Atatürk ve TC'ye sadakati gördük. Danıştay’a verdirilen karar kadar acıydı süreç. Hele Atatürk'e imzası sahte diyen sahtekarlara karşı hiç bir şey söylenmedi, eleştiri gelmedi, Atatürk'e ihanet etti denilmesi alkış aldı, kılıç çekilip lanet okunmasına günler sonra kedi mırıltısı gibi tepki verilmesi de boş.”

Son söz; tarihimizi, dünya tarihini farklı kaynaklardan okumadan, siyasi görüşümüze ve dini hassasiyetimize göre yorum ve değerlendirme yapmak havanda su dövmeye benzer!

Önceki ve Sonraki Yazılar