YERİN KULAĞI

yakinda.jpgYakında iflaslar başlar!

Trabzon’da turizm ve otelcilik sektörünün duayen isimlerinden Ali Şahin, il genelinde hizmet sektöründeki işletmelerin S.O.S. verdiğini söyledi. Sektöre Trabzon’un bir dönemler en ünlü otel ve restoranı olan Özgür Otel’de komi olarak başlayan ve sektörün her kademesinde çalıştıktan sonra otel müdürlüğüne yükselen ve bir yıl kadar önce bir süreliğine inzivaya çekilmeye karar veren Karadeniz Turizm İşletmecileri Derneği başkan yardımcısı Ali Şahin, koronavirüs nedeniyle bölgedeki otel ve restoranların zor bir süreçten geçtiğini söyledi.

Trabzon’da 38 bini turizm işletmeli olmak üzere 60 bin civarında yatak bulunduğunu kaydeden Ali Şahin, koronavirüs nedeniyle bölgeye yerli ve yabancı turist gelmediğini belirterek, ‘Bölgede ihtiyaçtan fazla tesis olmasına rağmen hala yenileri yapılıyor. Oteller, restoranların bir kısmı kapalı, açık olanlar da boş. İşletmelerin bir kısmı döviz kuru düşükken kredi kullandı. Döviz şimdi tavan yaptı. Çoğu işletmeler ödeme sıkıntısına düştü. Diğer yandan kredi kullanmayan işletmelerin de, işletme giderleri var, sermaye yetersizliği var. Hükümet, turizm işletmelerine destek vermezse, çok sayıda işletme iflasla karşı karşıya kalacaktır’ dedi.

Ali Şahin, Trabzon ve bölge için hayati önem taşıyan bir konuyu gündeme taşıdı. Turizm işletmelerinin gerçekten işi zor!

 

Bölünme kötüdür!

bolunme.jpgTrabzon’da Tıp camiasında okuyan, araştıran, eli kalem tutan isimlerin ilk sırasında Dr. Mahmut Haydar Ustaoğlu gelir. Ustaoğlu’nun köşemize aldığımız yazıları ve sosyal medyadaki paylaşımları, geniş bir kitle tarafından bir solukta okunur.

Mahmut Haydar Ustaoğlu, önceki gün ‘Bölünme kötüdür’ başlığı ile yine müthiş yazdı. Ustaoğlu’nun yazısı şöyle;

‘Bölünme kötüdür. Toplumsal kutuplaşmaya giden bölünme daha da kötü. Ülkemizde belli sünni görüşün hakimiyetini hedefleyen ve iktidarca desteklenen bölünme gelecek iç savaşın tetikleyicisi olacaktır. İktidar sebep olacağı toplumsal kargaşanın ya farkında değildir ya bilhassa bu kargaşayı hedeflemektedir.

Bir paylaşım okudum, dün gece. Sabaha kadar bunu düşündüm. Bir konuşmacı programında İHL'lerini kötülemiş veya eleştirmiş. O liseden mezun bir arkadaş kendi sayfasından o kişiye kaba tabirle giydirmiş. Cevaplayanlar arasında; "Kimdir o? Onu bize havale et, gerisini düşünme" yollu kendini devlet ve hesap sorucu görenlerin yorumları vardı. İHL'ler bu milletin çimentosuymuş. Diğer liseler çamur mu?

Atatürk bu ülkede birliği sağlayabilmek için "Tevhid-i Tedrisat Kanunu"nu çıkarmıştı. Şimdi Kendilerini hakikat gören İHL'liler bir tarafta İHL'lilerin küçük gördüğü liseliler bir tarafta, cemaat ve tarikatların liseleri bir tarafta, özel kolejlerin liselileri bir tarafta vs birbirine gittikçe uzaklaşan gruplar oluşmuş. Bir de bu grupların "Emret ölelim" bağlıları var. Devleti yönetmek için iktidar erki verdiğimiz siyasi partiler ise bu gruplardan birini kendi lehlerine pohpohluyor ve destekliyor.

Yine Atatürk; "Memleketin sahib-i aslisi hakiki müstahsil olan köylüdür" derken tarımsal üretimi destekleyecek önlemler almıştı. Şimdi köylü üretmeyi unuttu. Ürettikleri de para etmiyor.

Üretmeyen ve gruplaşan toplumların sonu tarih boyunca hep aynı olmuştur. Ben doların yüz lira olmasından, ekonomik krizden, doğal afetlerden, savaşlardan vs korkmam hatta toplumlar için birleştirici olmak gibi yararları da vardır tüm bunların. Ama geleceğimizi tehdit eden bölünmüşlükten, birbirini düşman gören toplumsal kutuplaşmalardan korkarım. Çünkü bu kaos ve iç karışıklık demektir.

Son söz; " Yerli uçağımız, milli gemimiz, milli füzelerimiz, milli otomobilimiz olsa bile geleceğimizden korkuyorum".

 

**************

 

Karadeniz'de belediyeler kültür dendiğinde paslı kazan, keşan, lahana sarması ve kuymak anlarlar. Akılları daha fazlasına ermez!

Malatya pazarından rahatlıkla satın alabileceğiniz şeyleri kültür festivali denilen garabetlerde sergilerler.

Yıllardan beri bu durum böyledir. Muhafazakârların kültür algısı kendi kendilerini boş yere tatmin etmek bir nevi.

Kitap nedir, tiyatro nedir, hakkıyla folklor nedir, sinema nedir, belgesel nedir, müzik nedir ve diğer kültürel olgular nedir asla bilmezler.

Koca bir Vakfıkebir ekmeğinin üzerine belediye başkanının adını yazmayı kültür zannederler. Eh, çapları bu olunca da küresel şirketler Karadeniz'in de Türkiye'nin de içine ederler!

Lisedeyken harika yağlıboya tabloları yapardım. Onun için nerede eli fırçalı bir ressam, güzel bir yağlıboya tablosu görsem öyle böyle değil çatlayacak gibi kıskanırım.

Ama lisede resim yaparken şöyle bir sorun vardı. Yaptığım her resme verilen tepki; ''Vuhh bunu nasıl yaptın!'' idi. O kadar mahcup oluyordum ki, anlatamam. Normal insan tepkisi, ''harika olmuş!'', ''keşke şu rengi bu kadar abartmasaydın!'' olması gerekirken hemen işin sırrını öğrenmeye çalışıyor. Nasıl yaptın dediği şeyde, iyi bir karakalem, desenleme, ışık gölge, perspektif, gözlem, simetri vb. bir sürü şey var. Ama onlar hiç önemli değil! ''Metin sen bu resmi nasıl yaptın?'' sual buydu.

Diyorum ya, sanki mağara kovuğundan yeni çıkmış gibi bir reaksiyon. İnsanı o kadar yüreksiz ediyordu ki? İşte şimdiki belediyeler o soruyu bana soran çocuklar!

Temelyon'un ilk baskısı çıktığında Almanya'nın Düsseldorf şehrinde Karadeniz k

ültür festivali düzenlenmişti. Trabzon Beşikçi kitabevinden Karadeniz'le ilgili kitap istemişler. Böylece Temelyon'u Almanya'ya da göndermiş olduk.

O festivalde hiçbir Avrupa görmüş Karadenizli bir kitabı eline alıp kapağını aralamadı. Kitaplar gittiği gibi geri döndü.

Biz Türkiye'de insanlara okumuyor, cahiller diye kızıyoruz ya, asıl zır cahiller Avrupa'da. Türkiye'dekiler onlara göre Einstein sayılır.

Karadenizli belediye başkanları, halayık takımı Almanya'ya gittiler, lahana şurvasını orada zıkkımlandılar ve geri döndüler. Kültürlenmiş oldular. Çapları bu kadar.

Yalnız o etkinliklere davet edilmiş bir Alman belediye başkanının bizimkiler bir bakışını görmüştüm, vallahi de billahi de o bakışın anlamı şuydu. ''Bu barbarlar bu ülkeye nereden geldiler!''

Şimdi, bu cahil belediyeler, dördüncü sınıf müzisyenlere eşek yüküyle para verip arabesk gürültü yaptırırlar. Ama parasını cebinden ödeyip kitap almazlar ve tek sayfasını okumazlar. Sadece lahana ve hamsi yerler! Kültürlenirler yani!

(Metin Kondel)

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar