Yeşilyurt İbrahim!

Trabzon’un yetiştirdiği değerlerden biri olan Prof. Dr. Yahya Sezai Tezel, zaman zaman Trabzon’un bir dönemi ile ilgili gördüklerini ve yaşadıklarını yazar.
 

Tezel, Trabzon tarihinde önemli bir yere sahip olan Yeşilyurt Otel ve restoranını ve de işleticisi İbrahim Göksel’i yazdı.

İşte o Yahya Hoca’nın o yazısı;

“Mustafa Göksel; babamın teyzesinin oğlu İbrahim Göksel'in oğluydu. Askerliğini Bahriye'de yaptı. Onunla ilgili ilk anım Kemerkaya Mahallesinde ortasında içinde kırmızı süs balıklı havuzun bulunduğu bahçe içindeki evin, merdivenlerle girişin sağında kalan misafir odasında duvardaki bahriyede askerlik yaparken çekilmiş fotoğrafıdır. Mustafa Göksel İdman Ocağı Kulübünde futbol oynamış, bu kulüpte ve Trabzonspor'da yöneticilik yapmıştır. O duvarda unutamadığım bir obje daha vardı. Camın arkasında farklı renklerde yaldızlı kağıt ve boyalarla oluşturulmuş Hicaz Demiryolu tablosu. Mustafa Ağabey'e kız isteme olayını da hatırlıyorum. Evde Yeşilyurt İbrahim Bey, karısı Beratiye hanım, büyük oğlu Mehmet Ağabey, eşi Beratiye hanımın yeğeni Nimet Abla, menenjit geçirdiği için özürlü kalmış Mualla Abla, birkaç hizmetçi ve oturma odasında ve kocaman mutfakta kim olduklarını şimdi bilemeyeceğim yaşlı Osmanlı hanımefendileri yaşıyordu. İbrahim Beyin annesi yani babamın teyzesi de olabilir, Beratiye hanımın annesi de. Evin despotu, hakimi değil despotu Beratiye hanımdı.

adsiz-001.jpgBen çok küçük çocukken ona hala-teyze demişim. Bu onu çok sevindirdi. Ve Beratiye hanım hafızamda hala halateyze olarak duruyor. Uzun boylu. Geniş kalçalı. Kilolu. Bol elbisesi ve kulaklarının arkasına topladığı oyalı başörtüsü ile zihnimde canlı şimdi. Ölünceye kadar o evi o yönetti. Mehmet Ağabeyi de Mustafa Ağabeyi de o evlendirdi. Mustafa Ağabeyin eşi Ayşe Abla, açık beyaz ten üstünde hafif sarımsı çilleri olan olağanüstü bir yüze sahipti. Bir ölçüde duyma özürlü olduğu evlendikten sonra ortaya çıktı. Bu Mustafa Ağabey'i de onu da çok üzdü. Mehmet Ağabeyin ve Mustafa Ağabeyin bir sürü çocuğu oldu.

 İbrahim Beyler, Mehmet ve Mustafa Ağabeyler aynı çatının altında yaşadılar. En üst kattaki tavan katı denebilir, bir Trabzonlu Rum ile Trabzon'un hatta Doğu Türkiye'nin en lüks içkili lokantası olan Yeşilyurt'u işlettikten sonra, belki günah saydığı bu durumu affettirmek için çevresinde para yiyici hacı hocaların toplanmasına izin verdi. Tavan katında çok sayıda kanarya beslerdi. Ve bana sabah gün ağarırken bu tavan katına çıkıp kanaryaların ötüşlerine Kuran'ı sesli okuyarak eşlik ettiğini söylemişti. Benim İslami öğrenmem için babam aracılığıyla bana bazı kitaplar ve Sebilürreşad dergisinin bir iki sayısını göndermişti. Fotoğrafta ortadaki yakışıklı ve şehirli genç adam Mustafa Göksel'dir. Yeşilyurt İbrahim Bey ve eşi sevgili Halateyzem Beratiye Hanım'ın geniş ailesi, kültürümüzdeki matriarkal aile yapısının anıt örneği olarak anılarımın, anılar üstünde sürekli analiz ve değerlendirme yapan zihnimin anıt örneğidir.

(Fotoğraf Ömür Gökçe Hacıalihafız arşivi)

 

***

 

Din bir ihtiyaçtan doğmuş, kabule dayalı insani bir kurum. Yaratıcı Varlığın bize en güzel hediyesi ise hayat. İster dini kabul edin ister etmeyin hayat hepimiz için. Ona göre yaşamak lazım. Müslümanlarda yaşamak konusunda ayrı bir kaygı ve dünya nimetlerini öteleyerek öne çıkma arzusu var; maksat Allah’a yaranmak! Adeta bak diyoruz Allah’a “Senin için nelerden vazgeçiyoruz, bunu gör ve Sana geldiğimizde bize fazla ver”. Halbuki bu dünyayı cennet yapmak ve dünyayı cennet olarak yaşamak daha doğru daha insani, daha İslami ve karlı. Zevklerden vazgeçmeden, müzikten, birlikte eğlenceden, birlikte iş üretmeye cenneti bu dünyada yaşayabiliriz. İnanın bu dünyadan vazgeçerek cenneti talep etmektense bu dünyayı zevkle yaşayarak tamamlamak Allah’a inanan kullar için çok daha doğru. Yeter ki gülümseme eksilmesin yüzünüzden, sevgi azalmasın kalbinizden. Gittiğimizde zaten göreceğiz neyin doğru olduğunu şimdiden üzülmeye ve korkmaya gerek yok.

Yaşa gitsin! (M. Haydar Ustaoğlu)

***

İnsanın dört boyutu vardır. Fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal. Ama günümüz dünyasında hem-hem yerine ya-ya arasında seçim yapılıyor. Özellikle ruh ve duygularımız, zihnin ve entelektüel faaliyetlerin baş tacı edildiği dünyada aşağılanıyor veya yok sayılıyor.

Kimi insan kalbini, kimi insan ruhunu arıyor. Sanal ve istenen bir kimliği hayatta başarıya taşımaya çalışıyor. Ulaşınca da, başarıyı boş eller ve boş kalplerle karşılıyor. Herkes legosu eksik insanlar gibi parçasını arıyor.

Üstelik insanlar sadece kendi duygularına saygısız değiller başkalarının duygularına müdahele hakkını da kendilerinde görüyorlar.

Günümüz dünyasında ruh, kendisi dogmatik bir dine dönüşmüş bilim tarafından yok sayılırken, duygular zayıflık olarak addediliyor. Duygular yeterince saygı görmeyince bedeni de olumsuz etkiliyor. Şişmanlık, obezite, madde bağımlılıkları ve antidepresan ilaçları kullanımı her gün artıyor.

Depresyon zihinsel veya gelişkin olmayan ruhsal boyutun duygusal ve/veya bedensel boyut üzerinde hakimiyet kurmasından kaynaklanır.

Eğer aşırı entelektüel ya da ayakları yere basmayan aşırı sprituelsen deprasyon neredeyse yine kaçınılmazdır.

Diğer iki boyutun desteğini almayan zihinsel veya ruhsal boyut kuru, katı ve ''Ben bilirimci'' olur.

Aşırı zihinsel kişi, duyguların desteği olmazsa soğuk ve mesafeli olur. Bilimsel olmayan her şeyi ret eder. Kendi iç dünyasının zenginliğinden uzaklaşır. Bütünlükle bağlantı kuramadığı için kendini derin yalnızlığa mahkum eder. Bedenine ve bedensel hazlara yeterince önem vermezse sağlık sorunları ve insan sıcaklığının eksikliğini yaşar.

Aşırı spirutuel insan da, duyguların desteği olmazsa ormana inanırken ağaçları tanıyamaz. Göklerde gezinirken yerle irtibatını kaybeder. Zihinselliğin desteğini almazsa otorite olarak gördüğü kaynaktan gelen her türlü sözü mutlak doğru olarak sorgulamadan kabul eder. Guruların peşinden gider, tarikatlara girer. Üretken olmayan bir yaşam sürer. Hayatın renklerinden feragat ettiği ölçüde sprituelliğini güçlendirdiğini sanır. Hayattan uzak durdukça hayatta ondan uzak durur. Ama o hayatın ve göklerin kendisine borçlu olduğunu düşünür. Çünkü o üstün kişidir. Sonuç yalnızlık ve yine deprasyon.

Boyutlarınızı eksik bırakmayın eksik varsa kendinizi bütünlemeye çalışın. Beceremiyorsanız tamamlayıcı, bütünleyici ve size yansımanızı aynalayacak kişileri bulun! (İlham Süheyl)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar