Gürol Ustaömeroğlu

Gürol Ustaömeroğlu

YILBAŞINA GİRERKEN…

Her yıl yılbaşı öncesinde, şöyle böyle yaklaşık 15–20 gün önceden tartışmalar başlar. Özellikle ülkemizdeki bu tartışmalar iki şekilde kendini gösterir.

Birincisinde bir grup insan sokaklarda bildiri dağıtır. Ellerindeki açık kağıt ya da zarflarda yılbaşını ve yılbaşını kutlayanları suçlayıcı metinler dağıtırlar. Noel’i yılbaşına öykündürüp insanları doğru yola davet ederler ve hatta daha da ileri giderek Noel ve Yılbaşını kutlayanları lanetlerler.

İkincisinde ise durum sosyal medyada dile getirilir. Bu sefer hiçbir dini görevi ve hatta yeterli dini bilgisi olmayan insanlar dahi durumdan vazife çıkarıp noel ve yılbaşını kötüleyici söylemler geliştirirler. Noel’in dinimizde ve geleneklerimizde olmadığını

( zaten aksini iddia eden yok ) dolayısı ile yılbaşını kutlamanın da günah olduğunu

( itiraz bu cümleye var ) iddia ederler.

Bu yıla kadar hemen hemen her yılbaşı öncesinde bu iki davranış şekli az veya çok, sık veya seyrek tanık olduğumuz bir durumdu.

Çok şükür ki bu sene bu saydıklarımızla pek karşılaşmadık sevgili okurlar. Yine birkaç yerde noel ile yılbaşını bir tutan cümlelere rastlasak da konu daha çok kutlamanın şekline yoğunlaştı. Yani mesele kim neyi nasıl kutlayacaksa kutlasın ama aşırıya kaçmasın, günaha da girmesin noktasına geldi. Tam bu sırada malum pandemi tedbirleri söz konusu oldu ve yılbaşı gecesi de pandemi yasakları arasına giriverdi.

Her şey bir yana bu yasağın doğru ve yerinde olduğunu söylemeliyim. Sağlık, hele hele ölümcül salgından korunmak her şeyin öncesinde gelir.

Dolayısı ile yılbaşı kutlaması ile ilgili tartışmalar bu yıl sosyal medyada da, günlük hayatta da çok fazla yaşanmadı.

Peki, iyi güzel de tartışmaların kaynağı nedir?

Sevgili okurlar bu konuyu çok dert eden bir insan olarak birkaç küçük bilgi cümlesi ile bu bölümü kapatmak istiyorum.

“Ya Gürol sen de ne alemsin; dert edecek bula bula bu konuyu mu buldun?” demenizi duyar gibiyim.

Evet dert ediyorum. Konuyu dert etmiyorum. Bilgi sahibi olunmayan konularda fikir sahibi olunmasını ve bunun siyasette, sosyal hayatta ilişkilerin çıkarına göre kullanılmasını dert ediyorum.

Aslında mesele o kadar basit ki...

Bugün Google Amca diye bir mekanizma var. Bırakınız koca koca kitapları bir yana, sadece Google Amcaya baksanız orada Noel nedir, Yılbaşı nedir birbirleriyle ilişkisi var mı yok mu rahatlıkla öğrenebilirsiniz.

Özetle Noel Bayramı her yıl 25 Aralık’ta kutlanır. Hıristiyanlar kutlar. Ayrıca Doğuş Bayramı, Kutsal Doğuş, Milat Yortusu gibi isimler de alır. Kutlamalar 24 Aralık’ta başlar. Bazı Ortodoks Kiliseleri de 25 Aralık’ta kutlarken bazı Ortodoks Kiliseleri ise Jülyen Takviminde 25 Aralık’a denk gelen 6 Ocak gününü Noel olarak kutlarlar.

Görüldüğü gibi 31 Aralık gecesi olan yılbaşından kimse bahsetmemektedir.

Çünkü 31 Aralık gecesi yeni umutların yeşerdiği, gelecek güzel günler için temennilerde bulunulan, dua edilen, namaz kılınan bunları yaparken de eş dost akraba ile bir araya gelinip yemek yenilen, sohbet edilen bir geceden öteye geçmemektedir. Hatta Sümerlerde olduğu gibi çamlar süslenir ve adeta ilkbahar arifesi gibi dilekler de tutulur.

Tıpkı çocuğumuzun, eşimizin, dostumuzun doğum gününü kutladığımız, iyi dilek ve temennilerde bulunduğumuz gibi.

TARTIŞMALARIMIZ ACIMASIZ

“Bugün ülkemizde yaşanan olumsuzlukların başında tartışma kültürümüz gelir” desek herhalde abartmamış oluruz. Bizim öğrencilik zamanlarımızda okullarda münazaralar yapılırdı. Bir konu seçilir, bu konunun lehinde ve aleyhinde konuşma yapacak öğrenci grupları belirlenir ve bu iki grup, öğretmenin moderatörlüğünde, diğer öğrencilerin tanıklığında tartışırdı. Tartışmadan önce öğrenci grupları konularına iyice çalışıp bilgi sahibi olurlardı. Bu uygulama şu anda var mı bilmiyorum.

Ama en azından geçmişimizde gelecek kuşaklar adına tartışma kültürümüzü geliştirici milli eğitim uygulamalarında yetişmiş olmak bizler için bir şanstır.

Ortaokul çağındaki bir öğrenciye tartışacağı konu ile ilgili bilgi edinme hakkını vermek o dönem milli eğitim anlayışının göstergelerinden biriydi.

 

Edinilen ve içselleştirilen bilgi ile tartışmaya girme kültürü ne oldu da bugün yerini salt fikirle tartışmaya girme haline geliverdi anlamak kabil değil.

 

Sosyal medyada hemen hemen her konuda fikir beyan edilmektedir. İnsanlar adeta içlerini döküp terapi olurcasına fikirlerini paylaşmaktadırlar. İşin buraya kadar olan kısmında bir sorun yoktur. Zaten sosyal medya dediğimiz olgu en sessiz bildiğimiz insanın dahi iflah olmaz bir hatip haline dönüştüğü bir ortam değil midir?

Ancak mesele karşılıklı tartışma haline gelince sorunlar da ortaya çıkmaktadır.

Hele hele tartışmalar birilerinin adına, birilerinin uğruna kendini feda edercesine olduğunda iş içinden çıkılamaz hale gelmektedir.

 

Bilgi ikinci plana atılmakta, hatta bazen plana bile dahil olmamaktadır. Altyapısız fikirler çatışmaktadır.

Özellikle başkalarının fikirleri uğruna birbirini kırmalar başlamaktadır.

Konu kaynağından uzaklaşmakta, hakaretler birbirini takip etmektedir. O anda hayat durabilse ve tartışan insanlara konunun esası sorulsa eminim ki hiçbiri cevap veremez haldedir.

Yani insanlar bu kadar kendini kaybedecek duruma gelebilmektedir.

 

Bu yazdıklarımı izninizle somutlaştırayım mı?

 

Her akşam açın televizyonlarınızı tartışma programlarını izleyin. Yeterli olacaktır.

 

Sevgili okurlarım;

Yeni yılın vatanımıza, devletimize, milletimize, ailenize, sevdiklerinize hayırlarla gelmesini diliyorum. Bütün güzellikler sizlerin olsun. İyi yıllar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.