Yıllar Sonra Rastladım Çocukluk Sevgilime

"Ne kadar da güzel bir duygudur !" diye düşünüyorum. Düşünün bir kere! Aradan yıllar geçiyor ve zamanında evlilik hayalleri kurduğunuz, uğruna yanıp tutuştuğunuz çocukluk aşkınız ansızın karşınıza bilmem kaç yıl sonra çıkıyor! İster istemez bir tuhaf olur insan. "Ne kadar güzel bir duygudur diye düşünüyorum!" demiştim ya paragrafın başında şimdi onu değiştiriyorum. Yazarken hissettim, hiç de güzel bir duygu değildir! İnsana acı çektirir o karşılaşma!

Tabii benim bu konuda, size en son duygu aktaracak adam olduğumu da unutmuşum! Çünkü ben çocukluk aşkımla evlendiğim için yıllar sonra rastlanan çocukluk aşklarının tecrübesini yaşama imkanım olmadı ve de olmayacak. Ancak hayal edebilirim. O da yaşayanın yanında hiç kalır! İşte bu şarkı bunun kanıtıdır.

Şimdi daha iyi anlıyorum; bir şey güzelse zaman ondan fazla bir şey götüremiyor. Anlayacağınız yaşlanmıyor, bozulmuyor, yıpranmıyor daha da önemlisi zaman içinde ölmüyor. Değerleri yaşandığı zaman diliminde bilinmese de ileriki yaşam diliminde ansızın önünüze çıktığında ne kadar değerli bir yaşanmışlık olduğu anlaşılıyor. 

Bazen iş işten geçmiş oluyor. Genelde de öyle olur. Karşılaşmalarda ilk önce geçen günlerin, yaşanılanların bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçmesi ile başlar yavaş yavaş! İnsanı üzer ve yaralar; daha sonra ise kendini imtihan etmeye başlarsın "Neyi yanlış yaptım?" diye! Şanslıysan hızlı atlatırsın bu travmayı. Şanslı değilsen biraz sürer bu zaman, diye düşünüyorum, öyle hayal ediyorum.

Annem bu şarkıyı söyledikten sonra:

"Anne senden sonra bu şarkıyı kim güzel söyler?" derdim. Teşekkür eder, gülerdi. 

"Bu şarkıyı en güzel Muazzez Ersoy söyler!" derdi. Ben de bu şarkıyı Hüner Coşkuner’den dinlemeyi severim.

Yıldırım Gürses ve ekibi haftalardır çalıştıkları bestenin üzerinde çalışmak için toplanmışlardı. Herkes yerini alır ve ilk prova yapılır. Ancak kanuncunun ne yazık ki provaya konsantre olamadığı ilk provada anlaşılmıştı. Kimse bir şey söylemez. İkinci prova da kötü olunca herkes kanuncuya dönerler. Kanunu çalan müzisyen normalde çok neşeli biri olmasına rağmen hiç konuşmuyor ve yüzü asık bir şekilde dikkatle kanuna bakıyordu. Yıldırım Gürses:

"Üstat ne oldu? Sende birşey var! Bırak çalmayı, önemli değil hadi anlat! Herkes müzik aletini bırakmış, onu dinliyordu. Derin bir nefes aldı. 

"Bugün çok kötü bir şey başıma geldi buraya gelirken! Ellerimden uçuveren duyguları hatırlatır bir karşılaşma oldu!" Müzisyenlerden biri:

"Ne oldu dostum?"

"Yıllar sonra çocukluk sevgilimle karşılaştım!"

"Yıllar sonra dediğine göre, ne kadar bir zaman olmuş?"

"Zaman mı? Bak, hatırlanmıyor bile! Son hali gözlerimin önünde!
'Gitme, biraz daha dur!' deyişim hiç aklımdan çıkmadı. Karşılaştığımda bakışı içimi deldi. Beni on iki yıl önceye götürdü."

Yıldırım Gürses bir masaya oturmuş, konuşulanları dinliyordu. İçinde bir heyecan belirmişti. Masanın üstünde olan kalemi sessizce uzanıp aldı ve önündeki kağıdın üstüne koydu. Bu arada kanuncu anlatmaya devam ediyordu. 

"Onun bakışı hatıralarımı canlandırdı. Ona aşık olduğum ilk günleri aklıma getirdi." Müzisyenlerden biri:

"O günler geri gelmez kardeşim, onlar mazide kaldı. Sıkma canını, üzme kendini!"

"Sıkma canını diyorsun, ama olmuyor. Beni bu karşılaşma çok etkiledi. Verdiğim ilk mektup aklıma geldi. Onun bana ettiği yemin kafamın içinde çınladı, ilk sözler uçuştu!" Başka bir müzisyen: 

"Evet anlıyorum, ama bildiğin gibi o çocukluk günleri geri gelmez. Hepimizin vardır böyle mazisi. Hatırladıkça üzülüyoruz; ama alışacağız! Hadi üzme kendini!"

"Onunla karşılaşmamızda içimi yaktı bakışları. Mazimiz gözümün önünde canlandı. Ne yapacağımı şaşırdım, ağzımı açıp bir şey diyemedim!"

"Konuşamadın mı ilk sevgilinle?"

"Konuştum; ama ne konuştuğumu inan anımsamıyorum! Yanında bir kız çocuğu vardı. Binanın kapısında karşılaştık onunla. Buranın üst katında bulunan bale kursundan çocuğunu almaya gelmiş, sadece o var aklımda."

"Siz nasıl ayrıldınız?"

"Babası memurdu; tayin olup Balıkesir’e gittiler. Ayrıldığımızda on altı yaşındaydı." Onları dikkatle dinleyen Yıldırım Gürses: 

"Neyse, tamam; bu konuyu burada kapatalım! Bir ara verelim de üstat bir nefes alsın. Hep beraber bir kahve içelim ve kendimize gelelim. Siz balkona çıkıp oturun, ben de birazdan geliyorum." deyip sohbeti sonlandırdı. 

Herkes balkonda kahvesini içiyordu. Yıldırım Gürses ise masada bir şeyler yazmaya devam ediyordu. Balkondakiler onu çağırdıkça:

"Tamam geliyorum; size bir sürprizim var!" deyip zamanı uzatmaya çalışıyordu. Yazıyı bitirmiş, kafasında besteyi de yapmıştı. Balkona geldiğinde kanuncuya kağıdı uzatıp okumasını rica etti.

Yıllar sonra rastladım çocukluk sevgilime
O aşina bakışlar içimi deldi yine
O bakış ki götürür beni yıllarca geri
Hatıramda  canlandı ah ilk aşkımın günleri
Gelmez o günler dönmez o günler mazide kaldı hep

Verilen ilk mektuplar ilk yeminler ilk sözler
Mazimde kanatlandı içimi yakan gözler
Anladım gelmez geri o çocukluk günleri
Bir bakış ki o kadar ah yaşadım mazim kadar
Gelmez o günler dönmez o günler mazide kaldı hep

Şiiri okuması bitmiş, kanuncunun gözlerinden iki damla yaş yanağından aşağıya süzülmeye başlamıştı. Balkondakiler şaşkınlık içindeydi. Yıldırım Gürses:

"Hadi kalkın, çalıştığımız şarkıyı bırakıyoruz. Bunu çalışacağız. Bestesini aklımda yaptım. Muhayyer Kürdi olacak!" deyip o gün akşama kadar bu şarkı üzerinde çalışarak bu güzel eseri bizlerle buluşturdular.

Yıldırım Gürses'in ve ekibinden ölenlerin mekanları cennet olsun. Harika eserler ürettiler!

(Not: Bazı gerçeklerden yola çıkılarak hayali olarak senaryolaştırılmıştır. Gerçeklik payı okuyucunun hayal gücüne bırakılmıştır.)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar