Turhan Eyüboğlu

Turhan Eyüboğlu

Yüzyılın Gerçek Önderi  M. KEMAL ATATÜRK!

Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, Mustafa Kemal Atatürk'ü Türklerin kalbinden çıkarmanız mümkün olmayacak! Birkaç soysuzun inkarı hiçbir şeyi değiştirmeyecek! Dünya lideri olmak ne ekonomik güçle ne büyük ülkenin lideri olmakla, ne korkulan bir ülkenin lideri olmakla, ne de korkulan bir insan olmakla olunuyor!
Dünya lideri olmak seninle cana can, kana kan savaşan ülkelerin her birinde savaş sonrası yıllarca saygın bir şekilde anılmak ve orada bulunan anaların, babaların, kardeşlerin de Ata'sı olmakla gerçekleşiyor. Bunu henüz dünyada tek bir lider gerçekleştirdi. O da Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'tür!
Çanakkale Savaşından sonra Avustralya ve Yeni Zelanda'da "Çocuklarımız düşman topraklarında kaldı, ruhları huzur bulamıyor!" şeklinde gözyaşlarını bir türlü dindiremeyen anaların ve babaların itirazlarının artık önü kesilemiyordu. Çok sayıda anne ve babalar hükümetlerine dilekçeler vererek, ölülerinin bulunmasını ve topraklarına geri getirilmesini istediler.
Doğal olarak önce 1. Dünya Savaşı, sonra da Kurtuluş Savaşı yılları boyunca bu istekleri değerlendirilemedi. Cumhuriyet ilan edildikten sonra Batı ile ikili ilişkiler kuruldukça ANZAK annelerinin kendi hükümetlerine baskısı arttı. Ancak bu annelerin isteklerini yerine getirmek, fiili olarak çok zor görünüyordu. 
Kayıpların çok büyük kısmı, denizaltılarca batırılan gemilerde, denizde kaybolan askerlerdi. Ayrıca bombardımanlar cesetlerin sürekli parçalanmasına neden olmuştu. Ancak bunları annelere söylemek mümkün değildi. Bir açmaza girilmişti.
Türk hükümeti, eski işgal güçleri yetkililerine, ceset aranması ve mezarlık yapılması konusunda imkan verdi. Bazı cesetler bulundu, birkaç mezarlık yapıldı; ancak huzur sağlanamadı. 
1934 yılının 18 Mart'ında, o zamanın şartlarında, neredeyse uzay yolculuğuna çıkmak kadar zorluklarla, bazı ANZAK gazileri ve yakınları, kayıplarını anmak için törene katıldılar. Zamanın Çanakkale valisi, bu törende yapacağı konuşmayı, önce Ankara'ya bildirip onay istedi.
Dışişleri tarafından uygun bulunan metin, Atatürk'e de danışıldı. Özet olarak, Türkiye'nin, iman gücü ile düşmanları her zaman kovduğu, işgale gelenlerin denizin dibinde kaldığı, bundan sonra işgale kalkışacaklara da bir ders olması gerektiği anlatılan, hamasi bir konuşmaydı!
Atatürk, yazı hakkında hem danıştı hem de düşündü. Söylenenler doğruydu, gerçekti. Kimse de itiraz edemezdi; ancak hem uluslararası nezakete uygun değildi hem de geleneklerimizdeki 'misafire davranma' şeklinden uzaktı.
Savaşı bin bir zorlukla kazandığımızı zaten herkes biliyordu. Kafalarına kakmak, düşmanlığı ve gerginliği devam ettirmek hiç de şık olmuyordu. Gelenlere ise, misafirlikten daha üst bir paye vermek, ülkemizi küçük düşürebilir; güçsüz ve aciz gösterebilirdi. İlişkilerde nezaket ve acizliği karıştırmamak, bir sanattı.
Atatürk, bize Allah'ın lütfu olarak hem savaşı kazanabilecek zekâya hem de barışı ilerletecek kültür ve olgunluğa sahipti. Yazıyı bir kenara kaldırdı, yenisini yazdı ve Çanakkale'ye gönderdi.
"Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar!
Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz! Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız.
Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır.
Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır."
Dinleyenleri allak bullak eden, gözyaşlarına boğan bu metin, yine o yılların şartlarında, zaman içinde duyulup yayıldı. ANZAK anneleri, kendi çocuklarına 'kahraman' diyen ve evlat kabul edip 'dost' olarak hitap eden bu büyük alçakgönüllülük karşısında şaşırıp kaldılar.
Sydney şehrinde bir araya geldiklerinde, mesajı ağlamaktan bir kerede hiçbiri okuyamadı. Yazı elden ele geçerek 2 saatte, 50'den fazla kez okundu! Neredeyse gözyaşlarından okunmaz hale geldi.
Daha sonra cevap metni yazıp gönderdiler.
"Gelibolu topraklarında yitirdiğimiz evlatlarımızın acısını alicenap sözleriniz hafifletti, gözyaşlarımız dindi. Bir anne olarak bana güzel bir teselli verdi. Yavrularımızın sonsuz uykularında, huzur içinde dinlendiklerinden hiç şüphemiz kalmadı.
Majesteleri kabul buyururlarsa, bizler de size 'Ata' demek istiyoruz. Çünkü yavrularımızın mezarları başında söylediğiniz sözler, ancak bir öz babanın sözleri gibi yüce.
Evlatlarımızı bir baba gibi kucaklayan Büyük Ata'ya bütün anneler adına sevgi, şükran ve saygıyla..."
İşte bu ve buna benzer sebeplerden dolayı Mustafa Kemal Atatürk'ün otuza yakın ülkede püstü bulunmakta ve her yıl anılmaktadır. Dünya lideri olmak kolay iş değil!
Ne Mutlu Türk’üm Diyene!

(Not: Yazının bir bölümü alıntıdır. Yazı, üyesi olduğum WhatsApp grubunda yayınlanmıştır. Çok araştırmama rağmen alıntının yazarının ismini elde edemediğimden isim yazamadım. Kendisinden özür dilerim.)
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum